Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eyvah ki ne eyvah…

İlk bakışta basit gibi görünüyor, ancak bizim “denetim yoksunu” sistemimizle, katliam gibi bir karar…

Konu, Basınçlı Kaplar Denetim Tüzüğü’nde yapılan değişiklik.
Bundan önceki tüzükte “Buhar kazanlarının akaryakıt ve gaz ile çalıştırılması esastır. Kazan yakıtı olarak kömür ve benzeri katı yakıtların kullanılması yasaktır” denirken, bu madde yeni tüzükten çıkartılmıştı…
Öneri, Çalışma Bakanlığı’ndan gelmişti.
Biz de Çevre Bakanlığı’nın “kömür izni” konusunda ne düşündüğünü merak etmiştik.
Bakan Dinçyürek merakımızı giderdi.
İthal edilecek ürün, hava kirliliği, filtre, şu, bu denetlenecekmiş.
Üstelik de vurgulamış, “AB kriterlerine uygun ürün” olacakmış.
Her şeyin başına bir “AB” koydun mu, sanki mesele halloluyor…
AB dediğin, vahşi sermayenin egemenliği demek. Öncelikleri, maliyeti düşürmek. Her yaptıkları da doğru değil ya. Öyle olsaydı, GreenPeace gibi çevre örgütleri sürekli eylem içinde olur muydu..?
Yahu kardeşim, burası küçücük bir ada.
Yarısından fazlası da düz ova. Hem de tarımsal alan.
Yıllık nem ortalaması yüzde 68. Hava sirkülasyonu kısıtlı…
Uzmanlar, özellikle kömürün yarattığı kirliliğin, partiküller olarak havada asılı kaldığını söylüyorlar.
Yağmur duasından sonra, rüzgar duasına mı çıkacağız…
İşyerleri, yerleşim alanlarıyla iç içe. En uzak noktada kullanacağım deseniz, yerleşim yerlerine en fazla bir kaç kilometre…
Ortaya çıkacak karbonmonoksit ve kükürtdioksit salınımının insanları ve endemik yapıyı nasıl etkileyebileceğini düşünebiliyor musunuz?..
Zaten kanserden kırılan insan nüfusunu tamamen tüketmek mi isteniyor?
Kim verdi bu aklı, kim bastırdı, kim önayak oldu öğrenmek lazım.
Durduk yerde çıkmadı ya bu yasa.
Birilerinin ürünlerinin maliyetini düşürmek için bu öneriyi getirdiği açık…
Baksanıza, ilk günden buyana çevre örgütlerinden, meslek kuruluşlarına ve sendikalara kadar herkes karşı. Demek ki bir bildikleri var…
Öyle olunca da insanın aklına başka şeyler geliyor…
Denetim yapılacakmış…
Allah aşkına, memleketin en büyük sorunu denetim değil mi zaten….
Neyin denetimi…
Kendi santraline yasalara rağmen filtre takmayan;
Ekonomisinin yüzde 70’i kaçak olan;
Fuhuş ve uyuşturucu sokaklarında kol gezen;
Tarımsal ürünleri zehirli olan;
Hayvanları her gün hastalıktan kırılan;
Sütüne bile brucella bulaşan;
Denetimsizlik nedeniyle inşaatlarında her gün insanların öldüğü bir devletin denetimine kim güvenir ki…
Hazırlanın, bir hava kirliliğimiz eksikti, o da tamamlanıyor…

YERİN KULAĞI VAR
NİYE ÇÖZMEDİNİZ:
Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu, “Ülkede ekonomik sorunlar var. Evet doğrudur. Bütün sorunları çözümsüzlüğe bağlamak bana göre son derece yanlıştır. Bu kolaya kaçmaktır” değerlendirmesinde bulundu. Evet her şeyi çözümsüzlüğe bağlamak yanlış da, 7 bin kusur gün bu ülke yönetiminin başında bulunduğunuzu övünerek söylüyorsanız, o zaman niye devletin her kademesi sorunlar yumağı olmuş. Çözseydiniz ya…

ÇABUK UNUTTULAR:
2009 seçimlerinin üzerinden çok değil, yaklaşık 5 yıl geçti. O gün de sendikalar, aslında tutulamayacak sözler alıp, statükonun devamına destek vermişlerdi. Öyle anlaşılıyor ki, ders almamışlar. Birilerinin gazına gelip, “olmayacak duaya amin demeye” çalışıyorlar. Bugün bunlar hoş gelebilir ama yarın yaratacağınız düzende en büyük pişmanlığı yine sizler yaşayacaksınız. Tıpkı 2009 sonrası olduğu gibi…

YİNE KÖLE EDEBİYATI: Öğretmen grevinde yine “köle” ifadesi kullanılmış. Hani Kamu-İş Başkanı’nın özel sektör çalışanları için söylediği söz. Öğretmenler “köle olmayacağız” demişler. Varsın toplumun yüzde 70’i köle olsun, ama öğretmenler daha fazla hak alsın… Ne kadar da acıklı değil mi…

SENDİKA DEĞİL, SİYASİ PARTİ:
Sendikalarla ilgili dünkü yazımdan sonra 25 yılını sendikal mücadeleye adamış eski bir sendikacı aradı. Yazımdan dolayı tebrik ettikten sonra, bugün sendikacılığın tamamen siyasallaştığını ve siyasilerin ağzı haline geldiğini söyleyerek, “sendikacılık bu değil, ya adam gibi sendikacılık yapsınlar, ya da gidip siyasi parti kursunlar” diyerek tepkisini dile getirdi…

UMARIM SEÇİMLE ALAKASI YOKTUR:
Meclis’e üç yasa değişikliği geliyor… Biri, yabancıların çalışma izinleriyle ilgili. Diğeri de bu değişikliğin İş Yasası’na eklenmesi. Bunların içeriğinde, çalışma izni konusunda kesilen ceza 30 gün içerisinde ödenmezse, iki misline çıkar ibaresi kaldırılıyor, olduğu şekliyle kamu alacağına dönüştürülüyor. Üçüncü değişiklik ise, kırsal kesimde dağıtılan sosyal konut arsalarının bedelini ödemeyenlere üç yıl daha hak tanıyor. Belki devlet alacaklarının daha kolay tahsili amaçlanmış olabilir. Ancak sanki hepsi de seçim öncesi uygulaması gibi. Umarım öyle değildir. Çünkü hepsi de istismara yönelik akçalı konular…

BİZİM ÖYLE BİR DERDİMİZ YOK:
Güney Kıbrıs’ta haftalık 35 saat olan ders saatleri 37 saate çıkarılıyormuş. Şükürler olsun ki bizim öyle bir derdimiz yok. Eğitime start verilmesiyle birlikte, ülke genelinde yaşanan grevler nedeniyle bırakın haftalık ders saatini, çocuklar bir sömestrde ancak 35 saat ders yapma imkanına sahip oluyor…

 

ZİRVEDEKİLER
Asım Akansoy: “Koordinasyon Ofisi konusunun hukuki boyutu çok önemli olmakla birlikte kendi başına yeterli değildir. Bu konunun sosyal ve siyasal boyutu vardır ki bence hukuki boyutundan daha önemlidir. Dolayısıyla Başsavcılık’tan gelecek görüşe indirgenebilecek bir konu olarak değerlendirilmemelidir…”

 

DİPTEKİLER
Türbede Ezan: Mağusa’da bir mezhep, Kutup Osman Türbesi’nin başında ezan okuyup namaz kılıyormuş. Din İşleri Dairesi’nden izinleri olduğu iddiasındalar… Peki ama her önüne gelen istediği yerde ezan okuyabilir mi? Ezan camide okunur, insanları camiye çağırır. Türbede okumak ne demek? Din İşleri Dairesi’nde her şey şirazesinden çıkmış… Talip Bey’in de tek derdi vekil olmak…