Ama yine de…

25 Ağustos 2018 Cumartesi | 10:55
Ahmet Okan

Öyle böyle diyoruz ama sanki o zamanların yetişkinleri hayatlarından memnun muydular?

Çamaşır makinesi ne zaman girmişti evlere, yetmişli yıllar mı?

Çamaşırlar taş teknelerde yıkanırdı yumruklanarak ki az çile miydi?

Ya da islim üzerinde yemek pişirmek ki ikide birde pompalamak gerekiyordu ateşi zayıfladıkça…

Muhtemel ki o dönemde evi çekip çeviren yetişkinler bu zahmetli hayattan pek de memnun olmasalar gerekti, hoş herkes aynı durumda olduğundan hayat öyleydi ve bu hayat şikayetsiz yaşanırdı…

Bisikletli zamanlar güzel zamanlardı diyoruz da zor yanları da vardı, her gün ayakça çevirerek karda, kışta, kıyamette, hele de böyle yaz günlerinde iş yerlerine gidip gelmek; soğuklarda titreyerek ya da sıcaklarda kan ter içinde.

Zor zanaattı yaşamak lakin evet doğrudur, şikayet edilmezdi hayatın kendisi böyleydi, koşullar öyleydi kimse başka türlü yaşamayı bilmezdi!

En önemli eğlence sinemalara gitmekti.

Büyük bir heyecandı fakat bir tek oydu nihayetinde, bayrak törenlerini saymazsak.

Üstelik bir de yanınızdaki sandalyeyi tutacaktınız, “orası boş mu?” diye sorana biraz utangaç tavırla “tutulmuştur” diyecektiniz!

Halbuki hayat hepten tutulmuştu fakat kim bunun farkındaydı!

Ahali yoksuldu zaten kapalı bir dönemdi ve deniz yolları bile tutulmuştu.

Kent küçük bir turda tamamlanırdı alt tarafı surlariçi.

Erzak az her şey karneye bağlanmış.

Bu yüzden birçoğunun evinde güvercin kafesleri vardı, güvercin beslenir ve henüz palaz iken kesilip kuşbaşı yapılır, pirinç pilavlarına ilave edilirdi.

Beleşe et!

Doğrudur, her taraf binbir türlü çiçeğin kokusuna gömülürdü lakin ölüm kokusu da hiç dinmezdi!

Doğrudur, Kanlı Dere de zaman zaman akar hatta taşardı fakat sokaklardan tel örgüler de, toprak yüklü varilden barikatlar da yollara taşardı!

Ahşap radyolarda Rolling Stones şarkıları dinleyen gençler mevzilerde başlarını tüfeğin dipçiğine yaslarlardı çaresiz ve bir düşünceye gark olurlardı yarınlar ne olacak diye fakat kim bilebilirdi olacak olanları, ama gene de güzel düşler kurmaya engel değildi hiçbir şey; o düşlerdi insanı ayakta tutan…

Diyeceğim her dönemin koşulları farklıdır güzeli de vardır çirkini de, çekilir olanı da vardır çekilmeyecek olanı da…

Sanki şimdi kim bilebilir geleceğin ne olacağını?

Ve sanki şimdi her şey güzel mi?

Şimdiki siyaset boktandır da geçmişteki çok mu iyiydi?

Aynı gürültü, aynı bilinmezlik sürüp gitmiyor mu?

Üstelik çamaşır makinesi de var, televizyon da ve cep telefonları ve bilgisayarlar da var ki başınız dönüyor hızdan, ne kadar çabuk geçiyor zaman!

Ama yine de bir yaz akşamı Enver’in kahvehanesinde, Çocuk Bahçesindeki kalabalığı seyreyleyip, kulaklarımda sinemalardan çıkan sesler eşliğinde bir nargile içmek isterdim.

Kahve her zamanki gibi sade…