Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

Askeri bölgelerde kazılar başlıyor

TÜM KAYIPLAR KIBRIS’TA: Yaşanan çatışmalar sırasında bazı kayıpların Türkiye’ye götürüldüğü iddialarına ilişkin konuşan Küçük, “Kayıp şahıslar listemizdeki bütün kayıplar Kıbrıs adasındadır. Elimizdeki bilgilere göre hepsinin adada olduğu görülüyor. Hiçbir şekilde adanın dışında bir kayıp yoktur” dedi.
ASKERİ BÖLGELERDE KAZI ÇALIŞMALARI: Askeri bölgelerde yapılacak kazı çalışmalarında izinlendirmede sorun olmadığını söyleyen Gülden Plümer Küçük, 30 askeri bölgede daha kazı yapacaklarını açıkladı. “Bunların kazı izinleri bize verilmiştir. Bunun 10 tanesini kazabileceğimizi düşünüyoruz” diyen Küçük, bunun 3 senelik zaman içinde sonuçlanabileceğini belirtti.
BÜYÜK GÖMÜ YERLERİ VAR: Komitenin Kıbrıslı Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, komitenin şu anda en büyük gömü yeri olan Muratağa, Sandallar çalışma yaptığını anlatarak burada 89 kişiyi çıkarmak için uğraştıklarını söyledi.
ACI ORTAK: Komitenin çalışmalarına başladığı günden bu yana önemli bir konuda farkındalık yarattığını söyleyen Küçük, “bugüne kadar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar sadece kendilerinin mağdur olduğunu sanıyordu. Anlaşıldı ki her iki taraf da birbirine bu acıyı yaşattı” dedi.

Baykan Gürses Özdağ
Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük,  komitenin 2006 yılında başlayan kazı çalışmalarıyla ilgili Havadis’e açıklamalarda bulundu. Bazı kayıpların çatışmalar sırasında Türkiye’ye götürüldüğü iddialarına ilişkin soruları yanıtlayan Küçük, tüm kayıpların Kıbrıs’ta olduğunun görüldüğünü açıkladı.  Ellerindeki veri tabanına göre kayıpların tümünün adada olduğunu söyleyen Küçük, “Bazı kayıpların Türkiye’de olduğuna dair elimizde bir veri yoktur” dedi. Bugüne kadar 2001 kayıptan 1020’sine ulaştıklarını bunların 614’ünün de kimliklendirme çalışmasının yapıldığını söyleyen Küçük, bazı kayıpların bulunmasında fiziki koşullar ve ailelerin DNA bilgilerine ulaşmada yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle sonuç alınamayacağına da dikkat çekti.  Komitenin 50 yıllık bir geçmişi araştırdığını söyleyen Küçük, “Barışın elde edilmemiş olduğu bir durumda 50 senelik bir geçmişi adres etmeniz pek kolay değildir” diye konuştu.

Havadis: 1981 yılında kurulan Kayıp Şahışlar Komitesi, 2006 yılından beri kazı çalışmalarına başladı. Komite nasıl bir çalışma ile günümüze taşındı?
