Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Asla eskisi gibi olamayız

Bu bayram turistler olmasa memlekette in cin top oynayacaktı. Bayram tatilinin 9 gün olması, üstüne bir de tam aybaşına rast gelmesi, çoğunluğun tatilini yurt dışında geçirmesine neden oldu. Bayram süresince Ercan havaalanı 700 sefer ile çift taraflı bir yoğunluk yaşadı…

Casinosu olan oteller yok sattı.  Yerli turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bölge ise yine Karpaz oldu. Kuzey’in dışında bir başka yoğunluk da, Güney’e geçişlerde yaşandı.

Bu bayram beklediğini bulamayanların başında esnaf geldi. Bayram öncesi alışverişlerine umut bağlayanlar tam bir hayal kırıklığı yaşadı.  Eskiden yaşanan yoğunluk, ne yazık ki artık yaşanmıyor.

Biz eskilerin de sık sık dile getirdiğimiz o,“nerede o eski bayramlar” özlemi de sosyal yapının ve alışkanlıkların değişmesinden dolayı. Eskiden statünüz ne olursa olsun çocuklarınıza bir pantolon, yeni ayakkabı mutlaka alınırdı…

Şimdiki bayramlar, çocukken hevesle beklediğimiz, ayakkabılarımızı başucuna koyup, yeni elbiselerimizi yatakların üzerine serdiğimiz bir bayram değil artık.

Ne bayramın hazzı kaldı içimizde, ne de heyecanı ve de hevesi…
Artık sınırsız iletişim gücünü kullanan insanlar için bayram sembolik olarak yaşanıyor.
Kimse yeni elbiseler alıp da yatak üzerinde hazırda tutmuyor. Herkes elinde bir akıllı telefonla yediğini içtiğini aldığını sattığını ölümsüzleştiriyor. Bu da zamanla kendi değerlerimizi yitirmeye hız veriyor.
İşte bu yüzden her günü bayram gibi yaşayan bizler, bayram gününde farklılık yaşamayı beklemiyoruz doğrusu…
Bayram sırf tatilleri bol olmasından dolayı caziptir artık…
Çocuklar dahi bayram sevinci yaşamıyor. Ellerinde son model cep telefonları ya da psp’lerle bayram kutluyorlar. Bizler de geri kalmıyoruz yani. Anne babalar da hayatın her alanına giren cep telefonlarından bayram mesajı gönderiyor.
Sanal ortamda yaşanan bayram, bayram sayılıyor…
Kimsenin kimseye tahammülü yok. Bir kahve içimi gelenlere bile tuhaf bakılıyor. Egoist olduk, içimize kapandık, bireyselleştik. Dostluk da sahici değil, ahbaplık da, akrabalık da.

Korkarım, bunlar da “bayram” diye anılan son bayramlar olacak. Çok kalmaz bir kaç seneye adı da değişir “tatil” olur biter…

Kültür değişirken, toplumun ciddi bir kesimini adetlerden uzaklaştıran önemli bir etken de ekonomi oluyor. Evlerde upuzun masalar kurulamıyor artık. Çoğunluk, başkası için para harcayamıyor. Çalışan nüfusun yüzde 70’i özel sekötrde, onun da büyük çoğunluğu asgari ücretli. Böyle bir durumda bayramlık paralardan, kalabalık yemeklerden söz etmek mümkün müdür?

Çözülüyoruz. Bizi biz yapan herşeyden uzaklaşarak, ne olduğu belirsiz bir gidişatın içindeyiz. Tuhaf bir durum bu. Başka dinlerden, başka milletlerden insanlar, kültürlerine geleneklerine bizden çok daha fazla bağlılar.

Nostalji yaparak avunuyoruz, ama biliyoruz ki, o günler, o alışkanlıklar, gelenekler ve ne yazık ki kültür bitmiştir, geri gelmeyecek….

YERİN KULAĞI VAR

OLMADI ANASTASİADİS:

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in “Güzelyurt verilmeden bir anlaşma olmaz” şeklindeki açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Görüşme masasında da gündem gelecek bu sözler, çözüm beklentilerini sekteye vurdu. Güzelyurt belki bir anlaşmada verilecek ama, bunu bir şart olarak ileri sürmek ve “olmazsa olmaz” olarak açıklamak, “olmasın” demenin bir başka türlüsü…

İKİ AÇIKLAMA:

