Mart ayında BM nin öncülüğünde yapılacak BEŞ ARTI BİR konferansına taraflar hazırlanırken, süreci yönlendirme çabaları yine Rum tarafından geldi.
Montana sürecinde taraflar İMZA AŞAMASINA gelmişlerdi. Yunanistan, Türkiye ve İngiltere Garantör ülkeler olarak Montana’da varılan uzlaşmayı imzalamaya hazırken son anda, Nikos Anastasiadis ve Hristodulidis MASAYI TERK EDEREK, uzlaşmanın uygulanmasını engellediler.
Anastasiadis’in masadan kaçma politikasından sonra Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, tepki olarak EŞİT EGEMEN İKİ DEVLET politikasını ortaya koydu.
Günümüzde soruna bakıldığı zaman, bu adımın Rum kesimine, çözümcü görünme şansı yarattığını söyleyebiliriz. Hatta Rum tarafı Montana Sürecini çökertenin Türk tarafı olduğunıu söylemeye bile başladı.
Örneğin, Kıbrıs Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, kendi döneminde Kıbrıs sorununda yaşananlara ilişkin çeşitli iddialarda bulundu.
RUM BASINI, eski Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, eski Ekonomi Bakanı Haris Yeorgiyadis tarafından yazılan “Yeni Gerçeklik-Türk İşgalinden 50 Yıl Sonra Kıbrıs Sorunu” isimli kitabın Salı Günü gerçekleştirilen tanıtımına katılarak Crans Montana’daki zirvenin başarısızlıkla sonuçlanmasına ilişkin “ilk kez” açıklama yaptığını yazdı.
Anastasiadis açıklamasında, Türk tarafının talebinin veto hakkının da ötesinde olduğunu ve on bir üyeli konseyde alınacak her kararda dört Kıbrıslı Türk bakan veya yetkiliden en az birinin olumlu oyu gerektiği talebinde bulunduğunu iddia etti. Ankara tarafından kontrol edilenlerin devleti tamamen felç etme yetkisi olacağı, bu durumda da işlevselliğin tamamen Türkiye’ye bağlı olacağını savunan Anastasiadis, “Bunun sonucunda da ya Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkacaktı, ya da bağımsız bir Kıbrıs Türk devleti kurulacaktı” şeklinde konuştu.
Anastasiadis’in bu açıklaması DEMAGOJİDEN başka bir şey değildir.
Hiçbir Türk ,en azından bir BAKANIN onayı olmadan, sadece Rum Bakanların onaylayacağı bir kararın uygulanmasını KABUL EDEMEZ.
Kurulacak olan Birleşik Kıbrıs Devletinde önemli kararlarda taraflardan BİR TARAFIN söz hakkının OLMAMASI nasıl kabul edilebilir.
Zaten 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başarısız olmasının ve 1963’te Kıbrıslı Türklerin Cumhuriyetten atılmasının ana nedeni, Rum elitlerin,Kıbrıs Türklerinin kendileri ile eşit haklara sahip olmadığında ISRAR ETMELERİDİR.
2004’tteki ANNAN PLANI referandumunda da Rum tarafının HAYIR’ının arkasında, devlet yönetiminde Türklerin de söz hakkını kabul etmemeleridir.
Mart ayında Rumlar bu politikalarını çeşitli gerekçelerle sürdürmeye devam ederlerse, ADANIN BİRLEŞTİRİLMESİ yerine BÖLÜNMESİ ile karşı karşıya kalacağız.
Kıbrıs , herkesin söz hakkının olacağı, tarafların kendilerini bir federasyonun parçası olarak yönetebileceklerini sağlayacak bir antlaşma ile yeniden birleşebilir.
Tarafların aşırı talepleri ve karşı tarafı dikkate almayan politikaları tüm KIBRIS’ı daha büyük tehlikelerin içine atmaya yol açacaktır.
Kıbrıs Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de önemli bir yerdedir. AB’ye gidecek enerji yolları üzerindedir
Kıbrıs ayrıca bölgedeki en önemli güç olan Türkiye’ye çok yakındır. Üstelik Türkiye artık Kıbrıs sorununda belirleyici bir ülkedir.
Bu gerçeklik kabul edilmeden, Rumların Kıbrıs’ta sadece kendilerinin söz sahibi olacağı bir uzlaşma mümkün değildir.
Uzlaşma tüm tarafların çıkarlarını dikkate alacak ve her tarafın tavizler vereceği bir çerçeve ile sağlanabilir.
MART AYI BU AÇIDAN ÇOK ÖNEMLİDİR.
