Küçük:
1981 ile 2005 yılları arasında çok büyük bir fark var. 1981’de hala daha resmi kayıp listeleri yoktu. Bunları hazırlamak 15 yılı aldı. Fakat listeler hazırlanıp da kabul edilmesiyle bile kazı yapmak için öncelikle bilgi yoktu. DNA kullanımı çok yaygın değildi. 40-50 sene sonra bu kalıntıların bulunup kimliklendirilmesi DNA’sız mümkün değildi. Bundan dolayı hep beklenti içerisindeydik. Bir de DNA çalışması çok pahalıydı. Bu süreçleri geçirdikten sonra 2000’li yıllarda her iki tarafta ailelerin yaptığı baskılar, politik konjonktürün getirisi, 2003 yılında Annan Planının ortaya çıkması, DNA’nın yaygınlaşması bu proje için olumlu bir ortam doğurdu ve kazıların yapılmasına karar verildi. Bu insani konu uygun bir zamanlama ile projeye döküldü. Proje 2006’dan beri aynı proje değil. Proje yaşayan bir projedir. İhtiyaçlara göre gelişen bir projedir. İlk başta her iki tarafta ailelerin güvenini kazanmak için daha anatomik daha belirgin yerlerin kazılmasına dönük çalıştı ve 6 kazı ekibi ile çalışıldı. 6 kazı ekibinin yeteriz olduğu görüldü ve bu sayı 2011 yılında 9’a çıkarıldı. Antropoloji Laboratuarı tek bir grup olarak çalışıyordu bunu iki takıma böldük. Gerek bilim adamları gereken bölümlere istihdam edildi. Şu anda bir maddi sıkıntımız yok.
Soru: Maddi olanaklarınız artarsa çalışmalarınız hız kazanır mı?
Küçük
: Belli bir oranda hızlanma sağlanabilir. Biz senede 150 yer kazıyor. Ortalama istatistiklere göre bugüne kadar 1000’e yakın yer kazdık. 10 senedir çalışan bir kuruluşuz. Senede 100 ya da 150 yer kazdık. Kazıları artırsanız bile çıkan kalıntıları çıkarsak bile laboratuarda bu sefer yığılma olacak. Bütçeyi artırsak % 10 çalışmaları artırabiliriz. Ama bunu %30-40 oranında artırmak için bütçeyi çok artırmak gerekmektedir. Maddi imkanın sürekliliği çok önemli. Bir sene artırıp sonra artıramazsanız çok mantıklı olmaz. Çünkü insanlara iş verirsiniz 1 sene sonra işten çıkarırsınız olmaz. Bilimsel süreçler de zaman alıyor. DNA’ya gönderdiğiniz bir kemik numunesinin size geri dönüşümü 3 ya da 4 ay alıyor. Bazen geri göndermek zorunda kalıyorsunuz. Bu daha da beklemeniz demek olur. DNA’da da 6-7 ay bekleme süreçleriniz olabiliyor. Bunları göz önüne aldığınızda bütçedeki ekonomik gücün artırılması çok faydalı olmuyor.
Soru: Yılda 150 civarında yer kazılıyor. Bu süre normal midir?
Küçük:
Ekibin 9 olması ve bazı kazı yerlerinin 6 ay ya da 1 sene sürmesini de göz önüne alırsanız bu süre normaldir.

Soru: Kazı yapılması planlanan kaç yer var?
Küçük:
Şu anda bizim kayıtlarımızda 250-270 arasında… Bu rakam her gün değişir. Yeni göz şahitleri gelir veya bir yeri kazarsınız bitince azalır. Elimizde kayıtlı kazılmayı bekleyen yer sayısı 250-270 civarındadır. Bunlar sivil bölgelerde olanlardır. Güney ve Kuzey’deki toplam sayıdır.
Soru: Bu kazı yerlerinden ne kadar sürede sonuç alabilirsiniz?
Küçük:
2 sene olabilir. Şu anki araştırmacıların çalışmalarıyla gömü yerlerinin yeri artıyor. 100 kazarken buna 50 yer daha ekleyebiliriz. Bu her zaman değişen bir listedir. Elimizdeki gerçek anlamda sivil bölgelerde 250 civarında kazılmayı bekleyen gömü yeri vardır.
Soru: Askeri bölgeler için nedir öngörünüz?
Küçük:
30 yerde de askeri bölgelerde var. Bunların kazı izinleri bize verilmiştir. Bunun 10 tanesini kazabileceğimizi düşünüyoruz. 3 senede askeri bölgeleri de kazabileceğimizi düşünüyoruz.
Soru: Bugüne kadar askeri bölgelerde yapılan çalışmalarda çıkan sonuç ne oldu?
