Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şeytanın gör dediği…

Dün düşen haberlere bakarken dikkatimi çekti.

Birbirine zıt iki açıklama…
Meclis Başkanı Sibel Siber, Cumhurbaşkanı Akıncı’yı ziyaret etmiş. Haberin başlığı “Bu yıl çözüm yılı olsun”…
Siber, “Oluşan iyimser hava”ya işaret etmiş…
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ise önceki akşam Anastasiadis’le yemekli buluşmalarının iyi bir başlangıç olduğunu, Anastasiadis’in de bunu paylaştığına inandığını söylemiş. Yeni başlayacak olan süreçle ilgili de umudunu dile getirmiş.
Geçen hafta KKTC Cumhurbaşkanı’nı ağırlayan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da “2015’in Kıbrıs’ta çözüm yılı olabileceğini” belirtmişti…
Bizim tarafta hava bu…
Ancak yine dün çıkan başka bir haberin başlığı “2015 Kıbrıs için çözüm yılı olmayacak” şeklindeydi…
Buyur buradan yak…
Bunu söyleyen, Yunanistan konusunda uzman bir isim, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’ndan Mustafa Kutlay…
Kutlay, bu değerlendirmeyi Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ın Ankara ziyareti ile ilgili olarak, Deutsche Welle’ye yapıyor ve bu görüşünün nedenlerini şöyle izah ediyor; “Çünkü sorunun çözümü tek taraflı değil. Rum tarafının da, AB’nin de soruna aktif olarak müdahil olması gerekir. Ancak böyle bir politika ne yazık ki ortada yok”…
Gerçekten de Kotzias göreve gelir gelmez, tuhaf bir şekilde, sanki kendisi tek başına bu kararı alabilirmiş gibi, Yunanistan’ın garantörlükten çıkmak istediğini açıklamış, hatta bunu BM’ye de bildirmişti. Yerine AB’nin garantörlüğünden de bahsetmişti.
Arkasından, “Kıbrıs’ta tek bir Türk askerinin varlığı, çözümü engeller” diye buyurmuştu. Yine adadaki Yunan askerlerini görmezden gelmişti.
Nitekim dün Ankara ziyaretinde de, Kıbrıs’ın bağımsız bir ülke olması, garantör ülkeye ihtiyacı olamayan bir Kıbrıs’ın ortaya çıkmasını istediklerini söyledi…
İyi niyetle masaya oturmamız şart. Ancak ihtiyatı da elden bırakmamak gerek. Görüntüde bir anlaşmaya ulaşmak adına başlayan bir süreç var. Ancak gerçek anlamda niyet yoksa, sadece uzlaşmaz taraf olmama adına masaya oturuluyorsa ya da kısa vadede kapsamlı çözüm yerine, başka şeyler elde etme düşüncesi varsa, bunu önceden sezip, gereğini yapmakta fayda var.
Uluslararası basında, Rum tarafının geçenlerde açıkladığı güven arttırıcı önlemler temelinde, Maraş’ı da içine alacak bir ara anlaşma niyetinde olduğu haberleri çıkıyor.
Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye ilgili dün resmen açıklanan son raporunda Türkiye’ye Maraş’ı eski sakinlerine açma çağrısı yapılması da, zamanlama açısından ilginç…
O bakımdan, Sayın Akıncı’nın işi gerçekten zor.
Yakın geçmişte benzer bir olay yaşandı. Anastasiadis masayı terk etti. Ancak bizim taraf bunu yeteri kadar kullanamadı. Deşifre edemedi. Karşı tarafın suçlanmasını sağlayamadı.
Siz bakmayın Eroğlu’nun “Ne yapabilirdim ki” dediğine. Yapılacak şeyler belliydi. Ama pasif kalındı.
Bunu Eroğlu’nun gerçekten bir anlaşma istemediğine bağlayanlar var.
Öyle de olabilir, gerekli diplomasinin yapılmamış olmasından da olabilir…
Sonuçta, adam elini kolunu sallayarak gitti, şimdi de aynı şekilde geri geliyor ve dünyadan da takdir görüyor.
“Şeytanın gör dediği” bu olsa gerek…
Yani demek istediğim, tek taraflı iyi niyet, yetmiyor.
Ortada bir oyun varsa, bunu tahlil etmek ve tüm kanalları kullanarak, çok taraflı bir diplomasi yapmaya, her konuda alternatif görüşlerle, hazırlıklı olmaya ihtiyaç var…

YERİN KULAĞI VAR
BÜYÜK BAŞIN BÜYÜK DERDİ OLUR:
Cumhurbaşkanı henüz koltuğunu ısıtmadan önünde duran onlarca sorun varken, şimdi de yeniden görüşme masasına oturmaya hazırlanıyor. İçte, Kamu Hizmeti Komisyonu, Polis Genel Müdürlüğü ve en önemlisi Eroğlu döneminde saraya doldurulan onlarca danışman sorunu dururken, bir de masanın kurulması, Sayın Akıncı’yı oldukça yoracağa benzer. Ama boşuna dememişler, “Büyük başın, büyük derdi olur” diye…

CTP’NİN ZAYIF KARNI:
Hem Kıb-Tek, hem de Kooperatif Merkez Bankası, CTP hükümet olduktan sonra en çok konuşulan ve hakkında iddialarda bulunulan iki kurum oldu. Kıb-Tek, başına buyruk yaptığı istihdamlar ve diğer harcamalar, Koop. Merkez Bankası ise soygun ve istihdamlarla ilgili iddialarla gündeme gelmişti. İki kurumun başındaki isimleri almak, CTP’ye de derin bir nefes aldıracak sanırım…

BU NE HIZ:
Akıncı ile Anastasiadis buluşmasının ardından, liderlerin cuma günü buluşacaklarını açıklamaları her iki tarafta da olumlu tepki yarattı. Özellikle de Akıncı’nın, Cumhurbaşkanı seçilmesinin üzerinden henüz 2-3 hafta geçmesine rağmen, aylardır toplanamayan görüşme masasının kurulması olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Umarız gösterdiğimiz samimiyetin karşılığını görürüz…

KIB-TEK’İ KİM İDARE EDİYOR:
Kıb-Tek atamalarını tasarrufunda bulunduran hükümetin, yönetim kurulu başkanı İsmet Akim’i görevden alacağı yönündeki iddialar, El-Sen’i ayağa kaldırdı. Atamada olduğu gibi, görevden almada da tek yetkili olan hükümeti, bu uygulamayı hayata geçirmesi halinde grevle tehdit eden Sendika, kendini ne sanıyor. Yoksa Kıb-Tek’i sendika yönetiyor da, bizim mi haberimiz yok…

ASGARİ ÜCRET NE OLDU:
Ocak ayında belirlenmesi gereken asgari ücretten, aradan 4 ay geçmesine rağmen henüz tık yok. Son aylarda dövizde yaşanan patlama sonucu gelirlerin %30 kayba uğraması, binlerce asgari ücretlinin yaşam standardını etkiledi. Acaba diyorum hükümet, hayat pahalılığı ödeneği gibi, asgari ücret tespitini de bir yıl erteledi mi?..

BEN DE İSTERİM:
Bugünlerde herkes, ekonomiye katkı sağlayacağı gerekçesiyle sınır kapısının açılması için sıraya girdi. Lefkeliler Aplıç kapısının, Mağusalılar ise Derinya kapısının açılmasını istiyorlar. Ben de eski bir Çağlayanlı olarak, Büyük Kaymaklı kapısının açılmasını istersem ayıp mı etmiş olurum sizce…

 

ZİRVEDEKİLER
Nezire Gürkan: Dünkü yağmurların ardından attığı tweet kısa ama çok şey ifade ediyordu… “Metrekareye 155 kg yağış!.. Lale ekecek memleket mi buralar, un ufak oldular… İstikrar yok, huzur yok; ne havada, ne insanda… Yağmurun tadını bile çıkaramayan bir coğrafya…”

DİPTEKİLER
Asgari Ücret Umursamazlığı: Dövizdeki korkunç artış durmaksızın devam ederken, ocak ayında belirlenmesi gereken asgari ücretten haber yok. Türk-Sen Genel Başkanı Arslan Bıçaklı, “Özellikle özel sektörde sendikasız olarak çalışanların alım gücünün neredeyse %50 oranında düştüğü bu dönemde hükümet edenlerin umurunda bile olmuyor ve komisyonu ivedi olarak toplantıya çağırma yerine asgari ücret yasasında değişiklik yaparak DİKTATÖRCE asgari ücreti belirleme yetkisini hükmet kendi uhdesine almak istiyor” demekte. Haksız mı?..