Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bardağın dolu tarafı

Kıbrıs meselesini tarihe mal etmek için müzakereler devam ederken uluslararası toplumun ilgisi de giderek yükseliyor.
İngiliz Dışişleri Bakanı sonrasında Rus ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanları da adaya geldi.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry dün her iki liderle görüştü.

Böylece uluslararası toplumun müzakere sürecine desteği ve beklentileri en üst düzeyden ortaya konuldu.
Gelinen aşamada müzakerelerde her şey dört dörtlük yani mükemmel mi gidiyor?
Tabii ki hayır.
Müzakereleri bir bardağa ve içindeki suya benzeterek değerlendirecek olursak, bardağın tamamı dolu değil.
Ama bardak boş da değil.
Yani olumlu gelişmeler var. Ama daha yapılacak olanlar da var.
Meseleye sanırım en doğru bakış açısı da bu.
Türk tarafı yeni bir ortaklık çatısı altında Kıbrıs’ın geleceğini şekillendirmek için uğraş veriyor.
Rum tarafı ise saatleri 1974 öncesine çevirme hedefini hala tam olarak bir yana bırakmadı.
Taraflar müzakere ettikleri her başlığa kendi hedeflerine yakın bir sonuç elde etme düşüncesi ile yaklaşıyorlar.
Bu da normal.

Ama kesin olan bir şey var, o da daha kat edilecek yol var.
Bir kere varılacak anlaşmada AB hukukuna aykırı bazı özel durumlar mutlaka olacak.
Bu özel durumların AB’nin birincil hukuku yapılmasının her iki taraf ve AB ülkeleri tarafından kabul edilmesi ve uygulamanın da bu yönde yapılması gerekecek.
Gelinen aşamada bu konuda tarafların anlaştıklarını söylemek zor.
Mülkiyet meselesi de tarafların tüm çabalarına rağmen hala üzerinde bazı görüş farklılıkları olan bir başlık olarak duruyor.
Her ne kadar bir ara ‘bu iş tamam’ denilme noktasına gelinebileceği beklentisi çok yükselmiş olsa bile daha o noktaya gelinemedi.
Mülkiyet konusu öyle bir konu ki bu konu başlığı üzerinde ortak bir zeminde tarafların buluşması da tek başına yeterli değil.
Değil çünkü varılacak uzlaşmada mutlaka birileri birilerini tazmin etmek zorunda olacak.
Tazminat ile kaynağın nereden sağlanabileceği konusu da başlı başına bir diğer baş ağrıtan mesele olarak duruyor.
2004 yılında tazminatların sağlanması için ‘Donor’s konferansı’ konusunda yaşanan hayal kırıklıkları unutulmuş değil.
Müzakerelerde gelinen noktada ‘siz anlaşın, tazminatlarla ilgili kaynağın bulunması meselesine bakarız’ gibi bir yaklaşım sıklıkla ortaya konuluyor.
Ama bunun nasıl eyleme dönüşüp pratikte uygulanacağı net değil.
Bu ve bunun gibi konular bardağın boş tarafı.
Önemli olan her yeni günde liderlerin boş tarafı doldu
rmak için cesaretle adım atmaları.
Bu, iki tarafın da vizyonlarının tam anlamıyla örtüşmesi halinde çok daha kolay olacak.
Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.