Uzun yıllar önce gazetelerin birinde ilginç bir öykü okumuştum.
Yedi ceset bırakmıştı adam arkasında, çoğu çocuk.
Vahşetin en yüksek basamaklarında gezinmiş, kurbanlarını orijinal işkence yöntemleri kullanarak öldürmüş ve sekizinci ceset için hazırlık yaparken yakayı ele vermişti.
O kadar büyük bir infial vardı ki adamı koyacak hapishane bulamamışlardı.
Adaletin işlemesiyle yükümlü polislerin çoğunluğu bile yargılanmadan asılmasını istiyordu adamın.
Genç bir Savcı ısrarla yasaların uygulanmasını, katilin yargılanmasını savunuyordu.
Yaşlı annesi de oğlunun kurtulmasını.
Genç Savcı tepkilere, protestolara ve toplum dışına itilme tehlikesine rağmen katilin yargılanmasını sağladı.
Sonuçta darağacında noktalanacak yargı sürecini başlatma girişimini oldukça mantıklı izah ediyordu genç Savcı:
“Eğer yasaları terk edip kişilerin koyduğu kuralların uygulanmasına izin verirsek vahşi bir ormandan ne farkı kalır yaşadığımız düzenin.”
Yargıçlara yalvaran, günler boyu mahkeme koridorlarında bekleyen anne ise “Oğluma bir şans daha tanıyın” diyordu.
Kesinlikle suçsuz olduğunu düşünüyordu 7 kişiyi hunharca öldürmüş oğlunun.
Uzun süre etkisi altında kalmıştım annenin ortaya koyduğu bu tavra.
Oğlu da olsa bir katili savunuyordu.
Ve ona göre masumdu oğlu.
***
“Tanrı Azrail’e sordu:
-Durmadan can alırsın. Hiç acımaz mısın, yüreğin burkulmaz mı?
Azrail:
– Denizin üstündeki salda bir anne ile bebeği vardı, kadının canını alırken fena oldum; dalgaların ortasındaki tahta parçasında yalnız bıraktığım küçük çocuğa çok acıdım.
Ama bir başka gün, canını aldığım bir zalim hükümdarın soluğunu keserken çok sevinç duydum.
Tanrı dedi ki:
– Canını alırken sevinç duyduğun hükümdar, denizdeki sal üzerinde yalnız bıraktığın çocuktu.”
***
“Yaşamını bilgiye ve üretime adamış yaşlı filozof, okyanusun kıyısında, kilometrelerce uzanan kumsala hakim bir tepenin üzerine ev yapmış. Amacı yaşamının son döneminde son eserlerini toparlamak ve yaşamının son baharını güzel bir mekanda huzur içinde geçirmekmiş.
Günler günleri kovalamış, yaşlı filozof, bir gün doğumu, bir gencin kilometrelerce uzanan kumsalı bir baştan bir başa dolaşıp, eğilip yerden bir şeyler alıp denize attığını fark etmiş. Genci bir süre izlemiş yaptığının ne olduğunu anlamamış ve yanına gitmeye karar vermiş.
Kilometrelerce uzanan okyanus kıyısında her gün aynı şeyi yapan genç adama yaklaşmış ve seslenmiş:
-Kolay gelsin ne yapıyorsun?
-Deniz çekildiği için kumların üzerinde kalan istiridyelerin tekrar denize dönmelerini sağlamaya çalışıyorum. Az sonra güneş yükselecek ve hepsi ölecek.
Yaşlı filozof şaşkın bir ifadeyle konuşmuş:
-Şu anda kilometrelerce uzanan kumsalda milyonlarca istiridye var. Hepsini denize nasıl atacaksın? Yaptığın işin anlamı yok, bir şey fark etmez ki!
Genç adam yaşlı filozofun yüzüne bakmış, eğilmiş kumların üzerinde bulunan milyonlarca istiridyeden birisini almış, denize fırlatmış ve yaşlı filozofa dönüp:
-“Bak bunun için fark etti” demiş.
































