Köşe Yazarları

Alman Parlamentosu kararı ve çifte standartlar


Alman’ya parlamentosunda mesnetsiz ve yersiz bir suçlama ve her türlü ilişkileri berhava eden bir kararın, gerek orta doğuda gerekse Türkiye’nin doğusunda maalesef bir çok batı ülkelerinin de desteği ile her türlü terörün hüküm sürdürüldüğü bir dönemde alınması, çok manidardır.  Ve neyi amaçlamaktadır? Sorgulanmalı veya düşünülmelidir.

 Şimdiye kadar batı dünyasının Türkiye’ye karşı takındığı tavır ve ermeni diyasporasının propagandalarına dayalı olarak zaman zaman pişirilip pişirilip tekrar dünya kamuoyu önüne serilen ve ispat edilmeyen,  mesnetsiz iddialarla 20 küsur ülkede alınan soykırım kararları, Türkiye Kurtuluş savaşında Anadolu halkına yaptıkları bin bir mezalime rağmen, uğradıkları hezimetin intikamı mı? Yoksa kendi sömürgelerinde zavallı yerli halklara yaptıkları soykırımların örtülmesi ve perdelenmesi için bir tiyatro oyunu mu? Ki Ermenileri kullanıyorlar?

Hele, Almanya-Türkiye ilişkilerinin en iyi pozisyonda olduğu bir dönemde, gerek ticari ilişkilerin en yüksek seviyelerde ve göçmen ve mülteci konularında en çok yakınlaşma sağlanmaya çalışıldığı bu dönemde iyi münasebetlere bir dinamit koymanın anlamı nedir?  İddia edilen Ermeni politikası, Kurtuluş savaşında Ermenilere Fransız üniforması giydirilerek Türklere yapılan katliamların ve yakılıp yıkılan köylerin kurtulması için tehcir edilen Ermenilerin kayıplarına karşı bir diyet borcu mudur?    Bir çok tarih kitaplarında yabancı tarihçiler dahil araştırmalarda  makale ve yazılarda yaşanan 1915 ve Türkiye’yi istilaya çalışan müttefiklere karşı Kurtuluş savaşında yaşanan tarih  çeşitli kaynaklardan sürekli yayınlanmaktadır. Ermeni diyasporasının ise Fransızlar başta olmak üzere bazı batılı ülkeler desteği ile yaptıkları propagandaya dayalı yayınlar ve soykırım iddiaları ile her defasında tehcir ve kayıp sayıları çok farklı sayılar olarak ortaya konmaya devam ettirilmektedir.

Türkiye ve Ermenistan arasında bir dostluk kurulması ve yüzyıl önce gerçekleşen savaşlar esnasında delillere dayanarak hakikatin ortaya çıkarılması isteniyorsa, araştırma yapmak üzere niçin uluslararası ortak bir komisyon kurulmamaktadır? Türkiye bu öneriyi çok defa ortaya atmış ancak Ermenistan buna yanaşmamaktadır. Gerçekler iddia ettikleri gibi ise, niye bundan kaçınmaktadırlar. Soykırım çok insafsız bir iddiadır.

BM Teşkilatının, organları vasıtasıyla ülkeler arasındaki gerginliklerin azaltılması ve dostlukların tesisi ve bunun dünyaya yaydırılması için  Türkler ve Ermeniler ve tarafsız ülkelerin tanınmış tarihçilerinden oluşan bir Komisyonun kurulması ve belgelere dayalı bir çalışmanın yapılmasına ön ayak olması, hakikatlerin tarafsız ve belgelere dayalı olarak ortaya konması ve doğru tarihin yazılması ile düşmanlıkların önünün alınması gerekli değil midir?

Şimdi Alman Parlamentosundaki 600 küsur parlamenter tarihçi mi ve bu olayları kanıtlayarak hakikati öğrendiler mi ? yoksa fikir sahibi olmadan nerede ise oy birliği ile yeni bir düşmanlık ve soğukluk tohumlarını ekmeleri, geçmişte işledikleri soykırım olaylarına arkadaşlık etmek için mi?

