Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Asrın Projesi olan KKTC’ye akıtılacak suyun işletme ve yönetimi…

Bu hafta Asrın Projesi olan KKTC’ye su aktarımının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesinden sonra suyun idaresine yönelik kurulabilecek sistemlerle ilgili TC Başbakanı Sayın Davutoğlu’nun verdiği çok özet bir beyanat Belediyeleri hemen telâşa soktu. Su gelirleri olmadan batarız ederiz gibi endişeler aksettiriyorlar.
Bu konuda aslında söylenecek o kadar söz var ki sayfalar dolar.
Belediyelerin, su KKTC’ye geldikten sonra yeni dağıtım şebekeleri, gerekli alt yapı yatırımları ve işletmeleri ve idame maliyetlerini karşılayacak finansman kaynakları var mı? Konuyla ilgili bir proje düşünüldü ve fizibilitesi yapıldı mı, Bunun idaresini üstlenecek tecrübeli, bilgili ve bilinçli ve iş akışını halka düzenli sağlayacak ekipleri var mı? veya oluşturuldu mu? Belediyelerin çoğunluğu, hep gider tarafının Hükümet, Türkiye veya başka kaynaklar tarafından karşılanması, gelirlerin de Belediyeler tarafından toplanması gibi bir düzenin devam etmesini ve böyle bir düzenin hiçbir yerde olmadığı gerçeğini kabullenmek istememektedirler. Tüm diğer kurum ve kuruluşlar da öyle. Yetkiler bende, finansman ve sorumluluklar başkasına ait olmak rahatlığı. Var mı böyle bir hazırcılık?
Her kurum gelirine göre giderini saptama sorumluluğunu hissetmesi ve ilerideki seçimi için yatırım yapacak diye halkın ve kamu kurumlarının paralarını çarçur etmemeyi öğrenmesi veya öğretilmesi gerekir. Yapılan her türlü gayrı yasal harcamalar yapanın yanına kalıyor ve bunun faturasını halk ödüyor.
Bu gün belediyelerin hemen hemen hepsinin yıllık toplam gelirlerinin yarısı hatta bazı belediyelerde ise yarısından fazlası Devlet bütçesinden, Maliye’den karşılanmaktadır. Buna rağmen belediyelerin % 80’i borçlu durumdadır ve bazıları batak durumdadır. Örneğin, 2013 Lefkoşa belediyesinin yıllık gideri 100 milyon TL civarında, sağladığı öz kaynağı yani topladığı geliri ise 33.5 milyon TL’dir. Geliri kadar yani 30.5 milyon TL devlet katkısı vardır. Buna rağmen yıllık 36 milyon TL’lik borçlanılmış ve borç ödemesi yapılmıştır. 2013 Bütçe yatırımları hiç denecek kadar az 1.5 milyon TL’dir. 2014’de daha da borçlanılmış ve borç yükü arttırılmıştır. Kısa özeti bu. 907 personeli vardır ki buna karşılık en büyük ikinci belediye olan Mağusa kenti personel sayısı 279’dur. Lefkoşa belediyesinin yıllık topladığı 33.5 milyon TL’ye karşılık 47 milyon TL’lik personel giderleri mevcuttur. Borç ve transfer harcamaları ise 48 milyon TL.
Mağusa Belediyesi’nin ise 19.9 milyon TL personel gideri, 11.7 milyon TL piyasaya hizmet karşılığı harcamaları ve 11.5 milyon TL yatırımı oldu ve 44 milyon TL toplam bütçesinde borç çok cüzi 0.8 milyon TL. Ve yıllarca çok daha iyi hizmet vermiş, harcamalarının % 25’i civarını yatırımlara yapmıştır. Diğer iyi idare edilen belediyelerde toplam harcamalar içinde yatırım oranı % 20 ile 45 arasındadır.
Gönyeli Belediyesi’nin 21 milyon TL’lik bütçesi içinde personel gideri 7.9 milyon TL ve yatırım harcamaları 9.5 milyon TL yani nerede ise bütçesinin yarısını yatırımlara ayırmaktadır. Borcu da çok cüzi, 0.5 milyon TL’dir.
