Aynı romandan çıkmış gibi

1 Ağustos 2018 Çarşamba | 10:10
Ahmet Okan

Böyle mevsimlerdi aylardan temmuz sıcak adamakıllı yakmakta.

Okullar tatil caddeler sokaklar boş alabildiğine bir tenhalık sanki güneş yere inmiş Lefkoşa’yı adım adım dolaşmakta, o şeher güneşe teslim her köşesi her bucağı…

Lozan otobüsleri denize gidecek olanları erken saatlerde alırdı akşamın ilk saatlerinde geri getirirdi.

Arabası olanlar da erken saatlerde hazırlanır sahil kenarlarına çekilirlerdi ki bir tek sahil ve piknik alanları kalabalık olurdu…

Daha önceleri, dönemin “kapalı dönem” olduğu yıllarda denize gitmek bile yasaktı en çok gidilecek yer Kırnı’ydı.

Orada bir havuz vardı ve dev bir çınar ağacının altında Kırnı pınarının soğuk suları eşliğinde piknik yapılırdı, çınar ağacının yaprakları eşlik ederdi su sesine…

Deniz sahillerinde birbirlerini görenler, akşama Ayrancı’da da birbirlerine rastlarlardı…

Böyle zamanlarda Lefkoşa’ya neresinden bakılsa terk edilmiş bir kent hissi uyandırırdı insanın içinde, gün gelecek gerçekten terk edileceği akıllara bile gelmezdi fakat o dönemlerin tenhalığı güzeldi.

Bütün kapılar, panjurlar ve pencereler ve avlulardaki ağaçlar sabahın ilk saatlerinde tatlı bir telaşla evinden çıkan insanları sabırla bekler gibiydi; vakti gelip herkes evine geri döndüğünde güvercinler bile sevinirdi, tabii ki serçeler de, kapılar bir başka açılıp kapanırdı…

Ne Bandabuliya’da gürültü kalırdı ne Arasta’da, güneş beklerdi tezgahları ve dükkanları, zaten Deveciler Hanı da Lefke Hanı da boş kalırdı.

Bir Mücahit mevzisinde tembel tembel dinlenir gözleri sıcak ve nemli, elleri ve tüfeği terli, böyle vakitlerde dakikalar bile ilerlemezdi uzun olurdu zaman…

Lakin akşam olacak Lefkoşa’ya serin rüzgarlar dalacak, sandalyeler kapı önlerine çıkarılacak, o kapı önleri bir güzel sulanacak, sokaklar insanlarla dolacak ve o tenha ve terk edilmiş sanılan şehir bir anda canlanacaktı.

Eskiden Ormanyolu olarak bilinen Çağlayan yolunda esnaf yerini alacak, sinemalar kapılarını açacak, Çocuk Bahçesindeki fıskiyelerden sular fışkıracak, Mücahitler ve Kuğulu Parkta çalgıcılar yerlerini almak için hazırlanacaklardı.

Eğer hafta sonu ise bandonun neşeli sesi çınlamaya başlayacaktı Girne Kapısı’nda…

Böyle mevsimlerde ve böyle vakitlerde denizden dönenler akşam gezintisine hazırlanırlardı güneş yanığı tenleri ile dillerinde bir türkü her şeye rağmen, hepsi aynı hikayeden, aynı romandan çıkmış gibiydi sokaklarda, o tenha kentten eser kalmazdı…