Röportaj

“Benim için ilk önce vatan, sonra çocuklar, sonra eşim gelirdi”

Rasiha neneciğimin de dediği gibi “Bizim 67 yıllık evlilik serüvenindeki en önemli şey vatan.” Hayatlarının önemli bir parçasını oluşturan savaş yıllarını anlatırlarken gözleri 60 yıl öncesini yeniden yaşıyor gibi. Dilerseniz bugüne kadar Bir Yastıkta 50 Yıl programına konuk olan en fazla evli kalan çiftlerimizden Köycü çiftinin yaşam hikayesini dinleyelim…

Ali Atamer: Bize kendinizi tanıtır mısınız?

R.K: Ben Kuru Tepe’de 1929’da doğdum. Yeşilırmak köyünün üst taraflarında bir yerdi. 500 kişilik bir köydü. Çocukluğum orda geçti. 60 kişilik kızlı erkekli okullara giderdik. 13 yaşına gadar okudum. Her senede sınıf birincisi gelirdim. Çünkü isterdim öğretmenin desin bana “aferin çok güzel çalıştın, okudun.” Geceleri hep ders çalışırdım. Abim derdi bana “boşuna çabalama da okutmaycayık seni” ama ben inada okurdum. Süreyya Hanım, Hasan Şükrü Bey vardı öğretmenlerimizdi bunlar. Okula gitmediğim saatlerde da dağlardan çıra getirir odun keserdik. 9-10 yaşlarında yapardım bu işleri. Tezgah dokumaya giderdim. Hiç boş kalmak istemezdim. Bostanları çapalardık, demet bağlardık, öküz beklerdim, Harman çevirirdik, saman götürürdüm eşeklerinan. Entari yapardım yünden. Çok çalıştık.


H.K: Ben 1925 Kuru Tepe doğumluyum. Haziran ayı doğumluyum. İlkokula o köyde gittim. Babam ben küçükken vefat etti. 2 gız 2 oğlan galdık. Orta halli bir babanın oğluyduk. Gara sabanınan öküzlerin arkasında tarla sürer, nadası hazırlar ekini sürerdik. Bunları yaparken çok küçüğdük ama annemize yardım etmek zorundaydık. Büyüdük den sonra işçilik, kunturacılık yaptık. Arkasına Birinci Dünya Savaşı Hitler savaşı geldi. Köy gençleri 50-60 kişi İngiliz ordusuna gönüllü gitti. Ben da 18 yaşına gadar kunturacılık yaptım.

Ali Atamer: 1940’ların güç yaşam koşullarında görücülük-dünürcülük örf-adetleri uygulanabiliniyor muydu?

H.K: Biz aslında çocukluktan beri bilirdik birbirimizi. Gomşuyduk da aynı zamanda. Ama uzaktan akraba olduğumuz için gene da görüşürdük. Bana yakın akrabalarım önerdi zaten Rasiha nenenizi.
R.K: 12 yaşındaydım daha ben okula giderdim. Ben istemezdim evleneyim okumak isterdim. Babam derdi “daha küçüktür bu kız vermem”. 2-3 sene sonra gene geldi erkek tarafı dünürcülüğe. Bu sefer kısmet idi oldu. Benim için “çok hamarattır, çok işler, eyi gızdır alalım” dedi gaynatam. Oldu iş.

Ali Atamer: Eskiden dış güzellikten çok kızın ve oğlanın ailesinin maddi-manevi durumu sorulup araştırılırdı. Sizde mi bu evrelerden geçtiniz?

H.K: Bizim zaten o dediğini sorgulamak gibi bir hakkımız yoktu. Büyükler karar verdi. Aileler birbirini tanırdı diye kolay oldu aslında. Nişan durumumuz böyle oldu.
R.K: Ben hatırlarım büyüklerin dünürcülükte konuştukları şey; kim kime ne mal verecek, hangi tarlayı, kaç dönüm verilecek gibi konular konuşulurdu.
H.K: Ağırlık istemezlerdi. Bizim zamanımızda köylümüz hallettiydi o durumları. Mesela ağırlık yerine nenenizin dediği gibi şeyler verilirdi.
R.K: Nişanlı 6 ay galdık. Birbirimize yüzük dakdık.
H.K: Bizim gençlik zamanımızda hepeyi dünürcülükler olur, bir erkek 2-3 görücülük yapılabilirdi. Ama ben atalarımızın sözünden çıkmadığım için Rasiha hanımla evlendim.

Ali Atamer: 1945 deki Yeşilırmak köyünde düğün gelenek-görenekleri nasıldı?

