“Ortak metni selamlar, bundan sonraki süreçte, Kurucu Türk Devleti’nin AB ile uyum sürecini desteklemeye hazır olduğumuzu…”
Diye başlayan bir Avrupa Birliği bildirisi okumaya hazır mısınız?
Neden olmasın?
Dışişleri Bakanı Özdil Nami’nin, Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle ile yaptığı görüşmenin ardından, kısa bir açıklama yapıldı.
Ne dendi o açıklamada:
“Dışişleri Bakanı Özdil Nami Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikalarından sorumlu Üyesi Stefan Füle ile Avrupa Komisyonu Berlaymont Binası’nda yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Füle toplantıya çok geniş bir heyet ile katılırken, toplantıda Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve ortak açıklamayla ilgili son durum konuşuldu.
Kıbrıs’tan ortak açıklamaya ilişkin gelen olumlu haberler çok iyi bir yansıma bulurken, Füle AB’nin katkılarının artan bir şekilde devam edeceğine vurgu yaparak, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manule Barosso’nun da müzakerelerin başlaması için her iki lidere büyük bir desteği olduğunu işaret etti.
Görüşmede ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının AB’ne uyum çalışmaları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu ve müzakerelerin ilerlemesi durumunda AB’nin katkılarını artıracağı belirtildi.”
AB’nin katkıları?
Füle’nin görüşmede kullandığı iki cümle çok önemli.
Birincisi, AB çözüme katkı koymaya hazır.
Çözüm olmadan, referandumun hemen öncesinde Kıbrıslı Türkleri dışarıda bırakarak, Rumları AB üyesi yapan birlik üyeleri, Kıbrıs Türkü’ne bir özür borçludur.
AB üyeliğinin çözüm üzerindeki motivesini yok sayanlar, Kıbrıslı Türklerin çözüm istencini de darbelediler… Bu nedenle, AB’nin çözüm müzakere süreci sırasında katkısı büyük önem taşımaktadır.
Bu noktada Gunter Werheugen’i hatırladım. Müzakereler devam ederken ve referanduma gidilirken, Kıbrıslı Türklere yönelik pozitif açıklamalarını…
İkinci bir nokta daha var…
O da yukarıdaki son cümle…
“Görüşmede ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının AB’ne uyum çalışmaları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu ve müzakerelerin ilerlemesi durumunda AB’nin katkılarını artıracağı belirtildi.”
Ve ilk cümleyi tekrar okuyun lütfen…
Anlatılmak istenen tam da budur…
Algım da bu yöndedir…
AB, bu kez daha hassas olmak zorunda AB…
Bir de, “Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan güven erozyonunu yeniden tesis etmek de…”
Yeni süreçte AB’nin görevleri arasında…
Bu nedenle yapılacak “ilk açıklamayı” çok ama çok önemsiyorum…
***
Özersay başarılı olmak zorunda
Şimdi herkesten beklenen, “Kudret Özersay’ın yeniden müzakereci olmasını normal bir şey gibi kabullenmesi…”
Her şeyden önce belirtmeliyim ki, Özersay’a karşı en ufak bir güven sorunum yok.
“Osman Ertuğ mu Özersay mı?” gibi bir tercih yapmak durumunda değilim.
Ama, gelinen aşamayı yorumlamak da gerekmektedir…
“Cumhurbaşkanı ve yarattığı statükoya isyan ederek halkı toparlanmaya” davet eden Sayın Özersay değil miydi?
Ne değişti de Özersay yeniden o statükonun etrafında görev almayı kabul etti…
Özersay’ın müzakereci olmayı kabul etmesi sadece şu cümlelerle açıklanabilir mi:
“Bu ülkeyi çok seviyor ve kritik bir aşamada görev alıyor… Bu işi de en iyi Özersay biliyor…”
Ülke sevgisi ile halk “toplum sözleşmesi” etrafında toplanmaya çağrılmamış mıydı?
Osman Ertuğ, 2012’den bu yana “müzakereci” değil miydi?
Hiç mi müzakere etmedi..?
Ne oldu da, “Sen yapamazsın, kenara çekil” dediler…
Demediler mi?
Şimdi bizden beklenen, Osman Ertuğ ile ilgili:
“Yetersiz bulundu…”
Yorumunu yapmamamız mı?
Hayatı müzakerelerde geçti.
Denktaş döneminin en önemli dış politika uzmanlarından biri değil mi Ertuğ?
