Sezonu açtık hayırlısıyla. Dün akşam maşallah Fenerli ve de Cimbomlu arkadaşlar dolaplarındaki naftalin kokulu formalarını yine göndere çekmişler. Bizim takım Oyna GG’nin başkanı Tekin Birinci dostum bile Face’den “Cinconu öpmeye az kaldı” dedi ya, işte bizim yurdum futboluna ilişkin korku filmimiz orda koptu. Direkt ülke futbolumuzla ilgili aşkın son kırıntıları da bitti, tükendi; Hani şu bizim şarkıcı Teoman var ya; “Aşk’ın kırıntıları” adlı şarkısında; “yürürüm ipte, ağım yokken hem de, kopkoyu içim inan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için. neyim var ki sanki senden başka, hadi son birkez ceplerini yokla aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz ey futbolumuz” diye mırıldanmayın sakın! Futbolumuzun cebinde bize dair; bizim de futbolumuza dair bi’aşk kırıntısı kalmadı işte arkasından kına yaka yaka a dostlar! Neyse, teknik direktör Guus Hiddink hafta içi verdiği bir demeçte; “Herkesin bir kapasitesi vardır ve onu dikkate almak zorundasınız. Tabi ki oyuncuları geliştirmeye çalışırım. Ama o da bir yere kadardır. Eğer öğrenmeye açıksa elimden geleni yaparım. Ama sınırları belliyse, o sınırlar içerisinde hareket ederim” dedi. İlgili satırları okurken bizim ligimiz aklıma geldi ister istemez. WM Kurgusu/Dizilişi (sistem değil) yerini 90’lı yılların başından itibaren bildik 3-5-2’ye bıraktı. Millet futbolu ‘dörtlü alan savunması’ ile oynarken gerek medyanın, gerekse camiaların kanun hükmündeki kararname şeklindeki tabuları sayesinde eşleşmeli savunmadan bir türlü vazgeçemedik sonrasında. Alan savunması ile ilgili yorumlar sayesinde de futbolcu dostlar ve teknik adamlar konu ile ilgili öğrenilmiş yetersizliği veya öğretilmiş çaresizliği sapına kadar yaşadılar ama Süper Lig(!)’de yavaş yavaş dörtlü alan’a geçtik. Süleyman Demirel bir konuşmasında “Üç ayda kabak bile yetişmez” demişti. Hemfikiriz! Gün gelecek dörtlü alan savunması önünde istediğimiz dizilişi uygulayacağız. Tabi isterseniz tek forvetli Diamond Sistem’i, isterseniz de Total Sistem’e dayalı tek bloklu bir kurguyu seçersiniz. Bunun yanında hücumda ve buna karşılık top kaybı esnasında alınacak savunma pozisyonu için bireysel, grup ve takım taktiği şart. Tabii bu senaryo için fiziksel, zihinsel ve duygusal hazırlılık da şart. Hele hele fiziksel hazırlığınız yoksa, ‘yüksek devirli’ bir rakip size hemen perişan eder. Bu süreci sevk ve idare edecek grup ise kulüp yönetim kurulu. Bu yönetimi ise maestro gibi yöneten bir başkan egemenliği de şart. ‘Ölme eşşeğim ölme’ gibi yani. Simon Kuper’in de dediği gibi; “Futbol asla sadece futbol değildir”. Haklı adamcağız; Futbol meslektir, sanattır, şölendir, sanayidir, şikedir, şiddettir, kardeşliktir, kalleşliktir. Her ne halt ise, biz hepsini yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Neyse, unutulmasın ki sistem amaç, diziliş araçtır. Ha 4-4-2, ha 4-2-3-1 be baylar! Haa bir de futbolda bloklar arası yoktur. Futbol artık tek blok oynanır. Ön libero da yoktur. Anca gömülü orta saha oyuncusu vardır. 4-2-3-1 de sistem değil, sisteme giden yolda amaca hizmet edeecek bir diziliş veya kurgudur. Oyun okuma mı? Geçiniz! İstediğiniz kadar oyunu roman gibi okumaya çalışın. En önce en az rakip kadar temel motorik özellikleriniz müsabakaya yeterli değilse, hemencecik orda cezayı keserler. E grup veya takım taktiği mi? E olacak o kadar. Onu artık kahvedeki Mehmet Efendi veya Con bile bilir. O yüzden futboldan anlarım geyiğini geçiniz a dostlar. Sonuç mu? Futbolumuza dair cepte herhangi “bi’aşk kırıntısı” bile kalmamışsa bu yazıyı boşuna okudunuz. Boşverin, keyfinize bakın! Kaçtım…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























