Her toplumun bir geçmişi var.
Ki o geçmiş kişiliğini belirler.
…
Kültürel, sosyal gelişmeler falan…
…
Birçok etken daha var.
Ahlaki değerler, gelenek ve görenekler gibi…
…
Gelenek ve görenek üzerine bir çizik atmak mümkün.
Birçoğu kalmamıştır.
Ahlaki değerlerin de değişmesi mümkündür.
Toplumlar değiştikçe, bu değerler de değişir.
Eskiden ayıp sayılan bir şey, sonradan bu özelliğini kaybedebilir.
Hani, denize önceleri yarı kapalı girilirken, şimdi neredeyse çırılçıplak girmek gibi.
…
Sorsalar, Kıbrıslıların toplumsal özellikleri nedir diye,
İnsan anlatmakta zorlanır.
Zaten Kıbrıslılığı pekiştirememiş.
Çırpınıp durmakta.
Ya iki minare arasındadır,
Ya da sandviç gibi bir pozisyonda.
…
Osmanlı döneminin alışkanlıkları tarihte kalmıştır.
İngiliz’den geriye kalan kırıntılar olsa da,
O da bitti denebilir…
…
Geriye bir tek şey kalır.
Kıbrıs meselesi…
…
Son yarım asırdır insanları şekillendiren şey bu.
Az değil.
İki üç kuşak eder…
…
Mevcut ekonomi bu sorun üzerinde şekil almakta.
İnşaat sektöründen turizm ve eğitim sektörüne kadar her şey bu sorunun çevresinde kendini bulmakta.
Böyle olunca,
Hırsız da, zengin de,
Siyasetçi de, sanatçı da bu sorundan üretilir hale gelmiyor mu?
Kimi mezar taşlarının üzerinde, merhumun iskan ve benzeri sorunlardan öldüğü yazılıdır.
Fatiha yerine…
…
Kahramanlar da, kahraman olmayanlar da Kıbrıs sorununun ürünü.
…
Ölenler bu sorunla ölüyor,
Doğanlar bu sorunun içinde doğuyor…
…
Albert Camus, ölümün olduğu bir yaşamda düzene çok anlam yüklememeyi öğütler.
…
Toplumsal düzenler insanlar tarafından oluşturulup geliştirildiğine göre,
Bu düzenlerin esiri olunmamalı.
Hangi düzen olursa olsun.
Aslolan değişimdir.
…
Diyeceğim,
Albert Camus’un sözü karamsar olsa da,
Düzenin insanı şekillendirmesine izin verilmemeli.
Karamsarlık sadece Camus’un sözünde yok.
Bir başka düşünür,
“Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine” der.
Fakat Şems-i Tebrizi şu sözünde kararlıdır.
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
…
Bir de Mevlana’nın şu öğüdü:
“Şu akıp giden kum saatine bak. Ne durması var ne dinlenmesi. Bak birdenbire nasıl bozuluyor dünya; nasıl atıyor bir başka dünyanın temelini.”
































