Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Barışa son çağrı…

Mont Pelerin zirvesi bitti.

Yedi gün sonra, yine aynı bölgede Cenevre’de yeni bir zirve başlayacak.

Sanırım bu da nihai zirve olmayacak.

Mont Pelerin’de aslında zor konularda beklenmedik bir şekilde yakınlaşan taraflar Cenevre’de muhtemelen toprak ve haritada daha fazla yol katedecekler.

Nihai zirvede de harita ve garantiler üzerinde anlaşacaklar.

Planlanan budur.

Bu planın başarı şansı bence yüksektir.

Mont Pelerin zirvesi bunu bize gösterdi.

Eğer Rum Yönetimi “Papadopulos sendromuna” kapılmazsa bir çözüme ulaşılacağı kesindir.

2004’de çözümü engelleyen Papadopulos (ki şimdi hayatta değil) ve onun kuyruğuna takılan Hristofysa oldu. (Ki şimdi emeklidir)

Fakat bu kez oğul Papadopulos ortaya çıktı ve Mont Pelerin zirvesi boyunca Anastasiades’i tehdit edip durdu.

Zirveye verilen aradan anlıyoruz ki bunda da başarılı oldu.

Anastasiades’in bu baskıları bertaraf etmesini umalım.

Kıbrıslı Rumları barış için son şansımız olduğu noktasında ikna etmesini…

 

burgenotel-053

 

***

 

2004 referandumlarına yol açan yine İsviçre’de bu kez Bürgenstock’taydık.

O günün haberlerine, yorumlarına ve fotoğraflarına baktım.

Kimler vardı kimler.

Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs (her iki taraf) Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği yetkilileri. Ve Amerikalılar.

İçlerinde bir tek Recep Tayip Erdoğan kaldı, Kıbrıs sorununda belirleyici olan.

Geriye kalanlar ya öldü ya emekliye çıktı.

Politikada olan çok az kişi de karar verici pozisyonda değil.

Zirveyi izleyen Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli gazeteciler hep birlikte fotoğraf çektirmiştik.

Bizim durumumuz da politikacılardan farklı değil.

Mehmet Ali Birand gibi rahmetli olanlar var.

Hasan Cemal dahil birçok arkadaş Türkiye’deler ama sürgün hayatı yaşıyorlar.

Mesleği bırakanlar emekliye çıkanlar.

Sadece 12 yıl geçti üstünden ama politikacılarda da gazetecilerde de nesil değişti.

Ve Kıbrıs değişiyor.

Bunun için son şans diyorum…

burgenotel-050

 

***

31 Mart 2004’de Bürgenstock zirvesinden sonra yazdığım yazıdan bir bölümdür aşağıdakiler.

“Furigen otelde akşam saatleri.

Genel Sekreter’in öğle saatlerinde taraflara sunduğu çözüm planı gazetecilerin kaldığı Furigen otele ulaşmış.

Etrafta bir panik ve telaş.

200’ü aşkın gazeteci planla ilgili detayları öğrenmek ve haber merkezlerine geçmek için adeta birbirlerini eziyorlar.

Bir Rum gazeteci belli ki canlı yayında konuşuyor.

İngilizce ve Rumca sözcuklar birbirine karışıyor.

“Türklere suvla (şiş kebabı) verdiler, bize de sadece sandüviç” diye anlatıyor planı.

Yüzünde sanki de pazarlık masasında kendisiymiş ve başarısız olmuş gibi bir acı ve öfke.

Avazı çıktığı kadar bağırıyor, “androbi, androbi (ayıp, ayıp) diyor, seçip anlayabildiğim cümleler arasında.

Aslında yaptığı benzetme Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides’e ait.

Hrisostomides “Tüklere 5 yıldızlı yemek ve şampanya sundular” demişti. Rum gazeteci Kıbrıslıların anlayabileceği dile çevirdi bunu ve “5 yıldızlı yemeği” sufla (şiş kebabı) yaptı.

Kıbrıs’ta bunu dinleyen sıradan Rum vatandaş ne der ki?

Vay alçak arap (Genel Sekreter Annan) vay. Türkleri kebabınan besler bizi da sandüviçinan kandıracak” demez mi?

Aslında maksat bu.

Nasıl bir plan ortaya çıkarsa çıksın, Rum Yönetimi aynısını yapacaktı.

Yüksek sesle bağırmaya, gözyaşı dökmeye başlayacaktı.

Çünkü henüz pazarlık bitmemişti ve Türklere kebap verenler, bu kebabı geri alabilirdi.

Sandüviç ile kebap yer değiştirebilirdi.

Türkler öfkeyle masadan kalkıp “bu iş burada biter” deyip Bürgenstock’u terkedebilirlerdi.

Ve Papadopulos da önünde hiçbir engel kalmadan, 1 mayısta tıpış tıpış Avupa Birliği’ne girerdi.

Ama olmadı.

Hayalleri gerçekleşmedi.

Çünkü hala akılları Denktaş’ta takılıydı.

Denktaş’ın yöntemlerini ezbere biliyorlardı ve oyunu Denktaş’ın yöntemlerine göre oynayacaklardı.

Ezberleri bozuldu.

Türk tarafı Türkiye heyeti, Kıbrıs Türk heyeti inanılmaz pozitif tavırlar sergilediler.

Rumların ezberlerini bozdular ve Avupa Birliği ile Birleşmiş Milletler’i ikna ettiler.”

***

Anastasiades Rum muhalefetine ve Rum basınına kulak asarsa yine ayni tarihi hataya düşecek.

Şimdilerde Denktaş yok ama bazı Rum medyası tarafından  Denktaşlaştırılan bir Akıncı var.

Türkiye orada ve her daim baş şeytan muamelesi görüyor.

Bu mantık bir uzlaşıya varılmasına engel oluyor.

Umalım ki Anastasiades bu tuzağa düşmez.

2004’te yaptığı gibi cesur kararlar alır.

Cesur kararlar alır ve bu işi bitirir.

Çünkü bu Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumların gerçekten son şansıdır…