Çarşamba günü ABD Merkez Bankası FED’in uzun bir zamandan beri dünya ekonomi gündemini teşkil eden faiz artırım kararı, en nihayet 9 yıl sonra çıkarıldı. 2006 yılından sonra ve özellikle 2008 küresel krizden sonra, krizin atlatılmasına yönelik uygulanmaya başlanılan parasal genişleme politikası ve ABD’nin dolar üzerindeki faizin düşürülerek arttırılmaması küresel piyasaları rahatlatmıştı. Bu politika gerek ABD ekonomisinin toparlanması gerekse de gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinde oluşan krizin hafifletilmesine yönelik politikalar olarak benimsenmişti. Çünkü diğer ülkelere de, küresel etkisi çok yüksek olan ABD ekonomisindeki kriz ve dünya parası doların etkisi ile hemen sıçrayan ekonomik krizden çıkış yolları olarak görülen bu politikalar uygulanırken, bu ülkelerin gelişmelerini sınırlayan yapısal sorunlarının giderilmesi için de bir fırsat olarak lanse edilmekte idi. Ancak, parasal genişleme politikası sonucu, yabancı sermayenin gelişmekte olan ve ümit vadeden ülkelere yönlenmesinden dolayı, bu ülke ekonomilerinde dış sermaye etkisi ile büyümeler gerçekleştiği cihetle, yapısal sorunları çözecek olan ve daha zor olan yapısal reformları ertelemişlerdir.
Bu hususta ABD Merkez Bankası, ABD ekonomisinin toparlanmaya başladığı özellikle son birkaç yıldan beri reformlara ihtiyacı olan ülkelere hatırlatmalar yaparak reformları sürekli gündemde tutmaya çalışarak, sermaye bolluğunun devam etmeyeceği, parasal genişlemenin kaldırılacağı tahvil alımlarının durdurulacağını ve dolar’da faiz artışlarına da gidileceği hususlarında özellikle geçen iki yıldan beri sürekli ikazlar yapmakta idi. Hatta bu hususlar Uluslararası para politikaları ile ilgili toplantılarda ve G-20 toplantılarında da vurgulanmakta idi. Sonuçta bu telaffuzlar Çarşamba günkü kararlarla gerçekleşti. Ancak bu artışın kademeli olarak yapılacağı hususunda da açıklamalar oldu. Şimdi yapılan faiz artışı yumuşak seyir takibetti, çok az % 0.25 olarak belirlendi. Dolar faizi % 0-0.25 aralığından %0.25-0.50’e çıkarıldı. Ve ABD ekonomik verilerine göre de bundan sonraki kararların kademeli olarak devam ettirileceği belirtildi. Örneğin istihdam oranı, GSYIH’da büyüme oranı ve enflasyon oranlarının belirleyici olacağı hususunda öngörüler açıklandı. Açıklanan veri ve rakamlar ABD ekonomisinin krizi aşmakta olduğunu ve beklentilerin de olumlu olacağı işaretleri verilmiştir.
Tüm ülkelerde beklenti halinde olan faiz artırımından sonra piyasaların bunu nasıl karşılayacağı büyük merak konusu idi ve çoğunlukla piyasa analistlerinin olumsuz beklentilerine karşılık, dolar değerinde bir artış veya piyasalarda önemli bir dalgalanma getirmedi. Türkiye’de de çok cüzi günlük kur değişimi çerçevesinde kurlar normal seyir takip etti ve şimdilik piyasalarda normal bir reaksiyon aldı. Hatta Türkiye’de hem dolar hem de Euro ve altın fiyatlarında az da olsa bir iniş oldu. Bu kararların uzun bir zamandan beri beklenmesi, herhalde piyasaları önceden alıştırmış ve ötesinde bir gelişme yaratmamıştır. Takiben TCMB aynı gün aldığı kararla dolar cinsi zorunlu karşılık faizlerini % 0.24’den % 0.49’a çıkardı. Amaç Türkiye’den dolar çıkışını önlemek. Ancak beklenen diğer bir husus TL faizlerinin de çekirdek enflasyon %9 nazara alınarak bir miktar yükseltilmesi gerekiyor.