Yoksa halâ şimdi Batı ülkelerinin lojistik ve her türlü silah desteği ile cehenneme çevrilen ve terör yuvası haline gelen Ortadoğu ülkelerinin yüzbinlerce insanının katledilmesi ve milyonlarca insanının göç yollarında telef olması olaylarını mı temizleyecektir.? Yüzyıl öncesi meçhul ve mesnetsiz soykırım iddiası ile?

Bazı batı ülkeleri destekleriyle Orta doğuda şimdi yaşanan mezalim sonucu ülkelerini terk edenlerin Avrupa kapılarında dikenli tellerle karşılanması mı insanlık?  Bu gün yaşanan dramı ve bu dramın kökenini sonlandıracak politikalar geliştirileceği beklenirken, yüz yıl öncesi olayları gündeme getirerek, ön plana çıkararak, bu günü unutturmaya çalışmak dünya barışına hiçbir zaman hizmet etmez. Ve insanlarla milletler arasında yeni düşmanlıkları teşvik etmek hiçbir ülkenin yararına olmaz. Üstelik bu kararla eğitim müfredatına da konması ve çocuklara okutulması gençlere düşmanlık aşılamak, gelecek için dünyada barış umutlarını da ortadan kaldırır.

Almanya çok yanlış yapmıştır. Türkiye gibi sıkı ilişkiler içinde iken bu düzeni alt üst etmek de kendi ülkesine yarar sağlamaz. Türkiye ile Almanya arasında yıllık 35 milyar $ı aşan bir dış ticaret hacmi vardır. Karşılıklı turizm faaliyetleri en üst düzeylerde olan ülkelerden biridir. 3 milyon Türk kökenli insan Almanya’da yaşamaktadır. Mülteci konusunda müşterek plan ve programlar üretmeye çalışmaktadırlar. Karşılıklı yatırımları ve sermaye transferleri vardır.

Ve önemli olan Hakikatler ise, Parlamentolarda bunun ortaya çıkması için çaba gösterilmesi konusunda teşvik edici kararlar ve öneriler üretilebilirdi. Ancak başka etnik grupların ve bu diyasporayı maksatlı olarak destekleyen ve bunlara diyet ödeyen ülkelerin de, Alman  parlamentosu üzerinde etkileri olduğu anlaşılmaktadır. Çok yazık.

Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ‘Ermeni anlatısının mutlak gerçek olmadığına ve özgürce tartışılabileceğine, ve 1915 olayları ile Holokost arasında benzerlik kurulamayacağına’ dair hukuken bağlayıcı tespitleri de var iken, bazı devletlerin ermeni diyasporası ve destekçilerinin propagandaları ile fitne yaymaları devletlerin ciddiyetine de yakışmaz.

2-  Kıbrıs’ta müzakereler:  Bu hafta KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ile Rum Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in ara bölgede Dünya çocuk günü vesilesiyle bir araya gelerek etkinlikte çocuk gününü kutlamaları ve 8 Haziran’da tekrar bir araya gelmeye karar vermeleri, gerilen ilişkilerden sonra kamuoyunda bir rahatlama sağlamıştır.

Kısa bir süre önce  İstanbul’daki toplantıda Rum Lider Anastasiadis tarafından  gereksiz bir tepkinin verdiği gerginliğin taraflarca devam ettirilmemesi ve Lider’lerin uzlaşması, müzakerelere ivme kazandırması açısından ümit vericidir. Rum Lider’in, Türk toplumunu temsil eden seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak halkını temsiliyette sınırlamak istemesi, krizin akabinde şok etkisi yarattığı gibi güveni zayıflatan ve halk nezdinde güveni önemli ölçüde sarsan bir davranış olmuştu. Neyse ki uzun sürmedi .

Esasen krizin ardından hemen Sayın Akıncı, Türk halkını temsiliyetinin ve halkının haklarını savunmasının önüne kimsenin geçemeyeceğini, bu hakkını her uluslararası platfromda değerlendireceği ve gerekli fırsatları yaratmaya devam edeceği yolundaki açıklamasını, yapmıştı. Rum tarafının, eşitlik temelinde devam eden ikili görüşmeleri, fiiliyatta bundan sonra göstereceği tavırlarla desteklemeye devam edeceğini umarız.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı