Köşe Yazarları

Anlamana Gerek Yok Kabullenmeme Var!






Kabullenmek… Sadece bir kelime olarak duyulduğunda, bir yanı ile insanı özgürleştirirken, diğer yanı ile sanki boyun eğmek zorundaymış gibi hissettiriyor değil mi? Kişisel gelişimin moda olduğu son dönemlerde sıkça duymaya başladığımız kelimeler; kabullenmek, affetmek, özgür bırakmak… Peki bunlar bize öğütlenirken gerçekten ne anlatılmak isteniyor biliyor muyuz? Eğer ki özünde ne söylenmek istediğini anlamıyorsak bu gibi kelimeler bize kendimizi anlaşılmamış ve yalnız hissettirebilirler. O nedenle biraz anlatılmak istenenden bahsetmek faydalı olacaktır diye düşünmekteyim.

Daha önce affetmek ve özgür bırakmak ile ilgili konulara değinmiştim. Muhakkak ki canımızı acıtan hiç kimseyi affetmek zorunda değiliz. Ama ona olan kızgınlığı, nefreti içimizde taşımaya devam etmek, hala onunla görünmeyen bağlarla bağlı olduğumuzu gösterir ki; bu duygular sürekli olduğu zaman bize zarar vermeye başlarlar. Onun canı yansın isterken, bir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle büyüyen öfke bizi al aşağı eder. İşte bu noktada bu duyguların sağlıklı bir ortamda tüketilmesi ve affedemesek de zihnimizde bu kişiye yer vermeyi bırakmamız özgürleşebilmemiz ve ruh sağlığımızı koruyabilmemiz açısından önem taşımaktadır demiştik.

Peki ya kabullenmek? Kabullenmek duyulduğu haliyle olduğu gibi, illa ki orda kalıp itaat etmemizi gerekli kılan bir durum değildir aslında. Var olan durumu görüp bilip kabullenmek, gerçekten o noktada durmak isteyip istemediğimiz konusunda bize tercih imkanı sunan büyük bir zenginliktir. Bilinçli yapılan bir tercih de ileride pişmanlık duyulmaması anlamına gelmektedir. Kabullenmek bize yeni bir özgürlük imkanı sunar. Bizi içi boş, gerçekleşmeyecek hayaller kurmaktan alıkoyar. O gerçeklikle ne kadar yaşamak istiyor olup olmadığımızı anlamamızı sağlar. Kabullenmek yenmemizin mümkün olmadığı görünmez canavarlar ile savaşmayı bırakmamız anlamı taşır aslında.

Duymak için dinlemek gerekir, görmek için bakmak, anlamak için istemek ve iletişimin sağlıklı sürmesi için merak edip ilgilenmek. Tüm bunlar için de dikkatini karşındakine vermek gerekir. Ancak hayatımızın büyük çoğunluğu vitesi boşa almış şekilde kendimizin ve sevdiklerimizin farkında olmadan geçmektedir. Örneğin: Aç olmadan yemek yemek, ebeveynin yanında çocuk gibi davranmak, trafik tıkandığından huzursuz hissetmek, eve gelir gelmez televizyonun karşısına geçmek vb. Kabullenmenin başlangıcı dikkat etmektir. Tüm dikkatinle bulunduğun durumu analiz edebilirsen ancak, kabullenip kabullenemeyeceğini ve neyi ne ölçüde kabulleneceğini bilirsin.

Etrafımızda her gün onlarca olay, durum ve davranış görmekteyiz. Bir çoğunu anlamlandırmaya çalışmakta, anlamlandıramadıkça da anlamlandırabilmek adına sürekli zihinsel olarak geviş getirmeye devam etmekteyiz. Peki gerçekten her şeyi anlamamız gerekli mi? Karşımızdakinin davranışları bazen bizim için ne yapıp etsek de bir karşılık, bir anlam bulamaz. İşte bu noktada anlamasak da kabullenmenin önemi başlar. Karşımızdaki kişiyi, o hali ile kabullenmek bize ilişki üzerinde seçim hakkı sunar. O kişinin biz anlayamasak da acı çektiğini kabullenmek, ona karşı tutumumuzu belirlememizi sağlar. İlişkilenmesi tutarsızlık temeli üzerine kurulu birinin davranışlarını anlamlandırmaya çalışmak yerine onu o haliyle kabullenmek, aramızdaki sınırı ve mesafeyi ayarlamamızı sağlar. Müdehaleci, baskıcı, eleştirel birini değiştirmeye çalışmak yerine (ki buna gücünüz yoktur) onu o haliyle kabullenmek, bizim onun hayatında bulunmamızın bizim için ne kadar uygun olduğuna kanaat getirmemizi sağlar. Bunların hiçbirinin içinde ‘kabullen ve itaat et’ yok farkındaysanız. Kabullenmenin temelinde yatan mesaj; ‘Kabullen ve bilerek kal veya git. Kalacaksan da kendini koruyarak, yıpratmadan/yıpranmadan kal.’ dır.

Özetle her gün, hayatın her alanında gün içinde anlamlandıramadığımız onlarca şey olmaktadır. Bunları kabullenmeyip değiştirmeye çalışmak (değiştirmeye gücümüz olmayan şeylerden söz ediyorum) strese girmek anlamına gelmektedir. Değişimin mümkün olmadığını, bir durum üzerindeki etkisizliğimizi kabullenmek ise bize o durum içinde bulunup bulunmamayı tercih etme şansı vermektedir. O nedenle anlamama gerek yok, o bilgi bende yoksa anlayamam da zaten! Ama durumu var olan haliyle kabullenmeme gerek var. Çünkü durumu kabullenmeyerek, inkar ederek, önümü görmeyerek, gerçeklerden kaçarak yönümü çizmem asla mümkün olmaz. Engeller yok sayılarak aşılmaz…








Başa dön tuşu