Köşe Yazarları

(Anastasiadis) kuzey’i tanıması gerekir!

Anastasiadis’in Kuzey’i ne kadar tanıdığını bilemiyorum. Ancak siyasi  soruna yönelik “tutumunu” izlerken, bu konuda aklı ile melekesinin 1974’deki  Barış Harekâtıyla birlikte stop ettiğini görüyorum.

Oysa aradan 44 yıl geçti. Bu süre içinde sadece siyasi sorunla ilgili büyük değişimler değil; sosyoekonomik dolayısıyla kalkınmayla ilgili büyük gelişmeler de oldu..

Kısaca Kuzey’in hem nüfusu arttı hem ekonomik potansiyeli.. Artı, “devlet oluş” iddiasında da  gitgide rüştünü daha çok ispat ediyor..

Anastasiadis’in “Kuzey”i ne kadar  iyi tanıdığını bilemiyorum” derken bir yandan da  “keşke” diyorum.. Keşke bir gün  Sn. Akıncı kendisini davet etsin, arabasına alsın, Lefkoşa’dan Mağusa’ya, Mağusa’dan Dipkarpaz’a, Kuzey sahil yolundan Girne’ye, Girne’den Güzelyurt’a kadar şöyle bir turlasınlar…

İŞTE o zaman 1974’de duran beyin saati, iddia ediyorum büyük bir hızla çalışmaya başlarken hem melekesi açılacak hem  hafızası…

Kİ artık anlamalıdır: Güney’i iki milyon turist ziyaret ediyorsa bir milyon turist de Kuzey’i ziyaret ediyor..

Güney’e haftada şu kadar uçak inip kalkıyorsa Kuzey’e de şu kadar inip kalkıyor..           Güney’de imar iskân şu kadarsa Kuzey’de de hızla gelişirken şu kadardır..

Üstelik on altı  üniversitenin de sahibiyiz.. Alt yapısı ile gurur duyamıyoruz ama Mağusa Girne limanlarımız bayağı çalışıyor..

Dahası Güney dört yılda seçim yapıyorsa biz inadına her yıl yapıyoruz..

Güney’de dış yatırımlar varsa Kuzey’de de TC, Yahudi  sermayesi vardır..

YANİ bir devlette olması gereken ne varsa (olumlu-olumsuz) KKTC de vardır..

Eğer müzakereler için Eylül işaretlenmişse, Anastasiadis masaya otururken lütfen Kuzey’deki Türk Devleti ile görüşeceğinin” bilinç ve kabulüyle otursun..

VE “not” deyim. Annan öldü. İnşallah cennete gider ama yazmadan da olmayacak. Adıyla anılan planıyla bize iyi kazık attıydı! Neyse ki referandumda Rum tarafı “hayır” dediydi de son anda kurtardıktı Kuzey’i Rum işgalinden! Toprağı bol olsun ama..

**********

 ZOR GÜNLER…

Dört Partiden oluşan bir koalisyon hükümetinin, dirayetli ve güçlü olmasını beklerdik. Geçen zaman içinde ve gitgide daha çok sükût’u hayale uğruyoruz..

(Ve tabi şaşıyoruz da! Bu dört partinin başta CTP olmak üzere “böylesi sosyoekonomik krizler döneminde almak zorunda kaldığı “tedbirlerini” destekleyecek, omuz verecek kendinden yana sendikaları, birlikleri, yandaşları, kısaca oylarını veren seçmenleri hiç mi yoktu! Çünkü hem çok yalnız ve desteksiz kaldılar, hem de tüm kesimlerin hücumuna uğradılar! Oysa çok iyi biliniyor bu  tedbirler döviz vurgununa getirilen önlemleri kapsayacaktı. Ve elbette “acı” olacaktı! Can sıkacak can çıkartacaktı! Hükümet kendinden yana kesimlere bile bunu da anlatamadı!)

TEDBİRLERE  ve tabi tepkilere gelince: Doğusu hükümetin “kanun hükmünde kararnamelere” sığınarak aldığı, “ek mesailer, ev kiraları, bilanço affı, FİF fonları…” Gibi  gündeme gelen Bakanlar kurulunun aldığı   “tedbirler;” biraz da hükümetin, “fırsat bu fırsattır” düşüncesinde olağan hallerde çıkarmayı düşündüğü  kararları içerdi!  Sendikal tepkilerin bir nedeni de bu olmalıdır çünkü çok gafil avlandılar!

Nitekim “ek mesailer” dün ortaya çıkmadı! Sorun yıllardır devam ediyor ve hiçbir hükümet de üstüne gidemiyordu!

BİLİNİYORDU: Yıllardır “bazı kurumlarda çalışanlar her ay maaşları kadar ek mesai paralarını cebellu ediyorlardı! Nitekim hafta sonları Cumartesinden Pazar gününe de sarkan ve anayollarda ayan beyan görülen telefon,  elektrik “bakım ve onarımlarını” yıllar yılı, “hadi gene tezgâhı kurdular” diye tebessümlerle izledikti..

Öte yandan Gümrüklerdeki ek mesailer hangi hükümet bütçesinin canına okumadı ki?

NİTEKİM yıllar önce yine bu sorunları yaşarken, “köşemizden” ne diyorduk ama? “Gelin istihdamları, ek mesaiyi ortadan kaldıracak rotasyon usulüne  göre yapın..”                        İstihdam şartlarını yasa haline getirmek  hükümetin görevi.. Ki “vardiya usulü” zaten var olan bir sistem.. Hastahanelerdeki doktorlardan, polise kadar..

Gümrük memuruna geldi mi neden uygulanamasındı?   (Ve devam ediyorum.)                                                                                                                                                                                                                                                                                          *****

KISACA TAKILDIKLARIM: (TEDBİRLER- AKSAKLIKLAR..)

Sorunu dörtlü koalisyon hükümetinin altında kaldığı için canını çıkartan “tedbirlerine” getirmişken devam edeyim:

Yabancıların KKTC’den ev satın almalarına cevaz vermek güzel de satın alınan evleri  sonra dönüp kiraya verir ve ensemizden bir spekülatör gibi resmen parasal kârlar sağlanırsa ne olacak?  Kaldı ki ne zamandan beridir yabancıların ev satın alması “yatırım” oldu!

KALDI ki başta bankalar olmak üzere bu ülkede yıllar yılıdır bir Alicengiz oyunu oynanıyor! Şöyle ki:

Darphanemiz yok.. Altınımız hisse senetlerimiz yok.. Borsamız yok.. Devlet bütçesi TL ile yapılmakta.. Maaşlar TL ile verilmekte.. Bildiğimizce TC yardımları da TL ile..

Fakat ev kiralarına bakıyoruz nasıl bir meraksa “millet sterlin, yuro üzerinden kiralıyor eviyle iş yerini! Sanırsınız küçük Amerika!

44 yıldır tedavüldeki paranın sahibi olamadık.. Hükümet bile “tedbir” derken ilk işi “ev kiralarını sterlin, yuro ile sabitlemek oldu!

NE var ki bunu yapan hükümet “bilanço affı” da çıkarabiliyor! “Daha önce bilançoya dahil edilmeyen varlıklar  için “yıl sonuna kadar dahil edilirse geriye dönük mükellefiyetlerden muaf olunacağı” kararı çıkıyor, Ersin tatar’ın da ifadesiyle “bu kez mükellefiyetlerini yerine getirenler dolaylı olarak cezalandırılıyor!”

KISACA baş döndürücü bu tedbirlerin, hele  bizim gibi “denetim mekanizmalarının” çalıştırılamadığı gerçeklerde yararlı olacağına inanmak mümkün olmuyor..

BUNA karşın dörtlü koalisyon hükümeti  sorunlar karşısında, üstelik izahı çok da makul  olan, “ne yapalım, döviz yükselirken TL düşüyor” gibi bir  kolaylığa sapmadı. Aksine zoru deneyerek elini taşın altına koydu, hakkını vermek zorundayız!

Ve farkındayım. “Hem nalına hem mıhına vurdum!” Çünkü “koşullar” nâmüsait de olsalar, en az kendimiz kadar da “yaşatmak” için devleti korumak zorundayız…

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı