Dün gün boyu “siyasette vefa”yı tartıştık…
Her gittiğim ortamda bu konunun konuşulduğunu gördüm.
Malum Derviş Eroğlu’nun ikinci tur propaganda sloganı oldu vefa.
Bir kere vefa nedir…
Vefa önce ahlaki bir terim.
İnsan ilişkilerinde, yazılı kurallara bağlı olmayan bir etkileşim.
Görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha fazlasıyla karşılık verme demek vefa…
Bizim de geleneğimizde var. Eşimize, dostumuza, gördüğümüz iyiliklere karşı vefa duyarız.
Peki ama siyasette vefayı nereye koyalım?
Ülkenin yönetimine seçilecek kişiyi belirleyecek kriter dostluk, ahbaplık mı olmalıdır.
Yoksa bir nevi borç ödemesi mi…
Vefanın anlamını siyasete uyguladığınızda, “Sana makamımın olanaklarını kullanarak yaptığım kıyakların karşılığını istiyorum” manası çıkmaz mı?
O zaman bunun adı vefa değil, bedel olur, diyet istemek olur…
“Onu bakan yaptım, öbürünü müsteşar yaptım, berikini milletvekili yaptım”…
Yani bu insanların hiç bir kapasiteleri yoktu, siyasette ya da kamuda ellerinden tutmasan, bir yerlere gelmeleri mümkün değildi miydi? Böyle mi anlamalıyız.
Ya da bu ülkede Kamu Hizmeti Komisyonu ya da sandıktaki özgür halk iradesi falan hikayedir, kimin nereye geleceği bir başbakan ya da parti başkanının siyasilerin tekelindedir; öyle mi…
Nasıl bir tepeden bakış…
O zaman bu insanlardan biat bekleniyor. Ne eleştirebilirler, ne görüşlerini değiştirebilirler. Körü körüne itaat edecekler…
Siyasi hayatımızın da en büyük zaafiyeti bu değil mi… Bunca yıl ne çektiysek bundan çekmedik mi;
Gör beni, göreyim seni….
*****
Martin Luther cehennemi satın almıştı
Dün bir okurum, şu günlere yeniden hortlayan korku filmlerini akla getiren bir anektod göndermiş.
16. yüzyılda, kendisi de bir din bilgini olan Martin Luther, Almanya’da papazların para karşılığı cennette toprak satması yani “endülüjans” karşıtı bir hareket başlatıyor. Kilise, engizisyon mahkemesinde Luther’i yargılıyor. Luther’in mahkemedeki savunması şöyle;
Luther, duruşma sırasında yargıçlara seslenerek;
“Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?”
Yargıçlardan biri,
“Cehennemi kim alır ki?” dedi.
Martin Luther,
“Ben alıyorum, neyse parası vereyim”.
Bedava verdiler..!
Martin kapının önüne çıktı, duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye,
“Cehennemi satın aldım, benimdir” dedi.
“Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın” ….
Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk, Almanya’da tüm Avrupa’ya yayılacak olan dinde reform hareketlerini başlattı…
Bugünden tam 500 yıl önce…
YERİN KULAĞI VAR
11 YIL OLDU:
Bugün Annan Planı’nın 21. yılı… Türk tarafının %65 EVET’ine rağmen plan, Rum tarafınca aynı şiddetle reddedilmişti. Palan taraflar tarafından kabul görseydi geçen 21 yılda hayatımızda ne gibi değişiklikler olacaktı hiç düşündünüz mü? Bugün referandumun yıldönümünde Kıbrıs Türkleri, değişim için sandık başına gitmeye hazırlanıyor…
ALIŞILDIK TAKTİKLER:
Bugünlerde iaşe torbaları yine sahneye çıktı. 8-10 çeşit gıda maddesinden oluşan torbalar seçmenlerin oylarını alabilmek için kullanılmaya başlandı. Üstelik bunu yapanın üst düzey bir siyasetçinin birinci dereceden yakını olduğu iddia ediliyor. İnsan ister istemez üzülüyor. İnsanların mideleri üzerinden yapılan siyaset bu ülkede artık sona ermeli…
PAZARLIK 200TL’DEN AÇILIYOR:
Yıllardır hep konuşuyoruz ama, bir türlü önünü alamıyoruz. Bu seçimde seçmen oyları yine pazara çıktı. İddiaya göre kimlik kartı fotokopisi karşılığı, 200 TL’den başlayıp, 5000TL’ye varan paralar teklif ediliyormuş. Seçime üç kala bu tür iddiaların sıkça konuşuluyor olması oldukça düşündürücü… Adaylardan Akıncı ciddi iddialarda bulunuyor. Geçmişte de gördük ancak, isbatlayan çıkmadı. Varsa bir kanıtları Yüksek Seçim Kurulu’na bildirmeliler.
FATURA HÜKÜMETE:
CTP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadığı hezimetin faturası DP ile kurulan ortaklığa kesiliyor. CTP’nin etkili isimleri, DP ile kurulan koalisyon ortaklığının, “yapısı ve niteliği kötü” olduğu konusunda hem fikir. O günlerde DP ile kurulacak ortaklığının sonu iyi olmayacak diyenlere nasıl saldırıldığını hatırlarsınız herhalde. Öyle görülüyor ki, Pazartesi’nden itibaren, CTP’de taşlar önemli ölçüde yerinden oynayacağa benzer…
CTP’DE İDDİALAR BİTMİYOR:
Milletin ağzı torba değil ki dikesin. Özellikle de CTP’de yeni dönemle ilgili ciddi iddialar ortalarda dolaşıyor. İşte bu iddialardan bir tanesi de, yeni dönemde Mehmet Ali Talat’ın Genel Başkan olacağı, Başbakanlık koltuğuna ise Yorgancıoğlu’nun yerine, Ferdi Sabit Soyer’in oturacağı şeklinde. Sizce böyle bir formül CTP’deki kırılmaları önleyebilir mi dersiniz..?
SİBER ÜZERİNDEN HÜKÜMET CEZALANDIRILDI:
Kutlay Erk, Sibel Siber’in yeteri kadar oy almamasını, adayı uygun görmeyen seçmenlere ve hükümetin performansından mutlu olmayanlara bağlıyor. Doğru olabilir. Ancak öncelik ikinci seçenekte… Sibel Siber’le ilgili çok olumlu izlenimleri olan ve başka bir partiden aday çıksa, kesinlikle destekleyecek olan birçok insan, sandığa gitmedi. Onlar CTP’liler değil. Ve onlar sandığa gitmeyen yüzde 38’in önemli bir kısmı…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: Derviş Eroğlu’nun, seçim sonuçlarından sonra yaptığı vefa değerlendirmelerindeki, “hiçbir dostuma vefasızlık yapmadım. Çok vefasızlık gördüm” sözlerine Soyer attığı tweetle cevap verdi. “Evet vefasızlığın teknik direktörü olarak VEFA yı çoktan kümelerden düşürdü… Çağatay’dan, Osman Örek’ten, Nejat Konuk’tan, İrsen Küçük’e kadar…”
DİPTEKİLER
Toplumsal Utancımız: Ülkede açlık sınırının altında yaşamını sürdüren yüzlerce aile var sanırım. İşte her seçim döneminde bu insanların oylarını alabilmek için ya para, ya da gıda gücünü kullanmak adet haline geldi. 3-5 kuruş veya, bir çanta gıda yardımı ile bu insanların 5 yılını ipotek eden siyasilerin hala revaçta olması toplum olarak bizim utancımız olmalı…
































