Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Barış Yapma” “Barış İnşasını” Paralize Ediyor

 

Kıbrıs sorunu gibi bir siyasi sorunu, kötü senaryolar gündeme getirerek çözmeye çalışır bazı akademik ve gazeteci arkadaşlar. “Eğer şu tarihe kadar çözülmezse bittik,” “Türkiye bizi hap gibi yutacak” veya “ilhak edecek;” “ekonomik kriz çıkacak;” “ada bölünmüş kalacak,” falan gibi senaryoları iyi niyetli bir şekilde de olsa gündeme getirilerek tekerleyen veya aksayan görüşmelere ivme  sağlamaya çalışırlar. Böylece yaratılan bu ortamda liderlerin cesaretlerini de sorguya çekerler.

 

Cesur lider demek masada kalıp müzakere eden lider anlamına gelmeye başlar. Müzakerelerin kopmaması veya formatının değiştirilmemesi için herkes elinden geleni ardına koymaz. Bu dönemlerde çokça kullanılan slogan ise “son şans” mottosudur. “Bu defa bir şey olmazsa hiç bir zaman olmaz” gibi şeyler hızla sloganlaştırılır. Öte yandan bütün tartışmalar genellikle elit seviyesinde, Uluslararası İlişkilerin alışılmış formatlarının penceresinden ve halklardan kopuk bir vaziyette, reel politik prensipleriyle yapılır. Şeffaflık, pazarlık gücünü etkileyeceği için tehlikeli kabul edilir. Ve süreç içe kapalı bir vaziyette devam etmeye mahkûm edilir. Toplum içi mekanizmalara, dinamiklere, beklentilere, algılara bakılmadan veya bakılsa bile “oyun bozulmaması” için seçici bir incelemeye tabi tutulur. Bu arada çözümlerin kalıcılığını veya kabulünü sağlayacak halklar arasında gerçekleştirilmesi gereken yakınlaşma, yüzleşme, karşılıklı bağımlılık yaratacak adımlar bu tip reel politik oyunlara kurban verilir. Her türlü yakınlaşma ara bölgeye sıkıştırılır. Günlük hayatı etkileyecek, barışa hazırlayacak hiç bir adım atılamaz. Uluslararası toplum tüm kaynaklarını ve enerjisini toplumdan kopuk “müzakere sürecine” yoğunlaştırır. Ve çok “Konforlu” bir balon yaratılır. Liderler görüşür gibi yaptıkları sürece hiç bir adımı atmak zorunda kalmazlar. İlgili Uluslararası kurumlar ve ilgili devletler de yeni bir şey olmadığı sürece sözlü destek haricinde hiç bir şey yapmak zorunda değildirler. Yani aynı “Konforlu köpükte” onlara da yer vardır. Liderler ve özellikle tanınma sorunu olmayan çatışmanın tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti, sonu gelmeyen görüşme süreçlerine bayılır. Çok rahattırlar. Yani bu “konforlu” ortam siyasilerin geleceklerini de tehlikeye atmaz. Çünkü masada “kapsamlı çözüm” peşinde koşarak güya “ellerinden geleni” yapmaktadırlar! Ama yıllar geçse bile kırmızı çizgiler hiç değişmeden masada kalmaya devam eder.

 

Liderler genellikle, her krizden sonra bir türlü sonuç alınamayan “kapsamlı çözüm” formatına dönmeyi cesur bir adım olarak sunarlar. Bu arada, “her şey anlaşılmadan hiç bir şey anlaşılmış sayılmaz” mottosuyla, hiçbir şeyde anlaşmaya varamazlar. Her madde başka bir maddenin pazarlık payına dönüşür. Her türlü yakınlaşma çalışması “aman durun şimdi müzakereler devam ediyor” özrüyle daha sonraya ertelenir. Barış inşasında atılacak her adım sanki müzakere sürecini bozacak diye nitelendirilir ve “Barışı İnşa” süreci sözde “Barış yapma” sürecine yedirilir. Ve iki tarafın statükoları da güçlenerek yollarına devam ederler. Adeta kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi!!