Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başka bir dünyadan anılar-63 Sovyetler Birliği bazılarına göre niye cennetti?

Fiyatların arz ve talebe göre her gün değişebilen bizimki gibi ülkelerden Sovyetler Birliği’ne giden insanlar büyük bir şaşkınlık dönemi geçirmeleri kaçınılmazdı. Orada “arz – talep” kuralı çalışmadığı için fiyatlar değişmiyordu.

Ben bir doktora öğrencisi olarak ayda 100 Ruble burs alıyordum. Anladığım kadarıyla bu burs, asgari ücrete denk geliyordu veya ona yakındı. Paranın büyük bir kısmını yiyecek, içecek için harcıyordum. Orada kaldığım süre içinde yediğim içtiğim hiçbir şeyin fiyatı değişmemişti. Herkes her şeyin fiyatını ezbere biliyordu. Bu nedenle alış veriş otomatiğe bağlanmıştı. (Bir defasında kırtasiyenin fiyatları düşürülmüştü de alış veriş bayağı zorlaşmıştı. Verilen paranın bir kısmı iade edilmek zorunluluğu doğmuştu. Bu da kargaşaya neden olmuştu.)
Olanla yetinen bir kişi olduğum için yiyecek konusunda hiç sıkıntı çekmedim. Meraklıları bunun epey sıkıntısını yaşadılar. Meselâ, senede birkaç kez Moskova mağazalarına özellikle de Kıbrıs’tan portakal gelirdi. Bunun haberi hemen yayılırdı ve insanlar üç-beş portakal almak amacıyla uzun kuyruklarda saatlerce bekleşirlerdi. Bunun gibi kuyruklara hiç rağbet etmedim. Zaten benim oldum olası kuyruklara karşı alerjim var. (İtiraf etmem gerekir ki kitap satın almak amacıyla birkaç kez kuyruklarda beklediğim olmuştu. İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli Rus generallerinden biri olan Georgî Jukov’un anılarının satışa çıkacağı günün gecesi bir arkadaşla birlikte kitabevinin önünde oluşan kuyruğa girmiştim. Kitabın otosansürlü ve sansürlü olacağını bile bile satır aralarında bir şeyler bulunabilir mi merakıyla aydınlar bu kitabın peşine düşmüşlerdi. Nitekim kitabın baskısı ilk günde tükenmişti. İkinci baskısının ne zaman olacağını bir Tanrı, bir de Parti bilirdi.)
Paramı yiyecek dışında bir de kitap ve plak satın almak için harcıyordum. Doktorayı tamamladığım güne kadar iyi bir plak koleksiyonuna sahiptim, odam da kitaplarla doluydu. Ayrıca sinema, konser, opera ve bale bütçemde delik açan unsurlardı.
Sovyetler Birliği hem büyük bir ülkeydi hem de içinde farklı kültürleri barındırıyordu. Mümkün mertebe ülkeyi gezip tanımaya çalıştım. Gerçi yasalara göre Moskova’nın 15 kilometre dışına çıkmak için yetkili mercilerden izin almak gerekiyordu. Ama kimse bu yasağa uymadığı için ben de boş veriyordum. (Elbette ki yakalanana kadar.)
Anlayacağınız 100 Ruble ile bir öğrenci Moskova’da rahat bir yaşam sürdürebiliyor ve istediği her şeyi yapabiliyordu. Daha rahat anlaşılabilmesi için demeliyim ki o sıralarda kâğıt üzerinde 1 Ruble 1 Dolar’a eşitti ama kara borsada 1 Dolar rahatlıkla 4-5 Ruble’ye bozdurulabiliyordu. Gerçek değeriyle aslında bizler ayda 20-25 Dolar harcıyorduk.
Ulaşım neredeyse bedavaydı. 5 Kapik ile yani Ruble’nin yüzde beşiyle Moskova’da istediğiniz yere gidebilirdiniz. Hafızam beni yanıltmıyorsa metro ve otobüsler 5 Kapik; troleybüs ve tramvaylar 3 Kapik idi. Şehirler arası trenlerin hatta uçakların fiyatları da gayet makul idi.
Eğitim ve sağlık bedava idi. Sağlıkla ilgili herhangi bir deneyimim olmadığı için o konuda fikir yürütecek bir konumda değilim. Eğitim sistemleri benim görebildiğim kadarıyla hiç de fena değildi. Kiyef’teki Hazırlık Okulu’nda bir yıl içinde bizlere Rusça öğretilmişti. Ve bu rastgele olmamıştı. Okuldaki sınıflar 5-7 kişilikti. Bizim sınıfta iki Nijeryalı, iki Somalili ve iki Kıbrıslı vardı. Sınıf hocamız bütün gün bizimle cebelleşiyordu. İkinci yarı yılda bir de Rus edebiyatı uzmanı derslere gelmeye başlamıştı.
Ülkede işsizlik diye bir sorun yoktu. Devlet herkese iş bulmakla mükellefti. Herkesin başını sokabileceği bir yeri yurdu vardı. Benim görebildiğim apartman daireleri arasında lüks olanı yoktu. Bazıları orta halli, bazıları da oldukça sıkışıktı. Ne var ki Londra’da gördüğüm gibi bankların üzerinde gazete sayfalarını kendilerine yorgan yapıp uyuyan insanlar burada göremezdiniz. (Arada bir yolun kenarında uyuyan birine rastlamışsanız biliniz ki evine ulaşmayı başaramamış sarhoşun biri olma ihtimali çok yüksekti.)
Eşi ile birlikte iki odalı (bir salon, bir yatak odası) bir apartman dairesinde oturan bir arkadaşıma kiranın kaç para olduğunu sormuştum. Bana verdiği yanıt şuydu: “Su, gaz, ısıtma ve elektrik de dahil olmak üzere ayda 14 Ruble.)
Böyle bir tablo ile karşılaşan birinin cennete geldiğini düşünmesi pek de anormal olmamalı. Şu nokta da gözden uzak tutulmamalı: 20-30 sene önce bunun benzeri bir yazı Türkiye’de yayımlanmış olsaydı, Komünizm propagandası yapma suçundan hapsi boylamanız işten değildi.
Sovyetler Birliği artık yok ama Türkiye’de birtakım şeyleri yazıp söylemek hala yasak. Gazetecileri hapse atma konusunda Türkiye ile yarışabilecek dünyada pek az ülke var.