Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Aşk ve Ödev

 

Bir filozof şöyle der:

“Aşk, özgür ve kendiliğinden olduğu zaman yeşerir ancak, ödev gibi düşünülmeğe başladı mı, öldü gitti demektir.”

Böyle yaz günleriydi,

Sıcak fena yakmakta,

İnsanlar kaba gölgelere çekilir akşam serinliğini beklerdi.

Ne zaman güneş Lefkoşa’da mahpushane damlarının ardına devrilir,

Omorfo körfezinden gelen serin batı rüzgarları Lefkoşa’ya ulaşır,

Bir hareketlenme başlar,

Kadınlar kapıların önüne çıkar,

Meyhaneler ve kahvehaneler sandalyeleri ile masalarını dışarıya taşır,

Seyyar satıcılar meydanlarda ve Çağlayan Yolunda yerlerini alır,

Güvercinler, kırlangıçlar ve tekmil kuşlar neşelenir,

Bu kadim şehir güzel bir yaz akşamına tırnaklarına itina ile manikür süren kızlar gibi hazırlanmış olurdu…

Hava nemli ve serin…

Sinema ve pastane hoparlörlerinden aşk şarkıları yükselirken,

Çocuk bahçesindeki tavus kuşu da o nağmelere kaptırırdı adeta kendini.

Yasemin satan çocuklar da sokaklara çoktan çıkmış olurdu…

Memleket tutsakken,

Domdom kurşunları kimi geceleri çığlık çığlığa inletirken,

Hangi aşk özgür olabilirdi,

Ya da hangi özgürlük ortamında aşklar doğabilirdi?

Böyle şeyler nasıl gelebilirdi insanların aklına?

Doğrusunu söylemek lazım hiçbir aşk özgür yaşanmamıştı bu adada?

Bir “ödev” gibi yaşanırdı aşklar.

Kiminin yüreği özgürce bir aşka kalkışsa, o “kalkışma” hüsranla biterdi muhakkak.

Vuslat zor zanaattı…

Ama hayat,

Kim ne derse desin şimdikinden daha güzeldi.

Bunun çok önemli nedenleri yoktur.

Biraz siyah beyaz bir film gibiydi hayat.

Bazen oğlan zengin, kız fakir,

Bazen oğlan fakir, kız zengin.

Ama en önemlisi hayatın hilesiz oluşuydu…

Aşk konusunda dünya daha beter şeyler yaşamıştı.

Ortaçağda aşk düşlemenin imkanı olmadığı söylenir.

Kiliselerin elinde olan geleneksel ahlakçı tutum, kadın erkek ilişkilerini de şekillendirirdi.

Bu ilişkiler deyim yerindeyse hayvancaydı.

“Romantik aşk” Rönesans’tan hemen önce başlamış, Rönesans’la birlikte gelişmişti.

Ancak o duyguların da özgürce yaşandığı söylenemez.

Tuhaftır,

O dönemin aşıkları,

Bu duyguyu sadece zihinlerinde yaşarlarmış.

Bu yüzden de edebiyata büyük katkıları olmuştur…

Bizim Rönesans’ımız hiç olmadı.

Bunun nedeni birçok neslin lingiri ve bir ayak oynayarak yetişmesine bağlanamaz herhalde.

Yoksa öyle mi?

Bugün oldu,

Ansızın,

Birdenbire Kuzey Kıbrıs’ın iç hatlara alınmasının nedenini de bir Rönesans döneminden geçmediğimize bağlamak mümkün.

Siyasal hareketler kendi başlarına bir kurtuluş olarak görülemezler.

Onların da dayanabilecekleri temeller olmalı…

Diyeceğim hâlâ “ödev” yapılıyor.

Her dalda.

Aşkta,

Evde,

Sokakta,

Siyasette ve neredeyse her alanda.

Bunun için ölüp gidiyor her şey…