Nazif Kalkaner 1949 yılının soğuk bir gecesinde Malya köyünde Mehmet Emin Bayramoğlu ve Ayşe Bayramoğlu çiftinden dünyaya geldi. Babası çiftçilik yaparak evini geçindiriyordu. Yoksul bir çocukluk geçirdiğini anlatan Nazif nene, yine de çocukluğunun bayramlarını anlatırken gözleri mutluluktan çakmak çakmak oldu. Nazif Kalkaner Kıbrıs’ın en kötü günlerini yaşadı. Savaşı gördü göçmenliği tattı en acısından. Malyadan Paşa köye göçtü. Nazif Kalkaner, savaşın ve çatışmaların yaşandığı günlerde dahi bayramların tadının bir başka olduğunu söylüyor.
Nazif nene eskiden bayramlarda 2 hata önceden halıların yıkandığını, evlerin iç diş temizlendiğini, kızların mahalleyi süpürdüğünden bahsetti. O zamanlarda bayramın insanlar için yaşlıların elerini öpmek, ailelerin bir arada toplanması anlamı taşıdığını anlatan Nazife nene, “Şimdiki bayramlar insan içi sadece tatil anlamına geliyor. Bu beni üzüyor. Yoksulluk içinde olsak da eski bayramları arar olduk” dedi.
Yardımlaşma vardı
Nazif nene eski dönemlerde arife günleri komşuların hep beraber toplanarak çörek, ekmek, kafes, katmer gibi emeği büyük geleneksel bayram tatları yardımlaşmayla, yapıldığını anlattı ah çekerek. Nazif Nene, “Arife günü neredeyse uyumazdık. Ama yine de yorulmazdık bu işleri yaparken. Şarkılar türküler okuyarak yapardık ikramlık çörekleri” dedi.
Bayramın ilk günü
Bayramın ilk gününde evin erkekleri camiye gidermiş ve bütün köyün erkekleri Bayram namazı sonrası orada bayramlaşırlarmış. Evde anne ve kızları yoğun bir yemek telaşıyla uğraşırmış, ilk gün çoğu evde fırın kebabı, mangal yapılırmış yemekler yendikten sonra köyün yaşlılarının elleri öpülür hayır duaları alınırmış, ilk günün akşamı köye çalgıcılar sanatçılar gelirmiş ve köy meydanında eğlenceler olurmuş, yaşlı neneler şarkı söyler gençler ise yöresel danslar sergilermiş.
Çocuklar için oyunlar
Bayram günü küçük çocukların en mutlu günleriymiş. O dönemlerde çoğu ailenin maddi durumlarının kötü olmasından dolayı şeker, çikolata türü şeyler onlar için çok lüksmüş. Bayramdan önce köylüler şehirlerden veya köye gelen satıcılardan şekerler alınırmış ve çocuklara bayram günü verilirmiş bu şekerler. Köy meydanına büyük salıncaklar kurulur ve bir taşın üzerine uzun bir tahta konulup iki çocuk uçlara oturtulup yukarı ve aşağıya inip çıkarmış. Bu çocuklar için eşsiz bir eğlenceymiş o günler için. Ve Nazif nene ekliyor: “Şimdi hem büyüklerin hem de çocukların her şeyi var ancak bayramların eski tadı yok.”
