Küçük: 29 yer kazdık.
Soru: Askeri bölgelerde sırada kazı yapılacak neresi var?
Küçük:
Daha üyeler karar vermedi. 2016’dan itibaren sanırım kazmaya başlayacağız. Şu anda büyük yerleri kazıyoruz.
Soru: Güney Kıbrıs’ta askeri bölgelerde kazı çalışması yapılacak mı?
Küçük:
Hayır. Güneyde askeri bölgelerde gömü yerleriyle ilgili herhangi bir bilgi yok.
Soru: Bugüne kadarki toplam kazılarda nasıl bir sonuç ortaya çıktı?
Küçük:
İlk başlardaki kazı çalışmalarında başarı oranı daha yüksekti. Gittik sonra düştü. İlk daha belirgin ve net olan anatomik yerleri yaptık ki insanların bu projeye güvenini sağlayalım. İlk önce en belirgin yerleri kazdığınız için oranlar sonradan düşmeye başlar. Bir yer kazacaksınız, o yeri size göz şahidinin söylediği şekilde araştırıyorsunuz. Örneğin size gösterdiği yerde bir zeytin ağacının altında bulunuyordu bu yer dedi. Bakarsınız bugünün koşullarında 4 tane zeytin ağacı oldu. Ya da hepsi kesildi. O noktayı bulmak için 3 ya da 4 yer kazıyoruz. 3-4 yer kazdığınızda bu başarı oranını düşürüyor. Bu zaman kaybına neden oluyor. Bu normaldir. Kıbrıs’ta bu proje ile 50 senelik bir geçmişi tarıyoruz. Ayrıca şartlarımız da çok değişik. Barış olmayan bir ortamda arıyoruz. Barışın elde edilmemiş bir durumda 50 senelik bir geçmişi adres etmeniz pek kolay değildir. İnsanlar hala bu konuları sizinle paylaşırken tereddüt etmektedir.
Soru: Barışı elde edilmeyen bir ortamda bunu yapıyoruz dediniz. Savaşı yaşamış başka ülkeler ölçeğinden yola çıkarsak, bu Kıbrıs’ı başka bir konuma koyar mı?
Küçük:
Bu modelimiz çok farklı bir model olarak yansıyor. İnsan haklarına göre her kaybın insan hakları vardır. Otoriteler bu insan haklarını karşılamak zorundadır. Şartlar çok önemli. Kayıp aileler de bunu çok iyi biliyor. Kayıp aileleri “ biz önce kaybımızın ne olduğunu bulmaya öncelik veriyoruz” diyor. Kim öldürdü konusundan daha önemlidir onlar için. Bu barış olmayan ortamda kim öldürdü veya kimdir sorumluya girerseniz çok daha problematik sorunlarla karşılaşırsınız. Kimse de gelip bilgi vermeyecek. Bilhassa inşaat yapılıp yeryüzü şekilleri değişmeden gömü yerler elden gitmeden göz şahitleri de ölmeden biz bu insanları kazıp çıkarmak mecburiyetindeyiz. Eminim ki % 100’ünü de bulamayacağız. Bir çok inşaatlar oldu, göz şahitleri ölmüştür. Bundan dolayı bu gömü yerlerine zor ulaşıyoruz. Önceliğimiz bu insanların ne olduğunu bulmaktır.
Soru: Komite çalışmalarıyla acıların ortak olduğunu ortaya çıkardı. Bu anlamda iki topluma ne mesaj verildi?
