Aynı tas aynı hamam diyorlar işte... - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Salı, Mayıs 28, 2024
KıbrısKöşe Yazarları

Aynı tas aynı hamam diyorlar işte…

Burak KARATAŞ

Ülkemizde herhangi bir alanda eksiklik olmadığını iddia edebilmek, hakikaten yürek işidir. En vatanperver arkadaşlarımız dahi ülkemizin eksiklerinden ‘hayatiyetle’ bahsedebilirler. Ülkemizin üstüne lök diye çöken bürokratik vesayete dokunmamak şartıyla tabii… Ne de olsa, gün gelir, devran döner, herkes bir biçimde ‘Devlet Baba’nın kudretli kollarına sığınmak durumunda kalır. (Burada Demirel’i düşünebilirsiniz, iyi olur.)

Gerçi caaanım ülkemizin sıkıntılarını dile getirmenin vatanperverlikle bir ilgisi yoktur ya… İdeolojilerle de bir ilgisi yoktur aslında… Sadece gören göz ve duyan kulak meselesidir. Biraz da ‘kafa çalıştırma’ meselesi tabii…


Ama demin de dediğimiz gibi, ülkemizde kocaman bir komedya oynanmaktadır sanki ve burada da en kaba güldürü ögeleri vatanperver dostlarımızdan gelirken, daha ince kamışların solcu geçinen dostlarımızdan geldiğini görmekteyiz. Bizim ‘salim arkadaşlar’, bürokratik vesayete saydırmadan muhalefet yapabilmenin nasıl bir şey olduğunu da herhalde Marx dedelerine yahut Lenin dedelerine nasıl izah edebileceklerini düşünmemişlerdir bugüne değin…

Öyle ya, Türkiye’de de solculuk ‘üstyapı’ kurumları üzerinden tartışılmaz mı?

Bir ara yazar Emre Aköz’e “sen rakı içen adamsın, nasıl solcu olmazsın” diyen salaklar türemişti…

Bir ara da bir paşanın mahdumunu “solun doğal önderi” diye pazarlayan ceridelere her yerden rastlayabiliyordunuz… Öte yandan, yoksul bir ilkokul öğretmeninin oğluna “vahşi kapitalist” ayağı çekiliyordu…

Aman bürokrasi, canım bürokrasi… Başımıza ne gelirse gelsin, sen yeter ki ayakta kal… Tek bir dileğim var, o da mutlu ol yeter!..

Bu devrin geride kaldığını idrak edebilmemiz için bir yüzyıl daha mı harcamalıyız? (Galiba, evet.) Memleketin sorunlarının bilincinde miyiz? Evet, öyleyiz… Bu, daha evvel de dediğim gibi, ülkemizin özgün bir yanından ileri geliyor: Küçük bir ülke oluşumuzdan…

Sonuçta şunun şurasında 40 kişiyiz ve hepimiz de birbirimizi biliriz.

Bu nedenle ‘derin bir eksiklik’ ve ‘suskunluk’ hali göze çarpıyor…

Türkiye’de bunun yerini bitmek bilmeyen bir farfara ve gürültü hali alıyor, çünkü orası buranın tam tersi… Herkesin birbirinin gözünü oymaya gayret ettiği çılgın bir fars…

Orada kavga bitmedi, daha yeni başlıyor. Bizse çabalarımızın sonuçlarını alamamaktan ve yanlış yerlere yanlış gözlerle bakmaktan kendimizi alamadık. Bu nedenle durulduk, durgunlaştık. Tüm dünyanın ilgiyle izlediği bir yer olan bu ada parçası, son yıllarında derin bir sükuta, işbu nedenle gömüldü.

Bürokrasinin memnun olduğu statükonun kurulma nedeni, bu coğrafyanın, bu adanın yaşadığı hemen her şeyin de nedeni, aynıdır: Kıbrıs sorunu…

Bununla ilgili söylenecek her şey, yapılacak her hareket, takınılacak her tavır, bir şeyler söyleyecektir.

İşte bu nedenle AB, Türkiye ile ilişkilerini ısıtmak için “Kıbrıs sorununu çözün” dedi o meşhur “sonuç bildirgeleri”nin sonuncusunda…

Biz bu halktan yanayız, bunu herkes böyle bilsin.

 

***

 

Özür

Geçtiğimiz hafta bu köşe boştu. Birtakım olağanüstülükler nedeniyle geçen haftaki yazımızı yazamamıştık. Hadi bunlar oldu, sizlere haber vermemiz lazımdı… Onu da yapamadık. Bunlar yanlış hareketlerdir, her ne kadar kasıtla yapmamış olsak da. O nedenle sizlerden özür dileriz sevgili Havadis okuyucuları… Ve bir daha “bu tarz” bir şeyin yaşanmayacağını açık yüreklilikle beyan ederiz.

İyi haftalar efendim…

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar