Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu iş artık anarşiye dönüştü…

Eylemin de grevin de haddi hududu var.
Her aklına gelen Meclis toplantı salonuna girebilir mi..? Hem de ön kapıdan….
Kaldı ki, sendikaların aylardır sürdürdükleri eylemler, vatandaşın çoğunluğu tarafından onaylanmıyor…
Çalışanın yarıdan fazlasını hiç ama hiç ilgilendirmeyen, aksine tepkisini çeken bir sürgit bu…
“Bul, nereden bulursan bul ve ver..!”
İçeriğini çok fazla yazdık, zaten herkes de farklı düşünmüyor.
Ancak, anlaşılan odur ki, kimsenin umursamaması üzerine, öğretmen sendikaları daha da radikal eylemler planlamışlar.
Öğretmenlerle, öğretmen sendikalarını ayrı tuttuğumu da baştan belirteyim…
Zira yaptıkları eylemlere kendi kitlelerinin bile onayı yok…
Bu saatten sonra artık çok açıktır ki, sendikal eylemler siyasidir…
Anladık, devleti de tanımıyorsun, Meclis’e de saygın yok. Tek hedefin, cumhurbaşkanlığı seçimlerini bahane ederek, daha çok popülist kararlar alınmasını sağlamak…
Daha önce de yazdım.
İş hükümete düşüyor artık. Bir de bizzat öğretmenlerin kendilerine….
Hükümet bir yandan para konusunda dik duruşunu sürdürürken, diğer yandan da eylemlerle ilgili yasaları uygulamalı…
Korkmadan, çekinmeden, seçim kaygısına düşmeden.
Halkın beklentisi budur… İnanmayan, eylem haberlerinin altındaki yorumları okuyabilir…
Bizim yasalarımızda Meclis’i basma hakkı var mıdır sendikaların..?
Kamu düzenini bozma hakları var mıdır..?
Meclis’in çalışmasını ve güvenliğini engelleme  hakları var mıdır..?
Anayasa’nın öngördüğü, “anayasal düzenin, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması amacıyla getirdiği sınırlamalar” yok mudur..?
Burası dingonun hanı mıdır..?
Kolluk kuvvetleri ne için vardır..?
Ön kapıdan, toplantı salonuna girilip, bildiri dağıtılıyorsa, ortada bir zafiyet var demektir.
Bu zafiyet de, ya güvenlikle ilgilidir, ya da siyasidir…
Dün öğleden sonra öğrendiğimiz, dünkü eylemde Meclis’te bir güvenlik zafiyeti meydana geldiği…
Meclis Başkanlığı yaşananlarla ilgili olarak soruşturmasını hemen başlatmış. Umarım işin içinde bir provokasyon yoktur. 
Dünkü olay, var olan tüm kurallara, yasalara karşı bir duruştur.
Kestirmeden söyleyeyim;  anarşidir…
Üstelik de arkasında halk desteği olmayan bir kalkışmadır.
Bu yapılan Meclis’i, onu yönetenleri, orada görev yapanları, vekilleri kontrpiyeye getirmedir.
Yasal mıdır bu..?
Hak mıdır..?
Ancak, şunu da açık açık söylemekte  yarar var; medyanın da, politikacıların da büyük bir kısmı, yapılanın siyasi olduğunu görmezden gelerek, “Aman fazla üstlerine gidip de düşman olmayalım” derdinde. Bunu da açıkça hissedebiliyoruz.
Diğer bir kesim ise, sırf hükümet yıpratılsın diye, bu aşırılığa sempatiyle yaklaşmakta…
Şunu hatırlamakta yarar var; 2000 yılında mudiler Meclis’i basarken iktidarda olan UBP ve TKP, bugün muhalefette, o gün muhalefette olanlarsa, bugün iktidardadır.
Yasaların çiğnenmesine, kamu düzeninin bozulmasına bir kez göz yumulduğu takdirde, arkası gelecektir…
Aslolan kamu düzenidir.
O düzen içinde herkes hak ve görevlerinin sınırını bilmeli, bilmiyorsa, gereği yapılmalıdır…

YERİN KULAĞI VAR
ŞAKA GİBİ:

Gezici’nin yeni anketi dün açıklandı. Sonuçlarına kulak asmıyorum. Hiç bir ankete kulak asmadığım gibi. Ancak Direktör Murat Gezici “Biz bu işi prestij için yapıyoruz” dedi… Sonuçları tutturamazlarsa, bu işi bırakacaklarını bile söyledi. Böylesine riskli, kaygan bir zeminde anket şirketlerinin çuvalladığını kendisine söylememişler galiba… Aralarında siyasilerin de olduğu birçok yerden tehdit aldığını iddia etti. Ama isim vermedi… Bir de, seçim günü, yasaklara rağmen, kendini televizyona çıkaran biri olursa, çıkmak istediğini söyledi ki,  gerçekten absürttü ve ciddiyetini sorgulattı bize…

ANKET BEKLENDİĞİ GİBİ:
Gezici anket şirketinin tahmin sonuçları yine kimseyi şaşırtmadı. Önceki anketlerinde olduğu gibi, yine sıralama değişmedi. Anket sahibinin TDP kökenli işadamları olduğu yönündeki iddialar da yine konuşulmaya başlandı. Anketin finansörü kim sorularına yanıt vermemesi bu iddiaları daha da güçlendirdi. Dünkü basın toplantısına katılan gazetecilerin de ağırlıklı olarak TDP kökenli oluşu, dikkatlerden kaçmadı…

AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARSIN:
Cumhurbaşkanı Eroğlu sıkıştıkça yeni yeni söylemler geliştiriyor. Önce “İki yılda bu sorunu çözerim” dedi, baktı ki pek tutmadı. Şimdi de, “Bu süreçte anlaşma olursa olur. Olmazsa halkımızla birlikte yolumuzu çizeceğiz” diyor. İyi de “çizeceğimiz yol” ne? Onu da söyleseydi keşke. Bana göre müzakerelerin alternatifi, masadan kalkmak ve dünyanın tanımadığı, kaderine terk edilmiş bir toplum olarak devam etmek. Veya Türkiye’ye ilhak olmak. Eroğlu’nun aklında bunlar varsa, yandık ki ne yandık…

BUYUR BURDAN YAK:
Rum lider Anastasiadis, görüşmelerin yeniden başlaması için öne sürdüğü Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisinin bölgeden çekilmesi şartı yerine gelmesine rağmen yine yan çizdi…Hani  gönülsüz geline kalk oyna demişler, önce “yerim dar” demiş, yerini genişletmişler, bu sefer de  “yenim dar”… İşte Anastasiadis’in durumu da aynen böyle. Adamın görüşmeye niyeti yok. Siz önüne ne koyarsanız koyun, masaya oturmamak için başka bahaneler üretecek… Pazarlığı yüksek tutup, yeni şeyler elde edecek…

SÖZ BAKAN’DA:
Ercan Havaalanı konusunda ortakların birbirlerine yönelik suçlamaları sürerken, ortaklardan Taşyapı İnşaatın sahibi Emrullah Turanlı, her şeyi Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy ile konuştuğunu ve bakanın her şeyi bildiğini söyleyerek, “O’na da sorabilirsiniz, Sayın Bakan açıklasın” diye konuştu.  Ercan’da bizim bilmediğimiz bir şeyler mi dönüyor? Turanlı “Bakan her şeyi biliyor” derken neyi kastetti. Sayın Taçoy’un çıkıp, topluma bildiklerini açıklaması gerekir… 

SANER VE TATAR:
Sorumlu aranıyorsa, iki isim kesin artık, belirginleşti ve inkarı mümkün değil. Ercan ihalesini aslanlar gibi savundular. Birinin maksadı 13. maaşları ödemekti, diğerininki henüz anlaşılamadı… Ancak bugün Taşyapı-Terminal ortaklığı çökme noktasına gelmişse ve devlet, KTHY’den sonra yeni ve büyük bir zararın eşiğindeyse, onların cansiperane savundukları, gözü kapalı imza attıkları o sözleşmenin rezaletindendir.  İmzayı attıkları gün de yazmıştık, bunlar devlete kar payı ödemeyecekleri 4 yılda ne koparırlarsa koparacaklar, sonra da, çekip gidecekler diye. İşte o noktaya geldik bile. Yazıklar olsun. Onlara değil, hesap sorma mekanizmasını kuramayan bizlere…

 

ZİRVEDEKİLER
KTEZO: Esnaf ve Zaanatkarlar Odası’nın bir bildirisi vardı dün. Başkan, ekonomik sıkıntılarını anlatıyor, hükümetin verdiği düşük faizli kredileri alanların ancak yüzde 30’unun geri ödeme yapabildiğini söylüyordu. Genel taleplerinin içinde bir tanesi vardı ki, derhal ele alınması gerekli bence de. O da, çiftçi ve üreticinin kim olduğunun belirlenmesi. Yani bir meslek tanımlaması. Bu yolla hem tekelciliğin önüne geçilebilir, hem de memur olup çiftçilik da yapan uyanıkların…

 

DİPTEKİLER
Anastasiadis’in Şantajı: Anastasiadis resmen şantaj yapıyor. NAVTEX dedi, Barbaros dedi, şimdi de “Egemenlik hakkımı tanıyın” diyor. Ortada bir “egemenlik ihlali” var. O da Güney Kıbrıs’ın, Türkiye’nin Kıta Sahanlığı hakkından doğan ve “ilan edilmesine gerek olmaksızın” hukuken başından itibaren sahibi olduğu egemenlik bölgelerini de kendinin sayması. Yani tek taraflı olarak Münhasır Ekonomik Bölge ilanından başlayan egemenlik ihlali.  Bundan sonraki süreçte, gerçekleri Rumların ve destekçilerinin yüzüne vuracak, cesur, birikimli ve kararlı, dişe diş mücadele edecek bir müzakere heyetine ihtiyaç var. Masa başı beyanat vermekle geçirilecek zaman yok…