R.K: İlk önce ceyizini hazırlardın. Hükümet güveyilik, gelinlik verirdi. Vanella, iç çamaşır alırdık. Tencere, gazan, tabak, garyola, yorgan da aldılar bize.
H.T: Düğüne ilk önce davetiye dağıtılarak başlanırdı. Gelinin yardımcısı olan ‘Yenge’ vasıtasıyla ince uzun mumlarla köy köy ev ev gezilir ve misafirler davet edilirdi. Birinci gün kına gecesi yapardık. Köylüler kına yoğururdu çalgılar eşliğinde. Köyün yaşlıları da “Padişahım çok yaşa, padişahım çok yaşa diye nağralar atarlardı köy meydanlarında. Cuma’dan gelen çalgıcılarla birlikte kınayı gezdirirlerdi. ‘Sağdıç’ da başta olmak üzere kınayı çevirirdi. 7 tane ev dolaşılırdı. Ondan sonracığıma gaveye gidilir ve orda herkes gönlünden ne koparsa kına tepsisine para atarlardı ve kınayı gümüşlerlerdi. Gelinin ‘Yengesi’ vardı o da damadı kınalardı. Ayrıca şimdiki gibi sadece Pastiş verilmezdi. Yemeler-içmeler yapılır, İkinci gün da etli yemekler ve herseler yapılırdı. Sabah namazından gece yarılarına gadar yeme içme vardı. Son gün ise gerdeğe girerkan Hoca damada dua okurdu. 2 rekat da namaz gılardın ve tutardın Gelin evinin yolunu. Bu esnada köyün hanımları toplanır hangisi ince magarına yapacak diye yarışırlardı. Ertesi gün da magarına tavuk yenirdi.
R.K: Dedeniz unuttu söylesin ama Gelinle Damat tebrik de yan yana oturur gelen misafirleri karşılardı. Bu sırada da Gül suyu dökerlerdi.

Ali Atamer: Evliliğinizde büyük paya sahip ve önem taşıyan savaş yıllarını hatıranızda kalan anlarla bizimle paylaşır mısınız?

H.K: Her genç milletini ailesini sever. Eğriyi büğrüyü görür isyan eder ve onun için mücadele eder. İşte bizde o dönemlerde içimizi gençlik ateşi sarmıştı. Öncelikle mücadelemiz Kemal Deniz’in Rumlardan ayrılarak kurduğu ve sekreterliğini yaptığı Çiftçiler birliğinde başlattık. Bütün civar köylerden gönüllü toplandı. Maksat birlikte mücadele etmekti. Ondan sonra TMT guruldu ve vazifemizi orda da yaptık. 1958 den ‘60 Cumhuriyetine gadar elimizden gelen her şeyi layıkıyle yapmaya çalıştık. ‘60’dan sonra muhtarlık ve bunun yanında bölge sorumluluğu yaptım. Bölge insanlarından destek aldım. ‘64 de hadiseler başlayınca tüm gücümüzle mücadele ettik. Civar köyleri de birleştirdik. 1974’e gadar köyümüzün müdafasını yaptık. Yeşilırmağı dimdik ayakta tuttuk. Göğsümüzü gere gere mevzilerde savaştık. 16 tane şehitimiz var. Bugüne garda köyümüzün şerefini, namusunu koruduk.


R.K: Ben Kooperatif de bakkalcılık yapardım. Beni görüncalar çalışkan aldılar TMT’ye. Yağmur sıcak dinlemezdik gel derlerdi giderdik. Git derlerdi giderdik. Ve ben verdiğim mücadeleden dolayı
Geçen yıllarda ödül almış biriyim. Benim o zamanlar asli görevim gelen mektupları istedikleri kişilere verirdim. Ondan ora haber uçururdum. Tabii bunları bakkalda işlerkana yapardım. Ben otomobil sürerdim, silah daşırdım ve köyün tüm gadınları da arkamdaydı.1974’e gadar bu böyle gitti. Benim içim ilk önce vatan sonra çocuklar sonra eşim gelirdi. Evlilik yıllarımız nasıl geçti anlamdık ki savaş yıllarından dolayı. Vatan der başka bişey düşünmezdik. Ben derdim eşime lazımıdı evlenmeyelim çünkü her şeyimiz, vatan için yaşadık. Ben tam Atatürk kadınıydım.
H.K: Ben da sabır ve saygı gösterdiydim. Mühim olan vatana hizmet idi. Ben üçüncü planda da olsam önemli değildi. Ama pişman değilim vatan hizmetiydi. Bizim 65 yıllık evliliğimizdeki en önemli şey vatandı.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı