Günler, ne kadar da çabuk geçiyor.
Büyük bir özlemle, gelmesini beklediğiniz yarın, hızla geçip, dün oluyor. Bu tempo içerisinde, gelecekle ilgili düşünce ve hayalleriniz de hızla şekil değiştiriyor.
Tek tek insanların hayatındaki bu hızlı değişim, toplumlarda da beklentileri, gelecek umutlarını törpülüyor, aşındırıyor.
Böyle zamanlarda, evrensel düşünmenin önemi daha bir ön plana geçiyor. Sizin gelecek beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşemeyeceği, dünya çapındaki devinimden de alabildiğine etkileniyor.
1963 Kıbrıs olayları ardından patlayan 1974 Yunan darbesi ve Türkiye çıkartması, tüm Kıbrıs halkının hayatlarında büyük alt-üst oluşlara neden olurken, tüm bu insanların gelecekle ilgili düşünceleri ve planları da zorunlu olarak yıkıldı.
1974’ten sonra, 250 bine yakın Kıbrıslının evlerini mallarını ve her şeylerini bırakarak, canlarını kurtarmak için göç etmeleri, bu insanların tümünde tedavisi zor hasarlar da yarattı.
Aynı süreç şimdi daha farklı bölgelerde hızla devam etmektedir.
Türkiye’de Kürtler, Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren devamlı alt-üst oluşlar ve baskılar altında yaşamaya veya göç etmeye alıştırıldılar. Kürtlerin bu durumu, etraflarındaki birçok Türk aileyi de farklı bir şekilde etkiledi. Türk bürokrasisinin Kürtleri yok sayan bakış açısı, birçok Türk ailenin de yok olmasını, gelecekle ilgili planlarını öldürdü.
Kuzey Irak’ta, Suriye’de ve diğer bölgelerde yaşanan olaylar, içinde bulunduğumuz süreçte özellikle Türkiye’yi de derinden etkilemektedir.
Türkiye, bölgelerindeki iç çatışmalardan dolayı, hayatlarını kurtarmak isteyen Suriyelilerle, Iraklılarla, Kürtlerle ve Filistinlilerle dolmaya başlamıştır.
Farklı uluslara karşı geçmişte izlenen ayrıştırma ve asimilasyon yoluyla yok etme siyaseti, Türkiye’de, halkın zihinlerinden daha temizlenmemiştir.
Tek bir Suriyelinin yaptığı yanlışlık, tüm Suriyelilere mal edilmekte ve bölge bölge Suriye halkının yaşadığı evlere, Türk milliyetçi gruplarının saldırısı teşvik edilmektedir.
Geçmişin ideolojilerinin izlerini silmek, pek de kolay değildir. Bu izlerin silinmesinde, ülke içerisindeki önderliklerin aktif olarak rol alması gerekmektedir.
Kolay olan, akıntı yönünde kürek çekmektir. Zor olan ise akıntıya karşı kürek çekebilmektir.
Tarihte, iz bırakanlar, akıntıya karşı kürek çekmeye çalışanlardır.
Türkiye’de, Türk-Kürt çatışmalarını kışkırtıp, bundan rant elde eden Türk bürokrasisinin izlediği yolu desteklemek kolaydır. Oysa, binlerce yoksul Türk ve Kürt gencinin yok olmasına, Türkiye içerisinde yaşayan insanların gelecek korkusu yaşamalarına set çekmek zordur.
Zor’u başarmaya çalışanlar ise, hem insanların geleceğini hem de toplumlarının geleceğini yeniden şekillendiren insanlar olarak insanlık tarihinde olumlu bir iz bırakacaklardır.
Kıbrıs’ta da yaşanan çatışmalardan dolayı, şu anda birçok insan farklı şekillerde, rant elde etmişlerdir. Bu rantın sürmesini istemek ise, Kıbrıs’ta çözümsüzlük siyasetinin devam etmesiyle mümkündür.
Çözümsüzlük siyasetinin yenilmesi ve Kıbrıs’ta insanların gelecekle ilgili planlar ve hayaller kurabilmesi, her iki taraftaki önderlikleri tarihte önemli bir yere koyacaktır.
Çözüm ve Barış çalışmalarında risk üstlenenler, insanlık tarihinde önemli bir iz bırakmaktadırlar. Çatışma kültürünü destekleyenler ve bundan nema’lanlar ise, tarihte bir kara leke olarak durmaktadırlar.
Sıradan insanların da, birlikte, tarihte bıraktıkları izler vardır.
Özellikle Rum toplumu, 1963-1968 sürecinde, Kıbrıs Türklerine uygulanan baskılar ve Kıbrıs Türklerinin evlerini, köylerini terk etmek zorunda bırakıldıkları süreçte, pasifist davranışlarıyla tarihte olumsuz bir iz bıraktılar.
Aynı şekilde, 1974 sonrasında, silah zoruyla evlerini tarlalarını ve Kuzey’deki tüm yaşamlarını terk etmek zorunda kalan Rumların bu zor durumlarını dikkate almayıp, bu durumdan faydalanmak isteyen Kıbrıs Türk liderliği de, Kıbrıs Türk halkının hayatında olumsuz bir iz sürülmesini sağladılar.
Annan Planı sürecinde ilerici Türklerin, ülke içerisindeki Türk milliyetçiliğini yenilgiye uğratıp, Türk halkını evrensel bir çizgiye çekmesi de Kıbrıs Türk halkının tarihteki olumlu çizgilerinden biridir.
Olumluluk, başkasına da hayat hakkı tanımaktan başka bir şey değildir. Bu ise, yapanı everenselleştirmekte ve dünya vatandaşı yapmaktadır.

Sonraki Haber

























