Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Baştan aşağı yalan bir “liman komedisi”

Birileri, limanlardaki tüm indirme-bindirme, yükleme işlemlerini “tekeline almaya” karar vermiş.
Bir senaryo yazmış.
Maalesef, koca koca devlet adamları da buna alet olmuş.
Maalesef, Liman İşçileri Şirketi hisse devir süreci, tam bir komedi.
Hatta kara mizah.
Ama en yalın haliyle “yalanlarla” dolu.

Kamunun kurumları da bu işe alet edilmiş.
Limanlar Dairesi Müdürü Serdar Canaltay’ı da alet ettiler. (Umarım haberi yoktu…)
Zira, Serdar Canaltay, “kısa bir araştırma” yapmış olsaydı, önüne konan ve baştan aşağıya “sahte ve yalan” bilgilerle donatılan o belgelerin altına imza atmazdı.

İşe dahi gitmediler
Konunun takipçileri biliyor.
Ama bilmeyenler için kısa bir hatırlatma yapalım.
Liman İşçileri Şirketi’ne, yıllardır kimse hissedar yapılmıyor.
Hissedar yapılması gerekenler, limanda alın teri döken işçiler.
Ama ne oldu?
Bir sabah uyandık, baktık ki yedi kişi, “alelacele” Liman İşçileri Şirketi’ne yeni hissedar yapılmış.
Hissedar yapılanların beş tanesi, Dilekkaya köyünden.

UBP ve kısmen DP ile siyasi akrabalıkları var. İçlerinden bir tanesi de CTP örgüt başkanının yakın akrabası.
Ama iki kişi var ki, inanılmaz derecede dikkat çekiyorlar.
Hissedar olmasına karar verilen yedi kişinin isimleri ve kimlik kartı numaraları şöyle: Bülent Ecevit Emmi 181421, Morwan El Erian 70340, Hüseyin Özipek 182073, Fırat Menteşoğulları 215673, Tamer Ramadan 371106, Mehmet Cemiler 271530, Orhan Osmanlızade 199768
Ve bu yedi kişi.

Limanda işlemeden, işleyenlerin hakkını yeme pahasına hissedar yapıldı.
Nasıl?
“90 iş günü Liman İşçileri Şirketi’nde çalıştılar… Sosyal Sigorta-İhtiyat Sandığı yatırımları yapıldı. Ve KKTC vatandaşıdırlar.”
Bu “vasıfları” tamam olduğu için Liman İşçileri Şirketi’ni yönetenler de beyanda bulundu.
Limanlar Dairesi Müdürü de “yasal yetkisi dahilinde” bu devire onay verdi.

Skandala bakar mısınız?
Haber duyulur duyulmaz liman ayağa kalktı.
Çünkü, kimse bu yedi kişinin limanda çalıştığına dair bir bilgiye sahip değildi.
Operasyon, kısa sürede kendini ele verdi.
İki isim var ki, aman dikkat.
Morwan El Erian ve Tamer Ramadan…
Muhaceret kayıtları, iki kişiyi ele veriyor.
KKTC’de yoklar.
Güney Kıbrıs’ta yaşıyorlar.
Mesela Morwan El Erian… 21 Nisan 2014’te kimlik kartını almış. Anadan…
21-22-23 Nisan tarihlerinde “bol bol” KKTC’ye geçmiş, Güney’den…
Kimliğini almış işte…

Uzun süre uğramamış.
30 Mayıs’ta gelmiş bir de…
Hasrete fazla dayanamamış, 18 Ağustos’ta da uğramış Kuzey Kıbrıs’a…
Hepsi bu.
Belli ki, kimliği almış, devir işlemleri için imzaya gelmiş. Hepsi bu.
Ya Tamer Ramadan. O da yok buralarda…
29 Temmuz’da çıkış yapmış, bir daha uğramamış.
Yahu siz bizle dalga mı geçersiniz?
Nasıl bir “peşkeş” var kafanızın arkasında?
Burada olmayan, burada yaşamayan insanlar için bir de, “Sosyal Sigorta” kaydı yapılıyor ve “çalışıyormuş” gibi yatırım yapılıyor.
Limanlar Dairesi Müdürlüğü bunu bilmiyor?
Görmedi?
Sormadı?
Maalesef, “sahte beyanların altına” Sayın Serdar Canaltay imza attı.
İlk gün kendisi ile görüştüm.
Bana, “Konuyu Sayın Bakan Ahmet Kaşif ile görüşün, kendilerinin bilgisi var, onayladılar” dedi.
Beni bağlamaz ama.
Resmi belgenin altındaki resmi imza Sayın Canaltay’a ait, çok üzüldüm.

Ya “yalan beyancılar”
Bir de “yalan beyancılar” var.
Kim onlar?
Liman İşçileri Şirketi’ni yönetenler.
Çalışmayanlar için…
“Limanda işliyor” diye imza verdiler.
Limana uğramayanlar için “işliyormuş” gibi belge düzenlediler, yatırım yaptılar.
Yetmedi, şirketin parasından, devlete “olmayan birileri” için çalışıyormuş diyerek yatırım yaptılar.
Peki limanda, sabahtan akşama ter döken o işçiler?
Onların hakkı değil mi hisse?
Hangi yüzle, bugün şirketi yönetenler, çalışanın yüzüne bakabilecek.
Hak yediniz…
Harama göz diktiniz.
Harama çanak tuttunuz… Yazıklar olsun…

Hesabı sorulacak ama kime?
Bir süredir ısrarlı bir şekilde yayın yapıyoruz bu konuda.
İddialar midemi bulandırıyor.
Bu “alengirli” işlerin içinde, adı geçenler adına da üzülüyorum.
Sayın Canaltay, atandığı zaman, “Başbakan’ın damadı” eleştirisi yapıldı, benim o günlerde, “Bu makamı hak ediyor” diye yazım var.
Sayın Ahmet Kaşif deneyimli bir devlet adamı.
Hesap sormaları gerekir.
Aksi takdirde “hesap sorulan” kendileri olacak.

Gürpınar: İptal ediyoruz
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar aradı dün akşam…
Kısa ve öz konuştu:
“Muhaceret kayıtlarını siz de köşenize taşıdınız. Biz de inceledik. Kayıtlardan da görülüyor ki, Morwan El Erian ve Tamer Ramadan, yatırımlarının yapıldığı tarihte ülkede yoktular. Ortada, çalışmayan birilerine, çalışmış gibi gösterilerek yapılan yatırım var. Buradan yola çıkarak, sigorta kayıtlarını iptal ediyoruz.”
Ben de bunun üzerine sordum:
“Sayın bakan, ya bu yalan beyanı dairelerine sunanlar, bu yatırım yapanlar ne olacak? Sırf hisse devri için kumpas kuran ve devletin kurumlarını da buna alet edenlere ne yapacaksınız?”
Cevabı net oldu sayın bakanın:
“Liman İşçileri Şirketi yönetimi için de yalan beyanda bulundukları gerekçesi ile soruşturma başlatacağız. Ayrıca, diğer beş kişi için de müfettişlerimiz devrede. Şirket kayıtlarına bakılarak, limanda soruşturma yapılarak, gerçekten Liman İşçileri Şirketi’nde çalışıp çalışmadıklarını araştırıyoruz. Bulgularımız ışığında, o konuda da sigorta kayıt iptali gündeme gelebilir…”
Üzülüyorum…
Yazarken “elim de titriyor” ama…
Tablo bu.

Ortada bir “deveyi hamudu ile götürme operasyonu” var.
Hemen kimlik al, işe gitmeden işe gitmiş gibi işlem gör, memlekette yokken, memleketteymiş gibi işlem gör. Üstüne bir de “devletten imtiyazlı şirkete hissedar ol…”
Midem bulanıyor.
Sizin de bulansın.
BU konuda, kamuoyunun ayrıntılı bir “hükümet açıklamasına” ihtiyacı var.
Başbakan…
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı…
İçişleri Bakanı…
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı…
Takipçisi olacağız…

NOT: İçişleri Bakanlığı Morwan El Erian ve Tamer Ramadan’a “vatandaşlık” vermedi. Sadece “hakları” olduğu için, kimlik verildi. İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Vechi Cezaroğlu, dün yaptığı açıklama ile bu yanlış anlaşılmanın düzeltilmesine katkıda bulundu. Teşekkür ederim.

***

“Ana-yavru protokolü” gözden geçirilmeli

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC ziyareti öncesi, sırası ve sonrasında ciddi fırtınalar koptu.
Doğaldır.
AK Parti yönetiminin yaklaşımları ve kullanılan birtakım ifadeler, halen hafızalarda…
Affedilir gibi değil…
Özellikle, Erdoğan’ın, “bir avuç besleme” çıkışı affedilmedi…
Gerilim ise hat safhadaydı.
Gazetemizin bulunduğu bölge, Lefkoşa Terminali’ni cepheden görüyor. Haliyle, “tantanayı” yerinden izledik.
Bir kere, polisin bu kadar gerilmesine anlam veremedim.
Ya ne gerek var?..
Kıbrıslı burada dingin bir hayat yaşıyor.