Aslında özellikle parasal genişleme ile yabancı sermayeden yatırımlar için yararlanan ve önemli ekonomik gelişmeler sağlayan Türkiye’nin de temel yapısal reformlarının ertelendiğini görüyoruz. Özellikle ihraç mallarının ithal mallarına olan bağımlılığının ve dış etkilerin daha fazla hissedilmesine ve katma değer oranlarının sanayide, bazı üretim sektörlerinde düşük kalmasına neden olarak, büyüme ve istihdama da maliyetler ve diğer döviz harcamalarının yurt dışına yönelik yüksekliği dolayısıyla, olumsuz etki yapmakta olduğunu görüyoruz. Bu husus yabancı sermaye gereksinimini de arttırmakta ve Ülkenin döviz ihtiyacı, cari açıklar dolayısıyla yabancı yatırım ve borçlanma ihtiyacını devamlı kılarak bir bağımlılık ve fasit daire yaratmaktadır. Daha önceki Hükümet programlarında öngörülmesine rağmen ortaya çıkan çeşitli risk faktörleriyle özellikle ikame mal ve üretim paterninde mesafe alınamadı. Yeni Hükümetle reformların süratle yeniden ele alındığı görülmektedir. Başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı Hükümet programı ile Eylem Planının Hükümet gündeminde olduğunu belirlemektedir. Eylem planında bozulan gelir dengesine bir yarar sağlaması yönünden ilk üç aylık dönem içinde dar ve orta kesime yönelik aylıkların arttırılması, oran olarak çoğalan işsiz gençlere yönelik proje karşılığı karşılıksız krediler ve düşük faizle sübvansiyon, GSS ve eğitime yönelik destekler yanında, GSYIH’da büyüme oranının yükseltilmesi için devrevi ve sürekli program uygulamasına geçileceği ifade edilmektedir. Tabii ki ülkenin doğusunda ve sınırlarında son yıllarda gelişen çeşit türlü terörizm hareketlerinin sermaye gelişmeleri ve yatırımlar için riskleri arttırmasının olumsuz etkileri vardır.
Dolar faizi arttırımının kademeli de olsa devam edeceği muhtemel kararlarıyla, ABD’nin küresel sermayeden çekeceği 100 milyarlarca dolar neticesinde dünyada dolaşan sermayenin azalacağına karşın, AB Merkez Bankasının (ECB), bu yıl içinde açıkladığı parasal genişleme politikasının düşük faizlerle devam edeceği, aylık 60 milyar euro’luk varlık alımı yapacağı ve bunun Eylül 2016 yılına kadar devam edeceği politika ve kararları, Türkiye için AB’ye gerek coğrafik yakınlığı gerekse siyasi ve ticari ve ekonomik açıdan en yakın ilişkiler içinde olması dolayısıyla, bu dönemi de bir şans olarak nitelemeliyiz. Borçlanmaların çoğu AB bankalarıdır. Dolayısıyla reformların da yapılmasını diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha rahat bir ortamda gerçekleştirme imkânına sahip olunduğunu görebiliriz. Fırsatların değerlendirilmesi her ülke için büyük önem taşır.
Dünya ülkeleri, ekonomik, parasal ve siyasi açılardan birbirleri ile bu kadar sıkı bir etki içinde ve çeşitli uluslararası kuruluşlarda birlikler altında ortak kararlar ve ortak politikalar saptayarak bunları uygulamaya çalışmakta, ekonomik ve parasal ilişkiler iç içe girmiş ve nerede ise bu konuda küresel etkileşim dolayısıyla ekonomik ve mali politika birliğine ulaşmak zorunda kalmaktadır. Ve bu konularda çaba sarf edilmektedir.
Ülkeler birbirlerinden yararlanmak ülkelerine ve halkına daha iyi yaşam şartlarını getirmek ve ekonomilerini büyütme gayesiyle uğraşırken, halâ böyle bir devirde KKTC’de siyasi kademeden çeşitli vesilelerle duyulmakta olan özellikle de Türkiye’den gelen ve gelecek destek, kredi ve yardımlara,(Ki zaten başka destek veren de yoktur), mali olsun teknik ve sermaye takviyesi olsun bu kadar ihtiyaç varken, çeşitli şekillerde ve çeşitli söylemlerle tartışma konusu yapılmasını, ve yardım alındığı için aklanmak ihtiyacı duyulan beyanatların tekrarlanmasını, anlamak hakikaten mümkün değildir.
Küreselleşen dünyada Ülkelerin birbirlerine çeşitli vesilelerle ‘bağımlı’ olması, yalnız Maliyeden geçmez, Siyasi, Stratejik ve Uluslararası Konjonktür ve kurulan karşılıklı İlişkilerden de aynı derecede, hatta daha fazla ağırlıklı olarak geçer. Bunu başarabilen ülkeler de ekonomilerini geliştirir ve refah seviyelerini yükseltebilirler. Önemli olan gelişen zamana ve şartlara göre sürekli yapısal reformların gerçekleşmesi veya adapte edilmesi, yetkililerce her yıl büyüdüğü açıklanan ekonomiden devletin payını alabilmesi ve gittikçe artan kayıt dışılığın önlenmesidir.
































