Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Alkol mevzû

Kantara Gençlik Kampı’na; “Haydi Abbas vakit tamam” muamelesi yapılmış haberiyle mâlum gündem kaç gündür meşgul. Abbas kim mi? Hüseyin Ekmekçi Müdür’ün keyiflenince sürekli olarak dillendirdiği Abbas, hani şu şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın ilk sevgili Feride’yi de çağırttığı meyhaneci Abbas; Allah cezanı vermesin Abbas; “Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalb ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Ay’a haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye; Göster hükmettiğini mesafeye ve de zamana katıp tozu dumana; Var git, böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” demişti şair Cahit Usta. “Allah şalgamı rakıyla içilsin diye yarattı. Üstelik yine kurban olduğum Allah balığı da rakıya meze olsun diye yarattı” demişti iyi saatte olsun futbol hocamız Seçil Kutay da, futbol dersinde ayak içi pas konusunu uygulatırken. Bi’taraftan paslaşma, diğer bi taraftan da; “Rakısız yenen balık murdardır be çocuklar” cinsinden bi’şeyler de demişti bizim murdar olan futbol dersinde. Seçil Hocamız yazın Bodrum’a kaçar ve sandal sefasıyla yakamozların üzerinden balıklara çakarmış. “Bizim adamın yine anasonlu Bodrum’u gelmiş anlaşılan” demiştim kendi kendime. Arkasından da; “Sigara öldürür, alkol süründürür, spor güldürür”ü çaktı sevgili hocamız ama artık çok geçti. Akşamına buz gibi anason kokuları fantezisi içerisinde Ekmekçi’nin Topkapısı’na çakmıştık vakti zamanında. Yıllar geçti ve gençliğin verdiği artistikle rakıyı ayrı, üzerine de ılık suyu ayrı bardakta içti zehir zıkkım oldu üzerindeki cila muamelesi gören birayla. Özellikle çarşamba, cuma ve cumartesi geceleri “bu gece barda gönlüm de hovarda” nârâlarıyla coşar, gece sonunda da biranın verdiği zararla da geberik sürüngen durumları nasıl olmasın ki! Herkes insan gibi içer, bendeniz ve de arkadaşım sünger Anıl da ha’bire açlık şekerine vura vura karaciğerin salgıladığı insülinle kimyamızı bozardık. Hele hele geçtiğimiz haziranda Alsancak’ta denize nazır bi’mekânda o kadar çok bira tükettik ki açlıktan gebermece durumları ve evde Derinciğin zula ettiği yemişleri tüketme kesmedi, oğlucuğumun çantasındaki çikolatalara da göz koyma ve ordaki yemişleri de son kırıntılarını tüketene kadar geviş getirmece durumları ben de. Sonuçta yarı baygın bi’şekilde kâbuslu ve de baş dönmeli bir uyku hâli ve sabah ezanıyla namaz ve de çok şükür tövbekâr olma durumları olduk 4 Haziran 2013 gününün ilk ışıklarıyla. Zaten 12 Aralık 2012 gününden itibaren dumansız hayat vardı, artık alkolsuz hayat da var çok şükür Allah beni yaksın. Sigara mevzûnu başka bi’gün yazarız. Bu aralar alkol mevzû revaçta. Hani şu Gönyelili dostlar Kantara Gençlik Kampı’na bir kasa bira götürdüler ya, arkasından da çatışma ve de basına düşen özür mözür dalgaları. Mâlum, henüz amatör bile olamayan futbolumuzda alınan galibiyetler sonrası köy meydanında mangallar yakılır ve de alkollü içkiler eşliğinde pirzolaya çakılır ya, bu artık klasik ve de rutin bir oldu. Olabilir de. Ama işler taa hazırlık kamplarına kadar varıyorsa ve de hazırlık(!) kampı içerisinde devlet nezdinde bir kriz çıkarılıyorsa or’da bi’sorun var demektir. “İsteyen istediğini içsin” var ama “isteyen istediği yerde içebilir” artık yok bu âlemde. Hele hele işin içerisine de performans sporu girerse hiç bi’şekilde basın toplantılarıyla eveleme ve de gevelemeye gerek yok. Haa, futbolcu arkadaşların bu tip kamplarda alkolle haşır neşir olma gibi bir beklentileri zaten yok ama işin içerisine yönetici kaprisleri veya hodri meydanları girdi mi sıkıntı başlar. Ve bu olayda ki gibi kampı terketme durumları vûkû bulu mu güzelim antrenman programı içerisine edilir işte bildik. Mesele o biraları kimin içtiği değil, ilgili kampın kurallarını çiğneme değil mi? Kişisel bir keyif aracı olabilir üç tane içilen bira afiyet olsun ama yok da hazırlık(!) kampı sınırlarına sokulacaktı! Ve de en önemlisi üç kuruşluk bir kasa bira yüzünden kaç gündür kriz yaşanıyor. Hâlbuki içki keder değil, çakır keyif bi’keyif vermeliydi a dostlar. Şaka, şaka! “İçki keyiften de içilir, kederden de içilir” de diyebilirsiniz ama sonuç bu olmamalıydı. Asıl marazım koskoca asırlık bir kulüp, ‘spor medyası ile devlet’ arasında pin pon topu gibi gel gitleri yaşamamalıydı a dostlar. İnşallah hepimize ders olur. Şerefe…