Çok sıcak yıllardan geçip geldik böylesi sıcak bir yaza. Yolların sıcaktan erimiş asvaltı potinlerin altına yapışırdı! Yumurtayı Mağusa limanının rıhtımına kırsanız kavrulurdu! Daha Ağustos ayı...
Annan planı tartışmalarının gemi azıya aldığı yıllara uzandım ve bir kez daha anladım: “Kıbrıs müzakereleri” “acılı Adana Köftesi, acılı fasulye, acılı muhammara, acılı kıyma… gibi...
Grant Montana sonrası yakaladığımız bizden yana rüzgârla hangi hız ve doğru rotada hareket ettiğimizi henüz bilemiyoruz! Türk tarafına hak veren bazı açıklamalarla mesajları görüyoruz ama...
(Yazacaklarımız yıllardır yazdıklarımızın tekrarıdır. Ancak yeniden gündeme geldiği için Maraş konusunu ki artık sorun olmuştur, bir kez daha anlatmanın faydalı olabileceğini sanıyorum, tabi bilmeyenler için!)...
İnsanın bir “kör noktası” vardır. Bakar görmez! Trafik kazalarının bazıları bu nedenle olur! Bir de insanın “akıl tutulması” vardır! Bilir ama dili tutulur, söyleyemez! Gitgide...
Tabiri hoş değil ama doğrusu olanlara lök gibi oturan bir başka türlüsü olamaz! Eide, Anastasiadis’in yaygara ve hakaretleri karşısında “eşekten düşmüş karpuza döndü!” Bu kadarı...
Crant Montana bozgunu sonrası bizde zayıf da olsa Güney’de çok daha şiddetli ve hiddetlisi ile hesaplaşmalar başladı! Çünkü Rum tarafı gerçekten “kuşu” elinden kaçırdı! Oysa...
Sonunda büyük savaşçı Eide havlu attı! Ve son bir umutla geldiği Lefkoşa’da “Yakın bir gelecekte çözüm olmayacağını” söylemek zorunda kaldı! Öncesinde de her politikacı...
Dün, yarınları devralacak olan bugünün gençlerinin Kıbrıs tarihini iyi bilmediklerini yazdımdı. İnsan bilmediği konularda kolay aldatılır! O aldatmacayı da yazdımdı, şöyle ki: “TÜRKLERLE Rum’lar...
Ne zaman müzakereler başlasa ne istediğimizi bilmediğimiz için ne istediğini iyi bilen Rum’un dümen suyuna düşmemizin şaşkınlığını yaşarız! Çünkü aramızda büyük fark var! Biz masaya...