Ancak belediyelerin çoğu batak durumdadır. Personel giderlerini ve yasal yatırımlarını dahi yapamamaktadır. Maalesef belediyelerin % 80’i hizmet verme, gelir toplama ve idaresizlik açısından sınıfta kalmıştır. 3-5 belediye dışında kalan ve hiçbir mükellefiyetini yerine getiremeyen çoğu şaibeli belediyelere halen halkın hiç güveni kalmamıştır. Ve elindekini idare edemeyen kuruluşlara ilave görev vermek demek o görevi gözden çıkarmak demektir.
Şimdi belediyeler, depolarımıza su gelsin dağıtımı ve tahsilatı da bizim olsun diyor. Bugün 3-5 belediye dışında belediyelerin büyük bir bölümü borç batağı içindedir ve kendi gelirlerini karşılayamamakta oldukları cihetle, faiz yükü ile borç yükü artırılmakta ve “yapılanma” adı altında borçlar katlanarak açıklar büyüyerek devam etmektedir. Hükümetlerden sürekli yardımların arttırılması istenmektedir. Devletin vazgeçtiği ve belediyelere devrettiği emlak vergileri, liman giriş ücretleri vs gibi daimi ve büyük gelir kaynakları da belediyelere devredildikten sonra birçok belediyeler partizan istihdamlarla ve bir kısmının işe gitmeden veya verim ve hizmet vermeden gizli işsiz olarak oturtulup maaş ve ücretlerin aşırı oranlarda arttırılması, sorumsuzca ve gereksiz harcamalar yapılıp gerekliler de yapılmayarak toplanan vergilerle halkın paralarının istismar edilmesi belediyeleri çıkmaza sürüklemiştir. Yıllardır çalışanların sigorta ve ihtiyat sandığı primleri, gayrı yasal olarak yatırılmamaktadır. Belediyeler ileri tarihli çek kesmektedirler!.. Ne demektir bu? Ciddi bir ülkede skandaldır. Ve ilgili belediye sorumluları bir dakika bile makamlarında oturamazlar. Bazıları özel şahıslardan borçlanmakta ve mükellefiyetlerini de ve görevlerini de yerine getirmemektedirler. Halka belediye hizmetleri, 3-5 örnek belediye dışında genelde beledî hizmet götürülmemektedir. Bazı belediyelerce, Halk da Devlet Maliyesi de soyulacak tavuk gibi algılanmaktadır. Belediye ücretleri durmadan arttırılmakta gereksiz maktu ücretler ve kanalizasyon ücretleri su ücreti arttıkça anormal rakamlara çıkarılmaktadır. Belediyelerin çoğunluğu büyük bir idari zafiyet içinde kımıldayacak durumda değilken ve yapılabilecek en basit hizmetleri bile yapamayacak durumda iken, böyle bir projenin işletilmesi için önemli finansman kaynağına da ihtiyaç varken, bu görevi sadece gelir toplamak tarafından üstlenmek için ısrarlı olunabiliyor. Belediyeler önce kendi sorunlarını çözmelidirler. Projelerini de finansman kaynaklarını da ortaya koyarak ve hangi kapasite içinde nasıl bir hizmet vermek istiyorlar halka ve sorumlu oldukları makamlara anlatmalı, hükümet dahil tüm yetkilileri ve projeyi gerçekleştiren 1.3 milyarı aşan harcamalarla proje finansmanını sağlayan Türkiye’yi, bu görevi yapabileceklerine dair ikna etmeliler. Belediyelerin bugün devletin Su Dairesi ile dahi koordinasyonu sağlanamamaktadır. Hangi taraf haklı haksız onu bağlı oldukları makamlar çözsün, ancak ortada duran gerçek bu.
Gelecek suyun idaresinde belediyelerin talepleriyle ilgili ve proje işletmesinde, dağıtımının hangi safhasında ve ne oranda yetkili ve sorumlu olacağı konusunda Hükümetin görüşü nedir? Sadece gelir toplamakla yetkili olmak yanında, sorumlulukları ne olacak? Yetki ve sorumluluk beraber gider. Ve bu sorumlulukları her açıdan yüklenebilecek, kapasiteyi taşıyabilecek güce sahipler mi? Bu güne kadar belediyeler sadece Yetkilerini, bu kurumları zora sokmak üzere kullanmışlardır. Ancak sorumluluklarının bilincine ulaşamamışlardır. Zaten sular da halen tek elden idare edilmemektedir. Kimi yerlerde Belediyeler, kimi yerlerde Su Dairesi ve kimi yerlerde Bölge Sulama Komisyonları daha yetkilidir. Önce hepsinin bir yasa altında toplanarak, hangi şemsiye altında hangi makamların ne oranda yetkilendirilecekleri ve sorumlulukları açıklığa kavuşturulmalıdır.
Yani açıkça belediyelerin çoğunluğu işin yalnız tahsilat tarafıyla ilgilenmektedirler. Gelecek suyun ilgili bölgeye kadar ilgili havuza akıtılmasına kadar hazır hizmet istenmesi ve havuza akan sudan şehir ve kent içi sadece su dağıtımının ve su tahsilatının tümünün istenmesi makul bir çerçeve mi?
Geçen gün, yükümlülük bilinci içinde ve ellerindeki imkânlarla en iyi hizmeti vermeye çalışan belediye başkanlarının beyanatlarında “depoya kadar gelecek suyun bir maliyeti vardır alınan su miktarı üzerinden belediyelerce ödeme yapılsın ve dağıtımı yapılsın” mealinde mantıklı ifadeler vardır. Ancak hepsi aynı görüşte mi? bazı belediyelerce depoya kadar gelecek suyun belediyelere hibe yapılırsa avantajlı olacağını ve yönetimi ile ilgili durum değerlendirilmesi yapılması gerektiği üzerinde duruldu. Ancak tüm belediyelerin üzerinde durduğu diğer önemli konu, halen su şebekelerinde önemli bir su kaçağı olduğudur. Ayrıca halen tahsilatta güçlük çekmekte oldukları ve tahsilatın önemli bir kısmını alamadıklarıdır. O zaman nasıl bundan sonra tahsilat yapılabilecek? Su şebekelerinin hepsinde kaçak olduğuna göre bu şebekelerin tümünün değiştirilmesi için büyük bir finansmana ihtiyaç olacaktır. Belediyelerin bu hali ile bunu yapacak gücü yoktur. Görülen o ki Sayın Davutoğlu’nun beyanatından sonra belediyeler kendilerine geldi. Biraz geç olmadı mı?
Kanaatimce konu çoğunluk belediyeler, içinde bulundukları hantallıklar dolayısıyla hem mevcut hem yeni icraatlar için kapasitelerini aşan bir pozisyona geldi. Dolayısıyla konunun hükümet ve yetkili kılacağı uzman bir komisyonun, Su Dairesi de içinde yasa ile kurulması, yetki ve görevlerinin belirlenmesi uygun olacaktır. Hükümetin, Türkiye ile iş birliği içinde ve uzman şirketlerin yap-işlet-devret modelinde bir yapının devreye konması ve uygun görülecek ilgili bakanlıkların koordinasyonunda da dağıtım işlerinin yapılması işin akışını kolaylaştıracaktır. Yükümlülükleri yürütebilecek güçlü Kent belediyeleri de dağıtım işinde devreye konabilir. Türkiye ile varılacak yazılı bir protokol çerçevesinde işin yürütülmesi yönünde hükümetçe bir proje üretilmesi yerinde olacaktır. Şirketlerce gerekli yatırımlar yapılacaksa elbette ki maliyetleri olacaktır. Maliyetlerin ve uygulanacak fiyatların da hükümetlerce veya kurulacak yetkili bir kurulla ve denetim mekanizması ile kontrol altında olması ve sürekli diyaloğun sağlanması gereklidir. KKTC ekonomisini ayağa kaldırabilecek böyle büyük hacimli bir projede finansmanı sağlayan, bilgi birikimi olan Türkiye ve taraflarla aklıselim yoluyla işbirliği içinde olmamız, Ülkemiz için çok daha yararlı olacaktır. Ne teknik gücümüz ne finansman gücümüz bunu karşılayamıyorsa, yıkıcı değil yapıcı bir katılımla içinde olacağımız bir kurumsallaşmayı oluşturmaya çalışmalıyız. Bulunduğumuz coğrafyada tüm bölgenin gıpta ile baktığı bir projeye kavuşuyoruz. Bunun kıymetini bilelim.