Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

After party

Birçok futbolcu yavrumuz ‘Türkiye’nin yolları taştan havasında’ ve de ha’bire menajerlerin kucağında mekik diplomasisi şeklinde kendilerine takım araştırmaca kaygısında bildik. Tansel, Çıdamlı, Şanlıer ve Mustafa Yaşınses ertesi Çağrıcık (Kıral) da bu denenme turlarına katıldı mâlumunuz üzere. E işin içerisinde vahşi, arsız ve de yam yam futbolcu temsilcileri olunca yok pahasına takımda yer alma iştahları kabardı bizim çocuklarımızın da. Olsun, bugünün yatırımı yarının geleceğidir. Biraz sahne önü, biraz daha sahne arkasında büyük hayalleri vardı bu’çocukların. Ülkemize göre büyük paralar kazanan profesyonel futbolcu olma arzusuyla yanıp tutuştu dört neslimiz bildik. E rahmetli Mete Adanır’dan sonra gerçekleşmedi bi’türlü bu hayallerimiz ve de isteklerimiz. Neden mi? E ağır antrenman yiyecek kaç futbolcumuz var bildik? Örneğin Berlin umudumuz Musa Şanlıer daha resmi maçlar başlamadan dün adaya geri döndü. Onun gibi biz de ufak çapta bi’hayal kırıklığı yaşadık. İşte, bu tip örnekler artarak devam edecektir. Neden mi? E altyapıda endüstriyel futbolun bi’ferdi değilseniz işiniz zor! E gündüz plaj işleri, gece eğlence ötesi party, ötesinde de after party (eğlence sonrası bi’ikinci eğlence(!) faslı) varsa zor bu işler bildik. Eski futbolcu ve teknik adamlığı yanında ünlü bir spor düşünürü olan Howard Wilkinson’a göre yetenekli oyuncular, kendileri için artık eskisinden çok daha tehlikeli bir konumdalar; “Günümüz performans dünyası çok daha zor bir hâl aldı. Çünkü madde cinsinden ödüller artık çok daha yüksek. Yetenekli bir sporcunun kendine zarar vermesi için artık daha fazla seçeneği var. Bunun sınırı yok” demişti bi’açıklamasında. E Sheffield’ın milli kahramanı Wilkinson haklı. Bu durumda oyuncu; “Cebimde param ve egom varsa ben ne yapacağım? Ne diyeceğim? Nerde yer bildirimi yapacağım? O yer bildirimi yanına ne yazacağım? Söylediklerim kaç kişiyi etkileyecek? Sosyal medyada kaç kişi beni takip edecek? Bir mekanda kaç kişi beni fark edecek? Bulunduğum bir party’den o anda bi’fotoğraf yayımlarsam kaç kişi ‘like’ yapacak, Maçta galip gelirsek primler karşılığı atları satıp yat mı alayım, yoksa yatları satıp kat mı alayım?” cinsinden bi’sürü mırıldanmalar sürer durumda olacak. İşte günümüz bebebeleri bu durumda. E geçmişte durum ne âlemdeydi? Yine Wilkinson’ın da belirttiği gibi; “50 yıl önce bir oyuncu maç sonu bir cumartesi gecesi arkadaşlarıyla dışarı çıkarken takım otobüsüne binerdi. Birkaç duble atıp kavga da çıkarabilirdi ama bu olay çok da fazla duyulmazdı. Hatta ve hatta duyulacak olsa bile gazeteciler ilgili futbolcuyu koruma adına olayı örtbas ederdi”. Günümüzde durum ne? Olamamışı olduranlar, olanı oldurmayanlarla dolu bir medya dünyasındayız. Bu durum giderek daha da vahşileşmekte . E hâl böyle olunca da buz dağının artık her yeri görünüyor. Sosyal medya sayesinde artık herkes haberci olmuş bu sanal âlemde. E haber olmak güzel bi’şey mi? Şan ve şöhret aşkıyla yanıp tutuşan bi’genç için tabii ki de önemli bi’durum. Ülkemiz için de artık bu durum geçerli. Futbolcu dostlar için performans öncesi Ayia Napa’daki foam party (köpük partisi), hatta ve hatta o köpükler kurumadan after party (eğlence sonrası) moduna girmek son derece önemli. E çocuklar da haklı. Yurdum futbolu için ‘ne kadar ekmek, o kadar köfte’ durumları hâlihazırda devam etmekte. Hâl böyle olunca da daha sezon bitmeden adaya geri dönme durumlaru vûkû buluyor. Neyse, iyi eğlenceler a gençler…