Köşe Yazarları

“Bilinmezlikler” içinde yaşadık!








Akıllı insanın en büyük “zafiyeti” gelecekte ne olacağını bilememesidir!




Fakat “akıllıdır” dediğimiz insan bilemediği geleceğini atalet ve tevekkül içinde beklemek yerine onu bizzat hazırlar.



Bu saptanan belirli bir “hedef” de olur, ulusal bir ideal da..

Nitekim daha ilkokuldaki küçücük öğrenciye bile eskiden “istikbal” şimdilerde “gelecek” dediğimiz o yarınlar için motive etmek amacında sorarlar:

-Büyüyünce ne olacaksın çocuğum?..

…ANLATMAK  istediğim şudur. 1963’ün Kasım ayında geldiydim Ankara’dan Mağusa’ya.. Biraz para denkleştirip geri dönmek için..

Hayatımı tümden ve kökten değiştirecek “Kanlı Noel” gibi bir olayın Mağusa surlar içinde tutsağı olarak kalacağımın bana masalını anlatsalardı, “ütopyanın bu kadarına da pes” derdim! Oysa  gerçekleşti!

Çok kısaca Kıbrıs Türk halkı bir gün EOKA teşkilatı ile birlikte komşusu Rum’un saldırılarına uğrayacağını, evlerinin yakılacağını, göçe zorlanacağını, öldürüleceğini hiç düşünmediydi..                Yada “EOKA’ya karşı TMT ile tedbir almasına karşın” olasılık görmediydi..             Tıpkı 1974’de Başpiskoposluğunu kullanarak dünyadaki krallara kraliçelere bile elini öptürecek kadar etkin ve yetkin olan Makarios’a 1974’de darbe girişiminde bulunulmasına kadar..

O “isyan günü” ayni zamanda Kıbrıs adası “tarihinin” de değişim yıldönümü oldu. Şöyle ki artık Kıbrıs bir daha “1974 öncesi siyasi,  ve topografik statüde olmamacasına..

Kısaca ne  Rum ne Türk halkı 1974 sonrasının bugünkü statüyle böylesi iki bölgeliliği doğuracağını  düşünemedilerdi. Çünkü Rum için “idea” haline gelen hedef “Enosisti!”  Türk halkı için “çözümle siyasi tescili kabul görecek Kuzey’deki Türk Devleti..”

(Tabi ki artık Rum tarafı için Enosis hayal bile değildir!)

PEKİ ya bizim hayalimiz? Ne düşünüyoruz gelecekler için? Nasıl bir ada? Federasyon da olsa nasıl bir federasyon? İki ayrı devlet olarak devam edeceksek eğer nasıl bir devlet? Türkiye ile ilişkilerimiz nasıl olacak?

1963’de bu düşüncelerin kırıntısı bile yoktu aklımızda..                                             İnşallah evlatlarımıza, yetişmekte olan yeni nesil Kıbrıs Türk gençliğine de karabasan haline gelmiş öylesi “bilinmezlikleri”  bırakmayız miras diye!

*****

SORUNLAR ÇÖZÜLMEDEN…

Sorunlarımızı çözemediğimizin sorunlu devleti olduk.. Yıllarca, “önce çözüm sonra  ekonomik kalkınma mı?.. yoksa önce ekonomik kalkınma sonra mı çözüm” diye diye heyamola çektik!

Ha! Şunu da yazayım: Kimsemizin kimsenin yüzüne bakıp serzenişte bulunması, kınaması, küçümsemesi gibilerinden  afralar tafralar atmasına da gerek yok, hepimiz başarı ve başarısızlıklarımız, yetenek ve beceriksizliklerimizle  ayni makastan  çıkmış modelleriz! Şöyle ki “yok birbirlerimizden farklarımız!”

NİTEKİM  bir büyük “hasletimizi” de geçen günlerde Meclis’teki bütçe görüşmeleriyle ilgili konuşmasında HP’i milletvekili Gülşah Sanver Manavoğlu ayazlattıydı. Söylediydi şuydu:

“Gece yarılarına kadar bütçe görüştük de elimize ne geçti? Başımız göğe mi erdi?”

(Ki geçmişte de çok olurdu. Sabahlara kadar bütçe görüşülür, ertesi gün hafta sonuna denk gelirse bazı milletvekilleri Bakanları, o  dönemlerdeki “Devletin çiftliği” durumundaki Salamis Bay Otele kapağı atar, ertesi gün de lokma lokma gözleriyle otelin salonunda volta atarlarken her zaman at sinekleri gibi kuyruklarında dolaşan partililerine (avantacı ve fırsatçı takımına) Meclis’te nasıl sabahlara kadar bütçe görüştüklerini, sonunda geçirdiklerini anlatırlar, takdir ve iltifatlar beklerlerdi! Tabi memleket değişmez ol alem nasıl geldiyse öyle devam ederdi!..)

NEYSE ki o günler  geride kaldı. Kaldı da Gülşah hanım haklı! “Hani gece yarılarına kadar görüştük de başımız göğe mi değdi” derken siz  neticeye bakın diyor neticeye..

Ki her zamanki gibi o “netice” sıfıra sıfır elde var sıfırdır!

Nitekim  diyor ki İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, “Toprak Reformu çerçevesinde çiftçilik yapma amacıyla dağıtılan ve kişiler tarafından fahiş fiyatlarla yatırımcılara satılan arazilere hiçbir bedel ödenmeden yasaklar konmaktadır.. Bu hataya düşme nedenimiz popülizmdir, kabul edilemez…”

…YILLARCA kırsalda, köylerde  “gençlere ev yapmaları için arsa dağıtılmasını “köşemde” ayazlatırken soruyordum.  “Kaç gencimizin o köylerde o arsalarının yüzü suyu hürmetine  ikamet etmelerini başarabildiniz ki?

Şehit ailelerine de bu memlekette çok arsa toprak dağıtıldı.  Yanlarına iki apartman yapıp bir yol geçirmek değerlerine değer kattığında o arsalara evlerini yapmak yerine pahanın pahasına satmayı tercih ettilerdi!

…HA Boğaziçi mi?  “Emirnamelere” giren bölgelerden birisi de orası. Çünkü aslında potansiyeli yüksek bir tarım alanı olmasına karşın hızla “imar iskânla” genişleyip kalabalıklaşıyor ki  bu nedenle dün 10 lira olan bir arazi tutun ki bugün 50 lira oldu! Yani parasal getirileri yönünden iştah kabartan bir gelişme.. Beleş dağıtılan  arsalar araziler tabi ki satılır!

Vesselam topraklarımızda gelişen rant çıplak gözle bile görülürken,   tutun ki Mağusa’dan Boğaz’a, oradan Bafra ve Kalecik’e kadar  gasp edilmişlikleri nedeniyle artık denizin kıyılardaki evlerden villalardan  görülemez olduğu gerçeklerde; bu kez de kıyılara yakın arazilerde yükseliyor apartmanlar! Ve hâlâ çarpık dolayısıyla yanlış! “





Başa dön tuşu