Küçük:
Bu 2006’dan beridir iki toplumun yaşadığı acılar her zaman dile getirilmeye başlandı. Anlaşıldı ki her iki taraf da birbirine yapmış. Kıbrıs Türkleri o güne kadar bir tek kendileri mağdur olmuş sanıyordu. Kıbrıslı Rumlar da bir tek kendilerinin mağdur olduğunu düşünmekteydi. Ama ilk defa bu tabu yıkıldı ve bu konuşulmaya başlandı. Kayıp aileler çok güzel mesajlar verdi. Biz artık savaş ve yıkım olsun istemiyoruz dediler. Bu çok önemliydi. İlk defa her iki taraftan bilim adamları birlikte çalışmaya başladı. Birbirlerini anlamaya başladılar. 1963-64 ve 1974’den sonra toplumlar birbirlerinden kopuk yaşadı. Yıllarca birbirlerini görüp konuşmadılar ama sonra birlikte çalışmaya başladılar. Rakamı 2001 diyoruz. Bu Kıbrıs için büyük bir rakamdır. Siyah bir tarihi kapatıyorsunuz. Barış yapacaksanız bu konuların konuşulup kapatılması gerekir. Suni bir barış yapmayalım derler. Bugün Bosna’ya Balkanlar’a bakınız. Onların da çok büyük kayıpları var. Onlara baktığınızda suni bir barış yaratılmış. Kimse konuşmuyor. Hem de Savcılık ve polis boyutları da var projelerin ama genelde pek başarıya ulaşmadılar. Yerler bulunuyor ama bilenlerin konuşmadığını ya da kimliklendirmede sorun yaşadıklarını görüyorsunuz. Bizde de zorluklar var. DNA’ların elde edilmesinde bazı ailelerin fertlerinin hayatta olmamasından ya da yurt dışında olmalarından dolayı sıkıntı yaşıyoruz.
Soru: Bulunan kayıplardan kaçının DNA’sı bulunamadı?
Küçük:
Şu anda % 3 ile 5 arasında DNA eksikliği var. Yurtdışına göç etmiş çok Kıbrıslı var. Bunların DNA’larını bulmak kolay olmuyor. Göz şahitlerinin ölmesinden dolayı da yerler bulunamıyor. İnşaatlaşma da sorun yaratıyor. Konuşmak istemeyen vardır. Bu sistem gönüllülük üzerine kuruldu. Bize bilgi veren herkesin adı gizli tutuluyor. Kimi o güveni hissedip hala gelmiyor. Bu adanın her iki tarafında Savcılığı bu tür bilgi verenlerin isminin gizli tutulacağını ve kendi haklarında da araştırma ve soruşturma yapılmayacağına dair bildiri yayınladılar. Bu da önemli bir güvencedir.
 

Soru: Yıllar itibariyle ihbar sayısında azalma oldu mu? Yeni ihbarlar alıyor musunuz?
Küçük:
Bu yaşayan bir projedir. İlk başlarda Laboratuar ve insanlara büyük yatırımlarımız oldu. Arkeologlar ve Antropologlara eğitim için çok büyük paralar harcadık. Çok şanslıydık, Kıbrıs’ta insan kaynaklarımız eksik değildi. Yapacağımız işin uluslar arası standartta olmasını sağlamak için onları eğitmeye çalıştık. Gelinen aşamada artık araştırmacılara yatırım yapmak lazım. En büyük sıkıntımız gömü yerlerinin bulunmasıdır. En önemli en belirgin yerleri açtıktan sonra adanın karakteristlik özelliğine baktığınızda çok büyük gömü yerleri yoktur. 3 büyük gömü yeri vardır. Onun dışındakiler 10-15 ya da 30-40 civarında oldu. Bosna’da ya da Balkanlar’da bir yeri açıyorsunuz 500 ya da 1000 kişi bulmak çok kolay oluyor. Bizde 1 kişiyi de buluyoruz. Kuyulara atılan insanlar 2-3 kişi. Bir kere 65 metre kazdık, 2 kayıp bulmaya çalıştık. Çok zor bir kazı yapıyoruz. Bu insanlar o şartlarda ya kuyulara atılmıştır ya da bir tarlanın ortasına gömülmüştür.
Soru: En büyük gömü yerlerinde kaç kişiye ulaşıldı?
