Atalay, yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu sendikanın açıklamalarının; Din İşleri Başkanı liderliğinde Başkanlığın kat ettiği mesafe, istikrar ve uyumu yok etmeyi amaçlayan, “çamur at izi kalsın” türünden açıklamalar olduğunu savundu.
Atalay, “Kıbrıs’ta barış görüşmelerinin yoğunlaştığı, Cumhurbaşkanlığı’yla, Başbakanlığı’yla, Dışişleri Bakanlığı’yla, Din İşleri Başkanlığı’yla tarihinde ilk kez koordineli olarak Kıbrıs’ta barışa katkı sunulduğu bugünlerde Din İşleri Başkanı ve Başkanlığı’nın aynı kaynak ve aynı çevrelerden maruz kaldığı düzenli saldırılar manidardır” ifadelerini kullandı.
Atalay görev başladığı 2010 yılı Aralık ayında Din İşleri Başkanlığı’na alınan araçların Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi organlarının sağladığı kaynaklarla alındığını ve tamamının gümrüğünün ödendiğini; kuruma kendisinin 3 adet BMW marka araba getirdiğine ilişkin ifadenin asılsız olduğunu kaydetti.
Atalay, “göreve başladığımızda toplam 5 kişi olan İlahiyat Fakültesi üstü eğitim düzeyine sahip görevli sayısı, son üç yılda 30’a yaklaşmıştır. Kurumda tam bir eğitim seferberliği başlamış, üniversitelere devam eden personel sayısı 50’ye yaklaşmıştır. Bu nedenle, Allah’a şükürler olsun ki, bugün Din İşleri Başkanı olmak için yasal gerekliliği karşılayan çok sayıda görevlimiz mevcuttur” şeklinde devam etti.
Atalay, açıklamasında, “KKTC vatandaşı, KKTC devletinin bursuyla eğitimini tamamlamış, aynı zamanda yüksek lisans ve doçentlik tezi Kıbrıs Türkü’nün tarih içerisindeki din, eğitim, siyaset ve kültür serüveni olan bir akademisyen olarak buram buram ayrımcılık kokan ‘ithal müftü’ ifadesini kullananları halkımızın takdirine bırakıyorum” dedi.
Atalay, 60 din görevlisinin sürgün edildiğine dair iddialarla ilgili olarak da, kurumun böyle bir konudan haberdar olmadığını, iddia edilen listenin kendilerine ulaşması halinde gerekli ilgiyi göstereceklerini kaydetti.
































