Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) süreci ve yanlış anlaşılan 8.5 milyon dolarlık ihracat konusu

 

Geçtiğimiz hafta basınımızda çıkan bir haberde ABAD kararlarından sonra ihracatımızın 80 milyon dolardan 8.5 milyon dolara gerilediği üzerinde duruluyordu. Bu rakamlar üzerinden de, basınımızda birçok yorum yapılmıştı. Verilen rakamlar ve konular karıştığı için bu durum üzerinden yapılan yorumlar eksik kaldı diye düşünüyorum.

Ben de bugünkü yazımda, hem ABAD kararlarına gelinceye kadarki süreç hakkında, hem de yanlış anlaşılan ihracat rakamları ile ilgili, aydınlatıcı bilgiler vermek istiyorum.

1973 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’yla Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde ve Kıbrıs Türk tarafının da onayı ile “Port of Famagusta” mührü ile Kuzey Kıbrıs’tan Avrupa’ya 1994 yılına kadar direk ihracat yapılıyordu. Özellikle, narenciye, patates ve konfeksiyon ürünleri yoğun bir şekilde Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Bu sektörlerde, bu süreçte modern fabrikalar kurulmuş ve binlerce insan istihdam edilmişti.

KKTC’nin ilanından sonra bile, ürettiklerini rahatlıkla satabilen Kıbrıslı Türkler, 1991 yılında o dönemin yönetiminin aldığı kararla, kullanılan “Port of Famagusta” mührünün yerine KKTC mührü kullanmaya başlayınca, Kıbrıslı Rumlar konuyu AB Adalet Divanı’na taşıdı. Mahkeme 3 yıl sürdü. Ancak, Kıbrıs Türk tarafı, tüm ısrarlara rağmen davaya taraf olup, kendini savunmadı.

1994 yılında, ABAD kararı, KKTC’nin aleyhine sonuçlandı ve ihracatımız ağır darbe yedi. Bu kararla, KKTC’nin yaptığı ihracat da gümrük birliği kuralları uygulanmayacak, bu da maliyetleri artıracaktı. Nitekim uygulanan %14 vergi karşısında, ürünlerimizin rekabet etme şansı kalmamıştı.

Şimdi de sizlerle, ABAD kararları öncesi ve sonrası toplam ihracatımız ve Avrupa Birliğine yapılan ihracatla ilgili rakamları paylaşmak istiyorum.

ABAD kararlarının uygulamaya başladığı 1994 yılına gelinceye kadar toplam ihracatımız yıllık ortalama 50-70 milyon dolar arasında değişiyordu. Toplam ihracat içinde, AB ülkelerine yapılan ihracat ise 30-50 milyon dolar arasında seyrediyordu. ABAD kararlarından sonra ise toplam ihracatımız,45- 50 milyon dolar düzeyine, AB ülkelerine ihracatımız da 12-22 milyon dolara düzeylerine gerilemeye başlamıştı.

Bu trend 2005 yılına kadar devam etti. 2005 yılından sonra toplam ihracatımız 70-90 milyon dolar arasında seyretti. 2011 yılında ise 120 milyon dolar ile en üst seviyeye ulaştı. AB ülkelerine yapılan ihracat ise 2005 yılından sonra 10-15 milyon dolar arasında gerçekleşti ve 2012 yılında ise 8.5 milyon dolar düzeylerine geriledi. Yüzdelik olarak da verecek olursak, ABAD kararları öncesi toplam ihracatın %60-%70 oranlarında seyreden AB ülkelerine ihracat, ABAD kararları sonrası hızla düşerek 2012 de %7.5 düzeylerine geriledi. Bu süreçte de Türkiye ve İslam ülkelerine yapılan ihracat gelişti. 2012 de toplam ihracatın içinde Türkiye’nin payı %49, İslam ülkelerinin payı da %34’e yükseldi.

Görüldüğü üzere, basınımızda çıkan, ihracatımız 80 milyondan 8.5 milyona geriledi haberi maalesef yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiştir. 8.5 milyon dolara gerileyen AB ülkelerine yapılan ihracattır. Toplam ihracatımız gerilememiştir. Ancak, ABAD kararı olmasa, ihracatımız mutlaka daha yukarılarda olacaktı.

AB pazarlarına yeniden girmek çok önemlidir. Bu pazarlara girmek için, önemli oranda devlet desteği gerekmektedir. Bu destek, yüklenilen vergi maliyetini azaltmak içindir. Ürettiğimiz ürünlerin kalitesi, eskiye göre nispeten daha iyidir ama özellikle tarım ürünlerinde standart ve kaliteyi daha yukarılara çekmemiz, sertifikalı üretimi geliştirmemiz gerekmektedir.

AB pazarlarına girmek istiyorsak, gelen talepler doğrultusunda, kaliteli ürünler üretmemiz gerekmektedir. Buradaki temel hareket noktası, ihtiyaç hissedilen zamanda(erkenci üretim) ve kalitede üretim gerçekleştirebilmektir. Gelir düzeyi yüksek olan Avrupa Birliği vatandaşlarının taleplerini karşılayabilirsek, ürünlerimizi iyi fiyatlara satabiliriz.

Son tahlilde şunu söylemek istiyorum. Mührü değiştirmek hataydı. İhracat maliyetlerimizi artırmış, ihracat rakamlarımızı düşürmüştür. Ancak, önümüze bakıp, mevcut pazarlara (Türkiye, İslam ülkeleri ve AB ülkeleri) yönelik olarak, mukayeseli avantaja sahip ürünlerimizi, talep edilen zamanda, kaliteli, tahlilleri yapılmış ve gıda güvenliği sağlanmış şekilde üretmeye devam edersek, devlet destekleri katkısıyla da ihraç etme ve ihracat rakamlarını artırma imkanlarımız her zaman bulunmaktadır. İhracatta, gerekli koşulları sağladığımız taktirde, her türlü engel ve ambargo aşılabilmektedir. Birde, sorumluluğumuzu ve gerekli şartları yerine getirmeyip, olmayan ambargolar yaratmaktan kaçınmalıyız. Bunun kimseye faydası olmaz.

Geçmişin hatalarına takılıp kalmamalıyız, geçmişten ders çıkarıp, benzer hatalar yapmamalı ve önümüze bakmalıyız.