Ağır yaralı bir aşk: Türkiye

20 Şubat 2018 Salı | 12:00
basaran duzgun banner

Bir çöl peygamberinin nefesini taşıyan ve yazdıklarına o nefesi üfleyen Halil Cibran, tam yirmi yıl boyunca, bir tek kez bile görmediği, bir tek kez bile sesini duymadığı ,bir tek kez bile kokusunu koklamadığı bir kadına aşık olarak yaşamıştı.

Bir Arap entelektüeli olan, gazete yöneticiliği yapan, Mısır’ın sanatçılarını kendi salonunda toplayan May Ziyade ile sadece “mektuplardan” oluşan bir aşk yaşamışlardı…

Harfler, sözcükler, cümleler birbirini hiç görmeyen iki insanı tutkulu bir biçimde birbirine bağlamıştı….

Ama aralarındaki “aşk”, Cibran öldüğünde May’e “Hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim, hiçbir kitapta bir varlığın bu kadar acı çektiğini, bu kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım” dedirtecek kadar derindi…..

Birbirlerine bu kadar tutkunken, bu kadar özlerken neden hiç buluşmadıklarını hep merak ettim. Korktuklarını düşündüm…

Sadece zekalarının ışıltısıyla birbirlerini etkileyebileceklerini anladıktan sonra bedenlerin, zekalarının o büyük çekiciliğe ayak uyduramamasından, arzularının, düşüncelerinin derinliğine ulaşamamasından korktular sanırım…

Karşılaşsalar, aşkları “sıradanlaşır” mıydı?

Aşk sıradanlaşmaz, biter yalnızca…

Bitecek bir aşka “sıradan” gözüyle bakıyorlardı belki de..

Bitmesin istiyorlardı…

Hiç bitmesin.

 

***

 

Yukarıdaki satırlar Ahmet Altan’a ait.

“Bir hayat bir hayata değer” isimli romanından.

Fatma Azgın paylaştı.

Kalbime bir ok gibi gelip saplandı.

Her daim kendisinden çok şeyler öğrendiğim Mehmet Altan hocam ve sadece bir kez o da çok süreli tanışmamızda kendisine “siyasal İslamcılar başörtüsü mücadelesinde aslında sizin heykelinizi dikmeleri gerekir” dediğim gazeteci Nazlı Ilıcak…

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Mevcut Türkiye benim için “ağır yaralı bir aşka” dönüştü.