Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ANKARA’NIN POZİSYONU: HAVUÇ-SOPA

Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Milliyet Gazetesi’nden Sefa Karahasan'a yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta su işinin iç politika malzemesi yapıldığını ve gelişmeleri dehşet içinde izlediğini söyledi.

Türkeş'in yaptığı açıklama, büyükelçiliğin açıklamasıyla örtüşüyor.
Zaten büyükelçilik "merkezden" direktif almasaydı fırtınalara yol açan o açıklamayı yapamazdı.
Dolayısı ile durum netleşmiştir ki Ankara'da su konusunda yeknesak bir tutum söz konusudur.
Ve bu tutum, önümüzdeki dönemde Türkiye ile KKTC'nin ilişkilerini etkileyecek türdendir.

***

Konuyla alakasız görünen ama bence doğrudan ilintili başka bir olay;
Malumdur yaşanan krizden sonra Avrupa Birliği Rum tarafına yani üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne elektrik, ulaşım ve benzeri konularda özelleştirme baskısı yapıyordu.
AKEL'in yönetimde olduğu dönemde bu baskılara direnildi.
Anastasiades kabul etti ama "verimlilik" kriteri ortaya koydu.
Bu şu anlama geliyor; "Verimli olan işletmeleri bir süre daha özelleştirmeyelim."
Nitekim Avrupa Birliği Rum Elektrik Kurumu'nun özelleştirilmesini bir süreliğine erteledi. Bu karara ulaşmasında yılbaşında Türk tarafına elektrik verilmesinin etkili olduğu söyleniyor.
Anlayacağınız özelleştirme Avrupa Birliği için bile "tanrı emri" değildir.

***

Dönelim konumuza.
Başbakan Yardımcısı Türkeş Milliyet’e yaptığı açıklamada Türkiye'den KKTC'ye para akışının su nedeniyle değil, imzalanan veya imzalanacak olan protokole KKTC tarafının uymaması nedeniyle kesildiğini söyledi.
Aslında ele alınması gereken nokta tam da budur.
Türkiye'nin dayatma ötesine varan bir ısrarla ve "havuç-sopa" politikasıyla, sadece bu hükümete değil, gelmiş geçmiş bütün hükümetlere dayattığı protokol ya da yerel söylemle paketlerde sorun vardır.
Yakın geçmişte, İrsen Küçük döneminde, elektriğin özelleştirilmesi (ki yarısı özeldir ve çok bir faydasını görmedik) dayatmalarının günlerce elektriksiz kalacağımız denli ne büyük kavgalara yol açtığını hepimiz hatırlarız.
Benzeri telefonda da yaşanmıştı. Ki telefon yani haberleşme sektöründeki payın büyük kısmı özele aittir.
Durum şudur;
Kıbrıs Türkü çeşitli sorunlar yaşamasına, kötü hizmet almasına rağmen elektrik ve haberleşmedeki payını devretmek istemiyor.
Aynısı su için de geçerlidir.
CTP'nin parti meclisi kararı da bu açıdan okunmalıdır.
Peki durum bu iken protokolleri-paketleri ha bire dayatıp da Kıbrıs Türkünü germenin ne anlamı vardır?
İkili ilişkileri berhava etmekten başka.