Anastasiadis’in “Güzelyurt verilmeden bir anlaşma olmaz” sözlerine karşılık Başbakan Özgürgün, Güzelyurt’un iadesinin asla söz konusu olamayacağını söyledi ve Anastasiadis’in başına güneş geçmiş olabileceği yorumu yaptı. Aynı konuda Cumhurbaşkanlığı’ndan  diplomatik bir açıklama geldi. Açıklamada, “Toprak ancak zamanı gelince ve doğru bir zeminde tartışılabilir…. Rum Yönetimi Güzelyurt’un iade edilmesi’ni Annan Planı ile de ilişkilendirmektedir, Annan Planı’ndan bu yana köprülerin altından çok sular geçti” ifadeleri kullanıldı. Biri klasik UBP söylemi, biri diplomatik. Ama ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Hükümetin Kıbrıs konusunda sertleşeceği değerlendirmeleri gerçek gibi görünüyor.  Anastasiadis de sanki buna bilerek yol açıyor. Anlaşma olmasın istersen, bahane aramaya gerek yok, Güzelyurt’u gündeme getir, yeter…

O GÜN ÖYLE, BUGÜN BÖYLE:

Bayram öncesi insanların işsiz kalması hepimizi üzer. Ancak 2014’de münhalsiz, arka kapıdan işe alınmaları da, işsiz bir çok genci üzmüştü bu da unutulmasın. El-Sen’in o günkü başkanı Çağlayan Cesurer, münhalsiz istihdam yapıldığını, bunun yanlış bir uygulama olduğunu kabul ediyordu ama, “ihtiyaç var, yöntem yanlış” diye geçiştiriyordu. Mevsimlik diye alınan o insanlar, 2 yıldır çalıştırılırken de sesleri hiç çıkmadı, şimdi verip veriştiriyor. Partizanlıkla yapılan istihdamların gün gele böyle kötü bir şekilde biteceğini de bileceklerdi…

 

ENAYİ OLMAK LAZIM:

Sık sık “Kuzey Güney’den daha ucuz” diye ilanlar yayınlayan Ticaret Odası, Güney Kıbrıs’ta bir kilo şişlik kuzu etinin, Kuzey’dekinden 33 TL daha ucuz olduğunu açıkladı. Hem tüccar, hem de siyasiler sürekli olarak Kuzey’den alış veriş yapmamız yönünde çağrı yapıyorlar ama, eğer durum böyle ise, kimse kusura bakmasın vatandaşın alnında enayi yazmaz. İnsanlar boşuna güneyden alış veriş yapmıyorlar. Ticaretin Türkü Rumu da yoktur. Zaten zar zor geçinen vatandaşın, bütçesine en uygun olanı seçmesinden daha doğal ne olabilir ki..?

BU NASIL BİR ANLAYIŞ:

Her yaz “denizler parasızdır, denizler halkındır” diye eylem yapıyoruz ama, halk adına yapılan güzellikleri kormakta aynı duyarlılığı göstermiyoruz. Son örnek Mehmetçik Belediyesi Bafra Halk Plajında yaşandı. Birkaç kendini bilemz şezlongları yakmış. Halk plajı kalmadı diye dövünüzür ama, halkın olanı da yakmaktan, yıkmaktan geri durmayız…

 

EN GÜZEL HEDİYE:

Bu bayramda en güzel hediyeyi hiç kuşkusuz nenesine kavuşan Nehir aldı. Geçtiğimiz hafta, Akıncılar köyünde ikamet eden nenesini ziyaret etmek isteyen ancak, KKTC kimliği olmadığı için köye alınmayan Nehir Uluçaylı, Güvenlik Komutanlığının girişimi ile, nenesine kavuştu. Bu Nehir için eminim bugüne kadar aldığı en güzel bayram hediyesi oldu…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Eskiden arife günleri hep birlikte yaşanırdı. Silahlar konuşsa da mutlu günlerdi. Şimdiki gibi değildi. Ama her dönemin sıkıntıları başkadır kuşkusuz…Örnek olarak bugün,Verilere göre ‘18 yaşın üzerinde 200 bin kişinin yaşadığı KKTC’nin bir yılda yasal yoldan ithal ettiği sakinleştirici ilaçların sayısı 83 bini, cinsel gücü artırıcılar ise 13 bini aştı’. Kimse bu ahalinin üstüne yürümesin. Ne yapacağı belli olmaz…”.

 

 

DİPTEKİLER

“Güzelyurt” Mu Kaldı Ki: UBP’nin lideri “Güzelyurt asla verilmez” der de, “kırk yılın yarısından fazlasında iktidar olan partiniz Güzelyurt için ne yaptı” diye sorsanız, cevap veremez. Diğer bölgelere yapılan yatırımlar, teşvikler Güzelyurt’ta çalışmaz. Tek bir turizm projesi bile üretilmiş değil. Bir ara Belediye Başkanı Mahmut Özçınar hareketlendi, yeni bir kent kuracağım dedi, ama onun da seçim vaadi olduğu ortaya çıktı. Dün basında vardı, Cypfruveks’in atıkları Güzelyurt’u bataklığa çevirdi. Lefke orada zehir saçmaya devam ediyor. Vizyon yok, gayret yok, ama iş Güzelyurt verilmez’e gelince, yüksek perdeden atıp tutmalar. Bence Güzelyurtlu hiç şikayet etmesin. Eliyle seçtiklerinin cezasını çekiyor…