Kuzey Kıbrıs’ın üç güzide sağlık örgütü KTTB, KTTO ve Tıp-İş kısa bir eleştiri ve öneri listesi paylaştı dün sosyal medyada. Bu eleştiriler ve öneriler içerisinde yer alan -niye pazar dışarı çıkma yasağı var da diğer günler yok, bizden yeteri kadar yararlanılmıyor, bilimsel yönetilen bir Pandemi mücadelesi yok gibi eleştiriler haricinde- benim önemli bulduğum en vurucu eleştiri, sağlık altyapısının ihtiyaçlarının bir türlü tamamlanıp tamamlanmadığının bilinmediğinin itiraf edilmesiydi. Üç örgütün de “insan envanterini” bilmedikleri için olası bir ikinci dalga salgında, hala daha alt yapımızın yeterli olmadığını iddia ettiler. Hazır değilmişiz! Bu üç güzide örgütümüz, hazırlanmamız için ve gerekli alet edevatı almak için kaç kişinin 60 yaş üstünde ve risk gurubunda olduğunun iyice hesaplanması gerektiğini söyleyerek bugüne kadar böyle bir hesaplama yapılmadığını ima ettiler. Bu bende gerçekten şok etkisi yarattı. Dünkü yazı şöyle diyordu:
“Sağlık alanında kapasitenin artırılması ve gerekli hazırlıkların tamamlanması için beklenen hasta sayısının doğru şekilde hesaplanması, hastalık için yüksek riskli olan 60 yaş üzerindeki ve kronik tıbbi sorunları bulunan kişi sayısının hesaplanarak göz önünde bulundurulması önemlidir. Hazırlıklar ve organizasyon açılmayla birlikte olası beklenen hasta sayısına uygun şekilde tamamlandıktan, yeterli solunum destek ünitesi, yeterli yatak kapasitesi, gerekebilecek cihaz, kişisel koruyucu ekipman ve ilaçlar yeterli miktarda stoklandıktan sonra harekete geçilmelidir.”
Yani sevgili okurlar benim bu yazıdan anladığım, bizde 60 yaşın üzerinde kaç kişinin yaşadığı hala bilinmiyor, risk gurubunda yer alan kaç şeker hastası, kaç kalp hastası, kaç kanser hastası, kaç bilmem ne hastası olduğu da bilinmiyor.
Herhalde Devletimiz de bilmiyor ki bundan dolayı sağlık örgütlerinin haberi yok! Bu peki sayın Ali Pilli’nin suçu mu? Kesinlikle değil en azından ondan önceki tutulmayan dosyalar, hesaplanmayan hastalar, verisiz, istatistiksiz bir sağlık sisteminin olması onun suçu değil. Peki kimin? Ona siz karar verin!
Peki merak ediyorum, bu konuda salgından önce niye bu kayıtların tutulmadığı pek gündeme getirilmedi? Veya pek önemsenmedi? Sanırım bir ara eski Sağlık Bakanı Filiz Besim yeni bir veri sistemi üzerinde çalıştıklarını söylemişti. Neyse şimdi öğrendik ki veriye ihtiyaç varmış salgınla mücadele için! Hayır sadece salgın değil, genelde sağlıkla uğraşmak için veriye ihtiyaç varmış! Ama bizde görünen o ki, bugüne kadar pek bir istatistik için kullanılacak veri tutulmamış. Veya tutulduğundan kimsenin haberi yok…
Kompüterleri hade bir tarafa bırakalım. Yazılı olarak herhangi bir yerde bulabilir miyiz bu verileri ve istatistikleri? Yani her halde birileri biliyordu değil mi ne kadar kemoterapi ilacına ihtiyaç olduğunu? Yoksa, “ıhhı!” Onu da mı bilen yok? Doğru ya ilaç deposunu da kimse saymamıştı ya senelerdir.
Yıllardır bu memlekette her şeyden önce yapılması gereken en önemli şeyin memleketin röntgeninin çekilmesi olduğunu yazdık, söyledik. Bunun en önemli kısmının insan envanteri (demografik bilgilerin) olduğunu iddia ettik. Hatta 6 ay evvel böyle bir çalışma yapılmazsa seçimleri boykot edeceğimi bile açıklamıştım. Bir siyasetçi neyi yöneteceğini bilmeden nasıl aday olabilir, ona da şaşarım… Ama maalesef siyasetin işine gelmediği için yıllardır nüfus ve insan envanteri “bilinen en büyük sırrımız” olup çıktı. Mevcut olan bir kısım veri de bizzat siyasiler tarafından itibarsızlaştırıldı. Boş ortamda rakam savurmak birçok kişinin adeta milli sporu oldu! Şimdi ise bu “büyük sır” yaşadığımız bu sağlık felaketine karşı yapmaya çalıştığımız mücadeledeki en büyük zaafımız olarak karşımızda duruyor.
Öyleyse sevgili vatandaşlar bugünden tezi yok, gerekli bütün verilerin toplanması için yoğun bir çalışmaya girmemiz gerekir. Hazır sokağa da çıkacakken, ilgili arşivlere de gidebileceğiz. Eminim elimizde kabiliyetli ve çalışkan birçok idareci ve memur arkadaş vardır bu verileri toparlayacak ve hükümete ve ilgili örgütlere verecek ki eleştirimizi yaparken, örneğin yeterli solunum cihazı olup olmadığını sorarken doğru dürüst verilere dayandıralım sorularımızı. Öte yandan sağlık örgütleri de ihtiyaç belirlerken ve hükümet üzerinde baskı kurarken bunu kendilerinin de dediği gibi kanıta dayandırabilsinler. Ne demişlerdi dünkü yazıda:
“Bilimsel verilerle kanıta dayalı bir pandemi yönetimi sergilemesi beklenen koalisyon hükümeti, meslek örgütlerinin ve sendikamızın tüm uyarılarına kulak tıkayıp iş birliğine yanaşmamıştır.”
Çok doğru! Ama üzülerek söylüyorum olmayan veriyle örgütlerin yapacakları uyarılar da herhalde bilimsel kanıtlara dayanmaktan yoksun olacaktı!
































