Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bilgi toplumu, telif hakkı ve Maliye Müdürü

Bilgi toplumunun yapılanması ile sanayi toplumunun yapılanması arasında büyük farklılıklar mevcut. Bilgi toplumu ile feodal toplum arasındaki farklar ise çok çok daha büyük. Ancak hangi toplum içerisinde yaşandığını algılamak bireylerin almış oldukları eğitime bağlı. Beyinsel fonksiyonların nasıl çalışacağı, çevrenin nasıl algılanacağı alınan eğitimin düzeyine ve içeriğine bağlı.
Buraların toplumsal yapı ve ilişkileri incelendiğinde sanayi toplumuna bile geçilemediği, hala daha feodal toplumda saplanıp kalındığı ortaya çıkmakta. Bunun örneklerini de yaşamın her alanında her gün görmek mümkün. Dünya genelinde bilgi toplumunu yakalamış ülkelerin toplumsal yapı ve ilişkilerini yakalamak için de asırlar gerekmekte. Bilgi toplumunun dinamikleri buralara hiç uğramadı, aslında uğramasına da izin yok. Var olan toplumsal yapıdan herhangi bir şekilde nemalananlar var çünkü…
Bilgi toplumunda toplumsal yapı ve ilişkiler, bir önceki topluma (sanayi toplumu) oranla çok değişmiştir. Örneğin endüstriyel malın yerini, sermaye ve zenginlik yaratan bilgi aldı, bedenen çalışmadan çok zihin gücüyle çalışma ortaya çıktı, insan gücü hala önemli bir değer olmakla birlikte rekabette üstünlük sağlanmak isteniyorsa teknoloji üretebilir hale gelmek gerekmekte, bilgi işi yapan insan kendini ifade edebilen, duygularını ortaya koyabilen böylece yaratıcılığını ortaya koyan bir insan olmak zorundadır. Medya bilgi toplumunun yeni trend belirleyicilerinden biri halini almış ve toplum medyanın gücü etkisi altındadır. Bilgi toplumu bireylerin paylaşıldıkça çoğalan bilginin gücü ve üstünlüğünü kabul ettiği ve aktif olarak kullandığı bir yaşam biçimidir. Ne yazık ki buralardaki toplumsal yapı bu dinamiklerden çok uzak. Toplumsal yapı feodal toplumun dinamiklerine hapsedilmiş.
Tüm bunları düşündürense ‘Kıbrıslı Ders Kitapları’nın akıbetlerinden birisidir. 2005  yılında CTP – DP koalisyon hükümeti döneminde Kıbrıslı Ders Kitapları’nın yazılma çalışmaları başlar. O dönemde Eğitim bakanlığı ile kitap komisyonları arasında sözleşmeler imzalandı. Sözleşmelerin yasal boyutu TC’deki ‘Ders Kitabı Yazım Yönetmenliği’ydi. Söz konusu yönetmenlik yasal referans noktası olarak alınmış, sözleşmeler hazırlanmış ve komisyonlardaki Kıbrıslı akademisyen ve yazar öğretmenler tarafından imzalanarak ders kitapları yazılmıştı. Akademisyenler ve yazarlar da sözleşmelere göre emeklerinin karşılığı olarak sözleşmedeki hükümlere göre ödenmişlerdi.
Sözleşmelere göre kitapların telif hakları komisyonlar tarafından 5 yıllığına eğitim bakanlığına devredilmişti. Beş yıl sonra 2010 yılına gelindiğine telif hakları biten ders kitaplarının yeniden telif hakları için ödemelerin yapılması durumu ortaya çıktı. 2010 yılında sözleşmesi dolan kitapların telif hakları 2013 yılında tam üç yıl sonra sadece bazıları ödendi. Bazı kitaplarınsa telif hakları daha sonraki yıllarda bitti. Kitap yazarları hala daha eksik telif haklarının ödenmesini bekliyor.
Bilgi üreten bu kişiler, ürettikleri bilgilerin telif haklarını alabilmek için zorluklarla uğraşmakta. Maliye bakanlığının bir müdürü şimdi bazı sorgulamalara başvurmuş. Sayıştaylıktan görüş istemekte. Gerekçeler gerçekten çok ilginç. Bilgi toplumunda çoktan aşılmış, hiç gerekli olmayan feodal toplumdaki uygulamalar gibi. 24 kitabın yazarı ve aynı zamanda öğretmen olan 84 kişi telif haklarını almayı bekleyedursun. Bazı kitapların telif haklarının 2010 yılında dolduğu dikkate alınırsa 3 yıldır bekleyenler var.
Sayıştaylıktan beklenen görüşler şunlar: telif hakkı paralarını neden ödeyelim? Neden 5 yıl sonra telif hakkı ödeyelim? Niye yazarlara bu kadar para ödeyelim? Halbuki tüm bu soruların cevapları 2005 yılındaki sözleşmelerde mevcut. AB’de, ABD’de ve çağdaş pek çok ülkede üretilen bilgiye değerse çok yüksek.
Neden beş yılda telif hakkı tekrar ödenir çünkü dün işe yarayan ‘doğru’ bilgi günümüz bilgi toplumunda 5 yıl sonra yanlışlanabilir, değişebilir bu nedenle kitaplar yeniden incelenip değerini yitiren bilgiler düzeltilir. Böylece kitaplar güncel bilimsel bilgiyle öğrencilerle buluşturulur. Bilgi toplumunda bilginin değeri para ile ölçülmez, işe yararlığıyla ölçülür. Bilginin değeri maliye bakanlığındaki bir müdürün inisiyatifine bırakılamayacak kadar değerlidir.  Ancak buralarda bilgiyi arayıp bulan, analiz edip sentezleyen, yeniden üretip öğrenciyle buluşturan, gelecek toplumun şekillenmesinde kullanılacak olan bilgiyle donatılmış kitapların yazarlarının emeğinin karşılığı olan telif haklarının ödenmesindeki bu durum anlaşılacak gibi değil. Tabi bilgi toplumu bağlamında anlaşılmıyor. Feodal toplumda anlaşılmaması için hiç bir neden yok. Geri kalmış toplum işte…