Küçük:
Şu anda en büyük gömü yerini kazmaktayız. Şu anda Muratağa, Sandallar’dan 89 kişiyi çıkarıyoruz. Paşaköy’de de bir yerden 70 kişi çıkardık. Taşkent Terazi’den 2 ayrı yerden 80 kişi çıkardık. Tek büyük yer olarak ilk defa 89 kişi çıkarıyoruz. Kıbrıs’ta en fazla kayıp verilen yerler Taşkent Terazi, Muratağa Atlılar Sandallar, Paşaköy, Gaziköy civarlarıdır. Bunun dışında da daha küçük yerlerdir.
Soru: Güney’deki çalışmaları dikkate aldığınızda hangi tarafta bu çalışmalar daha hızlı ve başarılı oldu? Bu bilgiler adanın güneyinde de aynı hassasiyetle kamuoyuyla paylaşılıyor mu?
Küçük: Komitenin çalışmalarına güneyde de ilgi var. Kuzey Kıbrıs’ta basın bu konuda çok daha hassas ve saygılı davranıyor. Maalesef güneyde çok yanlış bilgiler veriliyor. Acımasızca bilgiler veriliyor. KKTC’deki gazetecileri daha hassas ve dengeli buluyorum. Onlara teşekkür ediyorum.
Soru: Kayıpların bulunmasının bir teknik boyutu bir de insani boyutu var. Bu konuda gereken yapılıyor mu?
Küçük:
Bu modelin yine bir farklılığı var. Normalde size kaybeden taraf sahip çıkar. Kıbrıs Türk tarafında bir kayıp yakınlarına sahip çıktık. Onların eğitim, ev ve başka alanlardaki ihtiyaçlarını karşıladık. Kıbrıslı Rumlar da bu insanlara yardımcı oldu. Arada tek fark ise biz kayıpları öldü kabul ettik, Kıbrıslı Rumlar kayıpları öldü kabul etmedi. Öldü kabul etmemeniz büyük bir olaydır. Bu maddi yardımlar yapılmış ama psikolojik destek verilmemiş. Bu proje ile yeniden bu yarayı açtık. Onun için de her iki tarafta da psikolojik destek ünitesi kurduk. Kalıntıları bulunan ailelere işleyen tüm süreç psikologlar tarafından yapılıyor.
Soru: Yıllarca bazı kayıpların Türkiye’ye götürüldüğü iddiaları ortaya atıldı. Bu konuda bir bulgu var mı elinizde? Bu yöndeki soru işaretleri ortadan kalkabildi mi?
Küçük:
Komite sadece kayıplarla ilgilenen bir komitedir. Kayıp şahıslar listemizdeki bütün kayıplar Kıbrıs adasındadır. Hepsinin veri dosyaları vardır. Bu bilgiler ışığında hepsinin adada olduğu görülüyor. Hiçbir şekilde adanın dışında bir kayıp yoktur.
Soru: Bugüne kadarki çalışmalarda kaç kayıp bulunabildi?
Küçük:
2001 kişi arıyoruz. 1020 kişiyi kazıp çıkardık. 614’ünü kimliklendirdik. Hala daha 400 kayıp kimliklendirme için bekliyor. Bunların 60-70’yi DNA vermiyor. Bazı kemikler çok kötü şartlarda toprağın yapısından dolayı kayba uğradı. Bazıları maalesef taşınmış olduğu için küçük kalıntılar kaldığından DNA vermiyor. Bazıları ailelerden veri tabanından bilgi olmadığı için DNA vermiyor. 100 tanesi bu nedenle kimliklendirilemiyor. Diğerleri ile ilgili de uğraş veriyoruz. 348 Kıbrıslı Türk kayıp arıyoruz. 1039 da Kıbrıslı Rum arıyoruz. Kazdığımız rakamlar daha fazla olsa bile kimliklendirilmediği durumda biz onu kayıp sayıyoruz.