Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Allah utandırmasın da diyor musunuz?

Bir devletin tepesindeki kişi yani Başbakan TV’de gazetecilerin sorularına yanıt veriyor. Seçim hükümetini nasıl kurduğunu anlatıyor. Milyonlar da izliyor. Başbakan aynı zamanda “profesör”, akademisyen anlayacağınız, diğer bir ifadeyle “bilim insanı”. En sonunda da temennisini dile getiriyor; Allah utandırmasın.
Bilim insanının devlet işlerine Allah temennisini karıştırması!.. Halbuki bu dünyadaki işler maneviyatla yönetilemez. Yönetilmeye kalkışılırsa da Türk işi olur. Bilimin ürettiği bilimsel bilgiye ihtiyaç var. İnsanların büyük çoğunluğu açlık sınırının altında. Terör kasıtlı bir şekilde önceki milletvekili genel seçiminden sonra hortladı. Bunların altında Allah yok ki. Bunların altında ‘hırs’ var. Daha çok ‘güç’ ve ayakkabı kutusunda taşınacak ‘para’ elde etmek var.
Başbakanı olduğu devlet bütün komşularıyla sorun yaşıyor. Halbuki kendisinden önceki başbakan komşularıyla “sıfır sorun”dan bahsediyordu. Ancak başbakanlığı devrettiğinde “sorun”lar yumağı bırakmıştı. O da Allah unandırmasına yatmıştı ama tam tersi olmuştu; utandırmıştı.
Ülke içte ise başta açlık sınırının altında yaşam, anti-demokratik yaşam, her türlü baskı, bizden olmayanlara insan onuruna yakışır yaşamın layık görülmediği, insan haklarının mumla arandığı bir toplumsal yapı… Neredeyse terörle birlikte ülke içte, Cumhuriyet tarihinin en büyük koasunu yaşıyor. Başbakan ‘Allah utandırmasın’a yatıyor.
Bilimin olmadığı bir ülkede neler yaşanacağı malum. Bilimsel bilginin dışında manevi güçlere dayanmak sıradan insanlar için çok ilginç durmaz aslında. Ancak bizleri üzen bilim insanı, akdemisyen, profesör birilerinin manevi güçleri referans alması. Oraların yapısı bunu gerektirmekte ne yazık ki. Kaçak saraylar, tıpkı camiler gibi aynı görkemde. Cami, Allah’ın evi olduğundan içeriye giren ‘kul’un, yükseklik karşısında kendisini küçük algılaması, felsefesi temele alınarak inşa edilir. Benzer mantık sarayda da dikkate alınmış anlaşılan. Allah utandırmasın!.. diye diye.
Oraları bizi çok fazla ilgilendirmez diyemiyoruz ne yazık ki buralardan. Çünkü herşeyiyle “orası”, “burasını” kuşatmış durumda. Buralardaki yöneticiler de feyze uymak için ellerinden geleni yapıyor. Ülkede gençler açlık sınırının altındaki maaşlarla çalıştırılıyor. Emekleri sömürülüyor 2011 yılından beri. Kimsenin umurunda değil.
İnsan hakları, insan onuruna yaraşır yaşam mumla aranmakta. Kaçak işçi çalıştıranlar, kumarhaneler, gece külüpleri, kadın ticareti, kara para aklama, uyuşturucu ticareti ve daha niceleri toplumun başat değerleri olmuş durumda. Bu nedenle değer yargıları ve normlar yozlaşmış. Kimsenin umurunda değil.
Okullarda yozlaşan değer ve normların ortadan kaldrılıması için adım atan yok. İnsan gibi yaşamak, insani değerler yani insan haklarını yeni nesillere öğretmek, kimsenin derdi değil. Gelen giden yöneticelerden ve eğitim bakanlarından bu konularda tek bir açıklama duymadık yıllardır.
Ancak dini değerlerimizin yozlaştığı, dinsiz bir toplum olduğumuz konusunda fetva verenleri çok gördük. Daha çok Cami’ye ihtiyaç duyduğumuzu, bilinç altımıza sokanları da. Arkasından ülkeyi cami cennetine çevirdiklerine de şahit olduk. Her yere, her köşeye bir cami. Dahası da yapılsın!..
Ancak çocuklar okulsuz, KKTC’de 21. yüzyılda 7 okul hala daha saçma bir uygulama olan “birleştirilmiş eğitime” mahkum. Çocuklar kaliteli eğitim alamıyor. Köylerde çocuklar internetsiz bu yüzyılda. Kaliteli eğitim için eğitimi satın almak gerek. Koleje girmek için dershane simsarlarına paralar ödemeniz gerekmekte. Devlet eğitimi bu halde ama kimsenin umurunda değil.
Şimdi umurlarında olan aynı konu; DİN DERSİ. Efendim 15 yaşına kadar din dersi zorunlu olacakmış. Bilim yok, bilimsel bilgi yok, değer ve normlar yozlaşmış kimsenin umurunda değil. Tek dert din.
Fevz aldıkları yere tam uyum için gerekli din dersi. Oraları toplumsal refaha ulaştı çünkü onları örnek almak lazım. Allah utandırmasın da diyor musunuz acaba? Toplumun yok oluşunu izlerken, merak ediyoruz doğrusu…