Yıllarca yabancı ülkelerde, başta da ABD’de önemli görevlerde bulunan ve güven kazanan Sayın Ertuğ…
Konu “tatminkar izaha” muhtaçtır.
Özersay’ın Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevi için “tek kuruş” almadığını hepimiz biliyoruz.
Yani o makamı, müzakereci makamını yani… “tek kuruşun hatırına” yapmadığını biliyoruz.
Özersay, müzakereci görevini en iyi yapacak isimlerden biridir.
Uzun bir izah yaptı dün…
Özeti nedir?
"İstifa ettiğimde durum kötüydü şimdi önemli bir aşamadayız…"
Burada önemli olan müzakere sürecinin başarıya ulaşmasıdır.
Çözüme inanan bir insan olarak, sonuna kadar Özersay'a yardımcı olacağım…
Elbette elimden geldiğince…
Şu andan itibaren sırtında "yumurta küfesi" vardır ve kırılmamasını sağlamak hepimizin görevi…
"neden, niçin" üzerinde durduğum son yazıdır bu…
Özersay'ın başarısı, gelecek adına önemlidir.
Ertuğ adına üzgünüm. Yerinde olsam "sözcü" olarak da kalmam…
Yıllarca dışpolitika içinde yoğrulsun birisi adına yaşananlar üzücü.
Bu aşamada hangi 'sözü' söyleyecek, ne anlamı kalacak, tartışılır.
Dediğim gibi bir daha bu konuda yazmayacağım.
Özersay'ın başarılı olması için elimden geleni yapacağım..
Çözüm için…
Barış için…
Ülkem için…
Yurdum için…
Bu ada işin…
***
Serdarlı’da gözler CTP’lilerde
Serdarlı’da iki dönemdir seçimi Mehmet Kerimoğlu kazanıyor.
Kerimoğlu, bu süreçte, DP- UBP gezdi…
Şu anda UBP’li belediye başkanı…
İki kez üst üste Kerimoğlu seçimi CTP’li Ahmet Billuroğlu’na karşı kazandı.
Her ikisinde de beklenen Billuroğlu’nun seçimi kazanmasıydı…
En azından CTP’nin bu beklentisi vardı…
En son seçimde Mehmet Kerimoğlu bin 749 oyun 738’ini aldı… Başkan seçildi.
Peki Billuroğlu kaç oy aldı…
721…
Sadece 17 oy…
Ve sadece 9 oy Kerimoğlu’na değil, Billuroğlu’na gitseydi… Sonuç farklı olacaktı…
Olmadı…
Peki şimdi ne olacak?
Kerimoğlu yeniden aday olmak istiyor.
UBP aday yapacak mı?
Özellikle genel sekreter Sunat Atun, “daha genç bir ekiple” yerel seçimlerde seçmenin karşısına çıkmak istiyor.
CTP ise, yeniden Billuroğlu’nu aday yapmak istiyor.
Biiluroğlu aday olmak istiyor mu?
Bildiğim, kırgın olduğu…
Biliyorsunuz CTP iktidar…
İçişleri Bakanlığı da CTP’de…
Önce Billuroğlu’na, “Hazır ol, seni atayacağız. Öyle bir makama atayacağız ki, bu yerel seçimlerde de sana yardımcı olacak. Bir yıla yakın görev yapacağın bu makam, icraat yapma gücünü de bölge halkına gösterecek” dediler…
Mağusa Kaymakamlığı…
İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı…
İçişleri Bakanlık Müdürü…
İçişleri Özel kalem Müdürü…
İçişleri Yerel Yönetimler Müdürlüğü…
Hepsi atandı, Billuroğlu’na sıra gelmedi.
Sonra, “İçişleri Bakanlığı Proje Müdürü ol” dediler, reddetti…
Bu çerçevede devam ediyor Billuroğlu- CTP ilişkisi…
Yani…
Makama talip olmadı, “makam alacaksın” dediler…
Ha…
Billuroğlu’nun Serdarlı’daki gücü, bu makama ihtiyaç duyulmasına neden mi?
Değil…
Herkes de biliyor ki, “sadece CTP’liler organize olsaydı” Billuroğlu Serdarlı’da seçimi kazanırdı.
Haziran 2014’te ne olacağına da Serdarlı ve bölgesindeki CTP’liler karar verecek…
































