Köşe Yazarları

Benim derdim memleket…


Ne hızlı bir trafik, ne karmaşık bir gündü…

Önce bana en ilginç gelen olgudan başlayım.

Hiç biri bugünlerde meydana gelmiş olmayan bir takım işler, her nedense bir günün içinde ifşa edildi, hükümetin bozulma sebebi olarak ilan edildi.

Ne olup bittiğini anlamak açısından ilginçti.

Her neyse, işin o tarafında değilim.

Herhalde açıklamalar yapılacak, neyin ne olduğunu öğreneceğiz.

Bugüne bakalım. Ki, en çok ilgilenmemiz gereken de budur.

Boğazımıza kadar bir ekonomik krizin içinde, yarını göremez durumdayken bozuldu hükümet.

Bozanların umarım bir fikri vardır.

Ortadaki iddiaları bakanlar kurulunda çözerek, halkın ve ülkenin bu zor döneminde önceliğin ne olduğunu bilerek, bunun sorumluluğuyla hareket etmek yerine, bırakıp gitmeyi seçtiklerine göre…

Çünkü eğer sağlam projeleri yoksa, bizi çok daha zor günler bekliyor demektir.

Aynı şey, hükümeti kurmakla görevlendirilmesi birinci ihtimal olan UBP için de geçerlidir.

Eğer 4’lü koalisyon hükümetinin elindeki imkanlardan fazlasını garanti ettilerse ne ala.

Bunu söylerken sadece para konusunu kastetmem.

Bu toplumun hassasiyetleri vardır.

Gelenekleri, kültürü, kendine göre şartları vardır.

Bunları tepetalak ederek bir şeyler yapamaya çalışmak da en az ekonomik kriz kadar kriz çıkaracaktır.

Daha çok konuşacağız.

Kendi adıma şimdilik şu kadarını söyleyebilirim ki, geçmiş CTP-UBP hükümetine ne kadar bel bağlamışsam, bu 4’lü hükümete de o kadar bel bağladım ben.

En güzel denetim mekanizmasını oluşturacaklar, geniş bir halk desteğiyle belki reform yapacaklar falan diye umutlandım.

Ne birinin, ne diğerinin sonu olmadı.

Aksine her ikisi de birbirine tıpatıp benzer bir şekilde bittiler…

Bugün, particilik yapma, herkesin diğerini suçlama günü değil aslında.

Onu da yapacak olan partililer olacak, bu da normal.

Ama bu ülkenin yapılacak, bekleyen işleri var.

İnsanlar sefaletin eşiğinde günden güne fakirleşmeye devam ediyor.

Üretim durma noktasında.

Alt yapıyı, yetersizlikleri bir yana bıraktım, acil olarak devletin gelirlerini artırma gibi bir sorunumuz var. Vergi adaleti sorunumuz var. Kayıt dışılık sorunumuz var.

Sorunlarımızın tümünü,  Türkiye’den gelecek parayla çözemeyeceğimiz bellidir.

Onun için yapılması gerekenler var diyorum.

Kim olursa olsun, artık geçmişteki gibi rahat hükümet etmeyecek.

İçte, şu saydığım çarpıklıkları halletmeden hükümet edilemeyecek.

En son UBP-DP hükümeti bunun bir göstergesidir.

Taş üstüne taş koymayınca, enkaz büyüyor. 4’lü koalisyon da o enkazın üstüne kuruldu zaten.

Benim derdim memleket.

Ben gazeteci olarak kimseden değil, bu ülkeden, bu halkın çıkarlarından yana tarafım.

Eleştirim, icraatlaradır. Doğru olanı alkışlamayı da bilirim.

Yine öyle yapacağım…

Ve son olarak dileğimi de yazayım.

İnşallah, bundan sonraki günler, 2 gün öncesinden daha kötü olmaz…

 

 YERİN KULAĞI VAR

 BUNUN ADI SORUMLULUKTAN KAÇMAK:

Serdar Denktaş’ın bakanlıktan istifasını ve dokunulmazlığının kaldırılıp yargılanmak istemesini“oyun” olarak nitelemek yerine, keşke yaratılan süreci izleyebilselerdi. Madem konu “arazi” meselesiydi, dokunulmazlığı kaldırılıp hakkında soruşturma başlatılması daha mantıklı olmaz mıydı. Hem de böylece bu zor dönemde ülkeyi hükümetsiz bırakmaz, sorumluluktan da kaçmamış olurdunuz…

 KARAR ÖNCEDEN VERİLMİŞTİ:

Siz bakmayın Kudret Özersay’ın, “Parti Meclisimiz hükümetten çekilme yönünde karar üretti” dediğine. Hükümetten çekilme kararı önceden biliniyordu. Neden diye sorarsanız önceki gün bir etkinlikte HP’nin kadın bir milletvekili, “gidip hükümetten çekildiğimizin kararını alacağız” diye açık açık söylemişti.

