Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Barış gelirse eğitimle gelecek

KKTC’nin kuruluşunu protesto etmek için geçtiğimi hafta Güney Kıbrıs’ta yapılan eylemlerde Kıbrıslı Türklere yönelik yapılan saldırılar hem güneyden hem de kuzeyden ciddi tepki gördü. Burada saldırıdan çok saldırıyı gerçekleştirenlerin öğrenci olması olayın daha da konuşulur olmasını neden oldu. Güney Kıbrıs’ta olaya tepki gösterenler eğitim sistemine vurgu yaptı.

Biz yıllardır bu satırlarda “barış eğitimi” diye bir kavramdan bahsediyoruz. Bilinmesi gerekir ki, bu adada çözüm ve barış olacaksa eğitim sayesinde olacaktır. Siz istediğiniz kadar politik olarak çözüm için karar verin, anlaşma imzalayın. Halklar arasında barış kültürü geliştirmeden, eğitim sistemini dönüştürmeden barışın yaşaması mümkün değildir. Zaten 50 yıldır devam eden görüşmelerde bu hep göz ardı edildi için bugünlere kadar geldik. Bugün devam eden görüşmelerde liderler mutlaka bir eğitim komitesi oluşturması gerekiyor.
Barış eğitiminin öncüsü olan Johan Galtung, barış eğitiminin hedefini, 'empati duygusunu geliştirmek ve bireyleri, çatışmaları yaratıcı, yapıcı ve barışçıl şekillerde çözecek becerilerle donatmak” olarak tanımlamaktadır. Etkili bir barış anlayışının ve kültürünü yaratmak; erken yaşlarda başlayan ve hayat boyu süren bir eğitim anlayışına gereksinim vardır.
Bu ülkede eğer barışa katkı sağlanacaksa her iki tarafta da müfredatlar yeniden yazılması gerekecek. Barış kültürüne katkı koyacak, farklılıkları ötekileştirmeyecek, farklılıkları zenginlik sayacak bir yaklaşımla yeniden yazılması gerekecek.
Bu adaya barış; ancak bir dönem savaştığımız, düşman bildiğimiz insanların haklarını koruyarak, ders kitaplarında başka bir halka, onların kültürüne, değerlerine saygı göstererek gelebileceğini anlamak gerekiyor.
Doğruyu söylemek gerekirse biz, Kıbrıslı Rumlara göre çok öndeyiz. Hem müfredatlar bakımından hem de barışçıl yaklaşım bakımından… Bizde 2005’de başlayan bir süreç içerisinde onlarca kitap yeni barışçıl kitap yazma anlayışı ile yazılmış ve uygulamaya konulmuştur. Her ne kadar da bu durum 2009 yılında sekteye uğradıysa da yine de Güney Kıbrıs’a göre öndeyiz.
Mart 2014’te yaptığımız 5. Milli Eğitim Şurası’nda “Rumca’nın ortaöğretimde zorunlu ders olarak okutulması” kararı o günlerde Güney Kıbrıs’da ciddi yankı bulmuştu. Özellikle ilerici sendikalar Güney Kıbrıs hükümetine “sahte dediğin devlet bak neler yapıyor” diye eleştirilerde bulunmuş ve “sen de yap” denilmişti.
Kıbrıslı Rumların bu konuda atması gereken çok adım var. AB üyesi olan bir ülkede eğitim çağdaş normlar üzerine oturmak zorundadır. En erken bir zamanda tüm ders kitaplarının barış kültürüne hizmet eder şekilde yazılmalıdır. Biz de eksik bıraktıklarımızı tamamlamak zorundayız.
Güney’de Kıbrıslı Türklere yapılan saldırılar sonrasında 15-18 yaş arası 9 genç tutuklanmış. Bu olayda en az suçlu olan o gençlerdir. Kıbrıs sorununun 1974’te başladığını zanneden, Kıbrıslı Türkleri bu adanın eşit ortak paydaşları olarak görmeyen, Kıbrıslı Türkleri düşman gören ve ötekileştiren bir eğitim anlayışından çıkan bu gençlerin daha nasıl olmasını beklersiniz. Bir de faşist Elam örgütünün kıskacına girdiniz mi olanlar oluyor işte…
Neyse ki Güney Kıbrıs’ta, eğitim sistemine rağmen duyarlı, barış yanlısı gençler var da bu tür şiddet olaylarına tepki gösteriliyor. Olaylar sonrasında görülüyor ki Kıbrıslı Türklere yönelik yapılan bu tür davranışlar pirim bulmadı. Olayın en sevindirici tarafı da bu oldu. AKEL hükümete çok sert eleştirilerde bulundu ve müfredatın yenilenmesi talep etti.
Bu adada birlikte yaşamak zorunda olduğumuzu anladığımız zaman sorunun önemli bir kısmını da halletmiş oluruz. Bunun için de barış eğitimi ve kültürünün geliştirilmesi gerekiyor.  Bu konuda adanın her iki yakasındaki sivil toplum örgütlerine ve ilericilere, hükümetler kadar önemli görevler düşmektedir.