Kıbrıslıyı da en iyi kendi polis teşkilatı ve siyasetçisi biliyor.
Biri pankart açmış, “Erdoğan görmesin” diye yaka paça götürülüyor.
Erdoğan’ın Türkiye’de uğradığı protestoları düşündükçe…
Yol kenarlarına park edilmesi engellendi mesela…
Abuk- sabuk bir güvenlik önlemi alındı. Çöp bidonlarına güvenlik bandı bağlandı.
Onlarca restoran ve iş yerine giremedi vatandaş…
Kıbrıslı bunu hazmeder mi?
“Ne yahu ama vuracaydık Erdoğan’ı” demez mi?
Diyeni de içeri götürmüşler o da ayrı mesele…

Bir de şu protokol meselesi
KKTC Bakanlar Kurulu’nun TC Cumhurbaşkanı ile bir araya gelmesi doğaldır.
Ama “takdim edilecek” saçmalığı altında da değil.
Bu ne?
Köye yeni gelen ağaya marabaları takdim eder gibi?
Sayın Gül geldiği zaman da, aynı tablo yaşandı.
Bir daha yaşanmamalı ama.
Zira, toplum artık bunlarla, bu tür “ana-yavru” metodu ile yüzleşmek istemiyor.
Sadece toplum için değil…
O duruma düşenler için de gerçekten kötü…
“İnci gibi dizilen” bakanlar…
Hoş olmadı.
Hoş olmadığı gibi yürek de burktu…

***

Çok ayıp oldu

Sibel Siber’in, bir fotoğraf makinesinin, saniyenin 10’da birinde yakaladığı “Erdoğan’a gülümseyen” resmi, sosyal medya ve internet sitelerine taşındı.
Tek bir cümlesini bile buraya yazmayacağım, zira son derece aşağılık “espriler” yapıldı.
Orada olan birinden dinledim…
Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan uçaktan iniyor, önce Meclis Başkanı, sonra Başbakan’ın elini sıkacak. O arada, Emine Erdoğan önde, Recep Tayyip Erdoğan arkada… Emine Hanım geriye dönerek Sibel Siber’in elini sıkmak istiyor, Erdoğan da Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun.
Bu arada elleri karışıyor, kimse kimseyle tokalaşamıyor. Sibel Hanım da, “Trafik yoğun” diyor ve herkes gülüşüyor…

Bir şey daha öğrendim ve çok üzüldüm.
Sosyal medyadaki “seviyesiz” espriler yapılırken, Siber’in kızı bunları okuyor ve gözyaşlarına hakim olamıyor.
Herkes elini vicdanına koymalı… Eşiniz var, anneniz var, kızınız var…
Yada siz de bir kadınsınız…
Saçma sapan bir protokol geleneğinin devamında yaşananlar, eleştirilebilir.
Ama bunu bir kadını “siyasi linç” etmek için “cinsiyetçilik” temelinde kullanmak tek kelimeyle “aşağılık” bir hareket.
Dün gün boyu, kadın örgütlerinden bir ses çıkmasını bekledim açıkçası.
Sosyal medyada bazı kadınların olaya tepkisi dışında, “örgütlü bir tepki” göremedim.
Üzüldüm.
Bugün Sibel Siber’e, yarın hepinize…
Genç bir aydın, Simge Okburan’ın tepkisi şuydu:
“Çok acımasız ve küstahça geliyor bana bu fotoğraf kareleri. Siyasi duruşunuz ne olursa olsun, beğenseniz veya beğenmeseniz oy kullandığınız, irade gösterdiğiniz, görüşünüzü, ideolojinizi, tercihlerinizi, umutlarınızı temsil eden Meclis ve bu yapının başkanı görevinde olan Sn. Sibel Siber’in gülümseyen fotoğraf karelerini animasyon haline dönüştürmek ve bunu yaparken masum duyguları kirletmek ahlaksızlıktır. Bunları paylaşanların bir hafta önceye kadar, memleketin siyasi yapısını eleştirdiklerini, sosyal devlet anlayışının noksanlığındaki mağduriyetlerini, kadın-erkek eşitliği olmadığından ötürü yakınmalarını da gördüm/okudum. İnsanların karakterleri, duruşları, mimikleri, boyu, rengi ile dalga geçmek siyasi örgütlenmelerimizi beslemiyor. Siyaset nicelik değil nitelikle yol almalı. Demek ki neymiş aslında biz külliyen şekilciyiz… Elimize para geçtiği anda son model aldığımız arabalarımız kadar değer gördüğümüzü düşünen bir toplumun acınası gerçekleriyiz…”
Meslektaşım Nupelda Karabuğday da aynı yorumun altına şunu yazdı:
“Çok ayıp çok büyük ayıp! Her şeyden önce bir kadına yapılmış çok büyük bir saygısızlık. Diplomatik ilişkileri mantığıyla değil duygularıyla irdelediği sürece insanlar, bu çirkinlikler devam edecek… Ne yapacaktı Sibel Siber, Meclis Başkanı olarak TC’nin Cumhurbaşkanı’nı karşılıyor, suratına bakıp yüzünü mü asacaktı, ya da katılmayacak mıydı karşılamaya ya da küfür mü etmesi gerekiyordu? Böyle gerzek düşünce olabilir mi! Birbirine siyasi görüşü tam zıt milyon tane siyasetçi aynı masaya oturuyor her gün bu insanlar kavga mı etsinler küfürleşsinler mi bu mudur doğru olan? Ben siyasi görüşünü, diplomasisini bir kenara bırakıp söylüyorum her şeyden önce Siber’e yapılmış olan insanlık suçudur!”
Bence de…
Çok ayıp oldu…