MANİDAR DEĞİL Mİ?:

Dörtlü koalisyon hükümeti yaklaşık 15 aydır görev yapıyordu. Yaptıkları icraatları övdük veya yapmadıklarını yazıp eleştirdik. Ancak son zamanlarda belli ki bu hükümetin bitmesi için birileri el verdi. Hükümeti bitirmeye niyet edenler ve destekçileri, 15 aydır bulamadıkları belgeleri son gün çarşaf çarşaf yayınlamaya başladılar. Örneğin arazi meselesi ve T&T şirketiyle ilgili iddialar. Ne tesadüf değil mi? Hepsi de neredeyse aynı gün gündeme geldi. Unutmayın, eğer ortada bir rüşvet varsa, veren de en az alan kadar suçludur. Bunları yayınlamak için 15 ay niye beklendi diye sormak lazım…

 “KAHVELER DEMLENDİ Mİ?”:

Koalisyon hükümetinin bozulması sonrası özellikle sosyal medyada çok sayıda olumlu veya olumsuz paylaşımlar yapılıyor. Bazıları gerçekten tam bir yaratıcılık örneği ama, aralarında en çok beğendiğim ikinci Cumhurbaşkanı Talat’ın paylaşımı oldu.Bu filmi, 2 Nisan 2016’da görmüştük. O Cumartesi sabahı UBP Parti Meclisi hükümetten çekilmişti. Sonrasında kurulan hükümetin yaşattıkları hatırlandıkça irkiltiyor. Şimdi bakalım UBP ile kahve bile içmeyenler açısından aradan geçen bir yılı biraz aşan sürede kahveler demlendi mi?”diye soruyor. Özgürgün’ün gittiği gün o kahveler ocağa konmuştu Sayın Talat, çoktan demlendi…

 HP’DE BELİRSİZLİK:

HP Parti Meclisi’nden hükümetten ayrılma kararı çıktı çıkmasına da, bundan sorası için bir netlik yok gibi. Ya da acaba, Başkan partilileriyle tam bir istişarede bulunmadı mı diye düşündüm. Baksanıza, HP Genel Sekreteri, erken seçimin daha doğru olacağını savunuyor, Başkan “evet erken seçim” demiyor, onun da seçeneklerden biri olduğunu söylüyor…

BU SÖZLER KAVGADA GİTMEZ:

UBP eski Genel Başkanı Özgürgün’ün katıldığı bir tv programında HP ile ilgili söyledikleri çok konuşulacak. Bakın neler söylemiş; “UBP tabanı Kudret Özersay’a karşı çok tepki içerisindedir. Kudret Özersay için UBP ile hükümet kurmak nimettir. Bunun halka faydası olmaz. UBP HP ile koalisyon kurmamalı. Kendi ortaklarına bile siyasi oyun oynamıştır. Bunu UBP’ye de oynar. Özersay bitmiş durumda bir adam. HP bir seçimde 3-4 vekile düşer”… Hani derler ya, “bu sözler kavgada bile gitmez” diye, aynen öyle…

ZİRVEDEKİLER

Sami Özuslu: KT Gazeteciler Birliği Başkanı Sami Özuslu, medyanın güçlendirilmesi amaçlı AB projesinin açılışında, “Ekonomik sorunlar, modern yaşam ve demokrasiyi kısıtlamaya dönük aleni veya gizli faaliyetlerin toplumu ve medyayı olumsuz etkilemeye devam ediyor” dedi. Aynen katılırım. Medyanın bağımsızlığı, finansal sorunlarla ortadan kalktığında, bu ülkede çoğulculuktan ve demokrasiden söz etmek mümkün olmayacak…

DİPTEKİLER

Yönetim Sistemimiz: Bir yerde bir yanlışlık var. Sadece 6 yılda, 5. hükümeti kurma çalışması başlıyor. Geçmiştekilere de baksak, yine aynı. KKTC’nin kuruluşundan bugüne, 36 yılda 23. hükümet olacak. Demek ki, ortalama her 1,5 yılda bir hükümet kurulup bozulmuş. Böyle bir yerde kalkınma, istikrar, gelişme beklemek mümkün müdür? Üstelik de hala modern bir kurumsal yapımız yok, herkes sistemi istediği gibi bozabiliyor. Önceliğimiz bu olmalı. Seçim sistemi midir, rejim midir, gençlerin artık buna kafa yorması lazım. Böyle gitmiyor…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı