Açıklanan Bakanlar Kurulu’nda bir tek bayan bile yok! Hem de koalisyonun büyük ortağının kendisini “ilerici” diye lanse eden bir siyasi parti olmasına rağmen.
* * *
Hâlbuki sadece bakanların en az yarısının bayan olması değil, milletvekillerinin dağılımının da böyle olması gerekirdi. Ne yazık ki her yerde ve her şeyde olduğu gibi bu konuda da çoğunluk için daha iyi olacak şeylerin gerçekleşmesi o andaki durumdan faydalananlar ve gücü elinde tutanlar tarafından engelleniyor.
* * *
Bundan dört buçuk yıl önce, 28 Şubat 2009’daki bir yazımda, niye milletvekili adaylarının en az yarısının bayan olması gerektiği üzerine yazmıştım. Bu yazıyı yeniden sizlerle paylaşmak istedim.
* * *
Kıbrıs’ta bazı örgüt ve kişiler, seçim öncesinde toplumun farklı kesimlerini temsil edenlerin meclise girmesini istediklerini dile getirerek adaylar arasında özellikle doktorların daha az, kadınların ise daha fazla olması gerektiğini belirttiler.
* * *
Şu ana kadar açıklanan aday listelerine bakılırsa bu taleplere olumlu bir yanıt verilmiş değil. Örneğin, CTP’nin Girne’deki 10 adayının yarısı doktor ve sadece ikisi bayan. Anladığım kadarıyla kadınların daha fazla temsil edilmesini isteyenler bu işin fırsat eşitliği yönüyle ilgileniyorlar. Bu kuşkusuz önemli. Fakat daha önemli bir nokta var: Az sayıda kadının aday gösterilmesi, ekonomik etkinlik açısından baktığımızda, toplumun uzun dönemli çıkarlarıyla (en ehil adaylar) politik partilerin kısa dönemli çıkarlarının (en seçilebilir adaylar) kesişmediğini gösteriyor. Çünkü sonuçta bir ülkenin sahip olduğu mal ve hizmet üretiminde kullanılan faktörleri kötü kullanmak demek olan yolsuzluk kadınların meclisteki sayısının artması ile azalıyor.
* * *
Aşağıdaki rakamlar Dünya Değerler Anketi’nden alınmıştır.
Anketten çıkan sonuçlar erkeklerin vergi kaçırmaktan kamuya ait araziye çöp atmaya kadar her türlü “dürüst olmayan” ve “kanunsuz” davranışı sergilemeye kadınlardan daha fazla eğilimli olduklarını gösteriyor.
* * *
Gelişme Ekonomisi dergisinde yayınlanmış olan bir çalışma Gürcistan’da bayan özel işletme yöneticilerinin erkek yöneticilerden %13 daha az rüşvet verme ihtimali olduğunu gösteriyor. Aynı çalışma 40 değişik ülkedeki kadınların (1) işgücüne katılımı, (2) bürokraside üst düzey yetki sahibi olmaları ve (3) Meclis’teki paylarıyla ülkelerindeki yolsuzluk düzeyi arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu da verilere dayanarak gösteriyor. Başka bir çalışma da kadın parlamenterlerin sayısının artışıyla yolsuzluğun düştüğünü gösteriyor.
* * *
Dünya Bankası’ndan bir meslektaşımla 6 ülkede, 90 kamu kuruluşunda çalışan 4000 kadar memurun verdikleri bilgiye dayanan bir çalışma yapıp, kamu kuruluşlarında çalışan kadın sayısının artması ile yolsuzluk arasında bir ilişki olup olmadığını anlamak istemiştik. Enteresan bir şekilde kamudaki kadın sayısı %50-60’lara varana kadar yolsuzluk düşüyor; bu noktadan sonra kadın sayısının artmasıyla yolsuzluk artmaya başlıyor. Buradaki ince nokta şu: kadınların sayısının yarıdan fazla olması, ayni zamanda erkeklerin sayısının yarının altına düştüğü anlamına geliyor. Bir gurubun sayısının azalması diğer gurubun sayıca “güçlü” duruma geçtiğini gösterir. Biliyoruz ki güç genelde insanları yoldan çıkarıyor. (Power corrupts.)
.jpg)
Bahsettiğim bu çalışmalar kadınların daha dürüst ve kanunsuz işler yapmaya daha az meyilli olduğunu, rüşvet alıp vermede daha az aktif olduklarını gösteriyor. Sosyologlar, suçbilimciler, psikologlar ve daha birçokları bunun niye böyle olduğunu açıklamaya çalışıyorlar. Fakat şu ana kadar net ve geniş kabul görmüş bir hikâye anlatan yok. Ben yine de, ampirik verilerin bize gösterdiği net ilişkiden dolayı, meclise daha çok kadın milletvekili göndermekle ekonomik etkinlik kazanımları elde edileceğini savunuyorum. Bu seçimlerde yeterince kadın aday gösterilmemesini de bir kayıp olarak değerlendiriyorum.
* * *
.jpg)
































