Köşe Yazarları

Anlatın da anlayalım!


Tabi ki artık bu adada bir varoluş  savaşımı vermiyoruz. O tarihi mücadele yıllarını aştık. Şimdi “çözüm peşinde koşuyoruz!”

Fakat Güney’deki Rum toplumu için ayni düşünceyi serdetmek mümkün değildir.

Çünkü 1974’den beridir “kazanan taraf ile kaybeden taraf..”  Bundan sonra da kazanacak olanla kaybedecek olan..” Ve sonuçta her iki tarafın da “kazan kazan kazanacağı” bir çözüm sağlayamadık!

Bu başarısızlık çok açık seçiktir ki  Güney’deki komşunun bu adada henüz “bitiremediği” “son” diyemediği,  “bukadarıyla yetinip”  kabullenemediği siyasi tutumundan kaynaklanır!

O zaman sorunu bir kez daha akıl terazisinde tartmak gerekiyor.

Türk halkı  Türkiye ile  “Barış Harekâtını” gerçekleştirir..  Kuzey Kıbrıs Türk Devletini Güney ile sınır teşkil edecek şekilde oluşturur.. Tüm demokratik teamüllere uygunluğunca iki bölgeli, iki toplumlu bir Kıbrıs adası gerçeği yaratmasına karşın  neden yine de çözüm olmuyor?

Neden 45 yıl sonra bile BM’ler Özel temsilcisi Lute hâlâ iki toplum arasında oluşacak “federal çözüm modeli” arayışları peşinde koşar?

Ki insan sorar: “Eğer başarırsa bugünkü iki bölgeye dayalı siyasi “bölünmüşlük” ve Kuzey’de Güney’de yerli yerine oturmuş iki toplumsal yönetsellik değişecek mi yoksa “kalıcılıklarının” üzerine “siyasi eşitlik” içeren  Federal Sistem mi oturtulacak?

Yoksa  “Türk-Rum iki Devletli bir federal çözümün 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile denendiği, sonrasında Annan planıyla referanduma kadar gidildiği gerçeklerde  Güney’in mevcut siyasi ve topografik konumu değişmezken; Kuzey’deki Türk halkı bir kez daha kaderin cilvesinde bir “savaş suçlusu” gibi yeniden göç yollarına mı düşecek?

Yeniden yeni toprak kayıpları, yeni düzen arayışlarıyla yeni ödünler vererek 1960’lardan beridir dördüncü kez yine kendini kendi vatanında feshetmek durumunda mı kalacak?

YOKSA Geçen hafta Kuzey’de mekik diplomasisi sürdüren Lute ve BM’ler 45 yıl sonra Türk halkına Güney’le meşveretli siyaset birlikteliğinde,  yeniden böyle bir hayatı, böyle bir geleceği,   böyle bir çözümü mü giydirmeye çalışıyorlar? Hadi konuşun, açıklayın, anların anlayalım!                                                                 **********

BU FIRSATI DEĞERLENDİRMELİ

İşte Devletimizin logosu: “Yönetim denetim seçim!..” “Yada seçim, yönetim, denetim!”

Yıllardır bu kısır dündü içinde dönülüyor. Her bir buçuk yılda bir seçim yapılıyor,  ardından bir yeni koalisyon hükümeti kuruluyor, hükümet programı oluşturulup göreve başlanırken, uygulamaya geçmek için Türkiye’den para akışı bekleniyor!

Geldi geldi! Gelmedi, uçak var. Atlarlar uçağa giderler Ankara’ya. Ki artık Ankara zaten içimizde.

Artık sorunlara ve ihtiyaçlara göre Devletin çarklarını çevirmek için saptanan ihtiyaç oranında ya beklenen para sağlanmakta yada sukûtu hayale uğranılmakta.

Tabi bu para sağlama işi “Koalisyon hükümetlerinin”  Ankara ile olan ilişkilerinin, mülayimliğine, laf dinlemesine de bağlı!

Neyse ki bugüne kadar hiçbir hükümet Ankara karşısında efelenip diklenmedi! Aksine “ver yiyim seni öveyim” kabilinden referanslarla hürmetler ve saygılar sunuldu..”

AKMAZSA damlar ama! Bazen gıdım gıdım, bazen bonkörce de olsa para akışı hep devam etti…

Ne var ki  350 bin kişilik KKTC ne şah oldu şahmaran! Ne köy oldu ne kasaba!

BRAVO Ankara! 3 milyon Suriyelinin kahrını çeken, Suriye sınırlarında göçmen sırtaran, Suriyeli göçmenler nedeniyle Türkiye’deki yaşamları, sosyal  hayatları “toplumsal karmaşa” haline getiren Türkiye..

Nedense Kıbrıs Türk halkı ile yıldızını barıştırıp ne “KKTC’nin Anavatanı” olabildi, nede KKTC Türkiye’nin “yavruluğunu” kabul edebildi! (Hani Rumlarla Yunanistan da farklı konumlarda değiller..)

Ama asıl büyük gerçek şu ki bizim hem siyasi hem sosyoekonomik yönden parmağımızı bile oynatacak takamız  yoktur. Zaten TC’den  akan para da kamu görevlileriyle sigortalıları anca ödemeye yetmekte..

KALDI  ki ne “darphanemiz” vardır dolayısıyla bize ait paramız ne “altınımız” ne de “hisse senetlerimiz!” Hatta tedavüldeki Türk parasının  bile sahibi değiliz.

Bu nedenledir yalnız siyasi yönden değil, sosyoekonomik yönden de “Devlet” olamadık! “Zaten organları” bir tamam olsa da “tanınmayan” devletin “tanınan kabile” kadar bile esamesi okunmaz!

Böylesi arızalı bir devletin “sağlıklı ve istikrarlı” maliyesinin olmasını beklemek ise  hiç mümkün değildir! Kaldı ki yatırımlar olsun!

FAKAT Tatar hükümeti bu siyasi ve ekonomik açmazları ancak Türkiye ile birlikte aşabileceğine inanmış  bir hükümet.

KKTC için  söz konusu olan bu samimi ve inançlı politika eğer Türkiye tarafından yeni plan ve programlarla desteklenip reformların gerçekleşmeleri sağlanırsa tutun kı bu adada “makûs talihimizi” değiştirmek mümkün olacaktır.

Sadece bu kadarla da kalınmayacak. Doğu Akdeniz’de Rum’a kaptırdığımız  hidrokarbon yataklarına nazire, ayni Rum’a Kuzey Kıbrıs’ta fark atacak sosyoekonomik   büyüklük yaratmak “büyük Türkiye” imajı için de bir  dünyasal değer fırsatı olacak. Tıpkı Suriye’li göçmenlere yönelik o insancıl tutumu gibi..


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı