Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, sendikaların hükümete yönelik eylemlerinin dozu artıyor. Neredeyse her gün bir bölgede eylemler yapıldığını görüyoruz. İnsan ister istemez bu eylemlerin hak aramaktan çok, seçim öncesi hükümeti “dövme” şeklinde olduğunu düşünüyor. Evet bu hükümet seçim öncesi verdiği birçok sözünü yerine getirmedi. Topluma daha güzel günler vaat etti, onu da beceremedi ama, sendikaların, “nereden bulursan bul, ama bize ver” mantığı da mantık değil…
Gün geçmiyor ki bir yerlerde bir grev, eylem olmasın. Neredeyse grev yapılmayan okul, daire kalmadı.
Eminim yapılan bu grev ve eylemlerin haklı sebepleri var. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hepimiz biliyoruz. Örneğin eğitimde öğretmen eksikliği, kadro eksikliği yıllardır var olan sorunlarımız. Hangisinin üstesinden geldik veya hangi sorunu düzeltmeye çalıştık.
Neyi tutsak elimizde kalıyor… Neremiz düzgün ki zaten…
Eksiğin yerine öğretmen atandı mı, dökülen daire tamir edildi mi, eksik hemşire kadroları dolduruldu mu..? Tümü için söylenecek tek söz HAYIR…
Dün yine Meclis önünde “göç yasasını” protesto eden sendikalar vardı. Mevcut hükümetin seçimler öncesi konuyla ilgili meydanlarda verdiği “sözü” yerine getirmesi için…
Ancak sendikalar kusura bakmasınlar ama, sonuç alamayan bu grev ve eylemeler, artık ülkede vakayı adiyeden olmuş durumda. Değil vatandaşın, hükümetlerin bile ilgisini çekmiyor artık…
Eşit işi yapan herkes eşit ücret almalı, asgari ücret hayat standartlarına göre ayarlanmalı, okullarda öğretmen eksiği olmamalı… Bunlara itiraz eden veya haksız bulan yok… Ancak birtakım gerçekleri de göz ardı etmemek gerek. Bu da taleplerle hazinenin durumudur.
1980’li 90’lı yılları hatırlayınız… Her seçim öncesi kazanmak adına olmayan paralar dağıtıldı, devletin işleyişini bozacak yasalara onay verildi. Peşin maaş, 13. maaş, erken emeklilik ve daha niceleri… Ve yeniden seçilmek uğruna, har vurup harman savurduklarımız, bugün karşımızda dağ gibi birikmiş duruyor… Bu noktada, bana öyle geliyor ki, sendikalar da gerçek bir değişim için artık kendilerini sorgulamalıdır. Neyi, neye karşılık istediklerini çok iyi analiz etmeli, gerektiğinde elini taşın altına koyabilmelidir.
Dedim ya Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası, 2011 yılından sonra kamuya istihdam edilen öğretmenlerle Meclis önünde yine eylemdeydi… Ne diyordu eylemciler, ”Bu Yasa Gidecek Dertler Bitecek…” Onlara göre bu ülkede tek sorun, 2011 yılından sonra kamuya istihdam edilenlerdi.
Peki onların sorunu çözüldüğünde ülke güllük gülistanlık mı olacak… Okulların, hastanelerin, özellikle de asgari ücretlilerin sorunları da mı çözülmüş olacak..?
Hep söylüyorum bu ülkede yaşanan en büyük değişim, “biz değil, ben” söyleminin herkesin hayatına girmesidir. Mentalite, “benim işim hallolsun da, altında kalanın boynu kopsun” mantığıdır. Toplum olarak bencilleştiğimizi, kendimizden başka kimseyi düşünmediğimizi kabul etmeliyiz…
Ve son olarak, aynı mentalitenin siyasi yansıması. Politika cambazlığı…
Meclis kürsüsünde Ana Muhalefet Başkanı Hüseyin Özgürgün. Tamamen tribünlere yönelik sözler… Kendisinin de bakan olarak yer aldığı UBP hükümeti döneminde geçirdikleri “göç yasası” için “Yasayı değiştirin, bizde olumlu oy verelim” sözleri, “seçmene şirin görünelim” derdi değil de nedir söyler misiniz..?
Ve ilave ediyor, “Evet biz çıkardık ama, gördük ki amacına ulaşmamış”… İyi de 2011 yılından iktidarda olduğunuz 2013 yılına kadar aklınız neredeydi? Üstelik tek başınıza iktidardaydınız da. Onun için “getirin onay verelim” sözleri ile, kusura bakmayın ama sadece polemik yapıyorsunuz, ciddi olduğunuza siz dahil kimse inanmıyor…
YERİN KULAĞI VAR
HER KAFADAN BİR SES:
UBP eski Genel Başkanı ve eski Başbakan İrsen Küçük, “Eroğlu’nun önünü kesmek için aday olacaktım, ancak gelinen noktada buna gerek kalmadı. Eroğlu, bu seçimi kazanamayacak. Bakmayın siz anketlere” değerlendirmesinde bulunmuş. “Tek başına iktidar” derken, sandıkta kalan Küçük, suları bulandırmaya çalışıyor ama, nafile. O gün arkasında olanlar çoktan saf değiştirdiler.
GEREĞİNİ YAPMAYANIN SUÇU YOK MU:
Cumhurbaşkanlığı’nın önündeki yeşil alan düzenlemesinin izinsiz olduğu iddiaları gazetelerde. İktidarın büyük ortağı CTP’nin yayın organı manşetten veriyor. O daireden izin alınmamış, bu daireden izin alınmamış. Tamam, alelacele bir şeyler yapıldığını biz de görüyoruz da, bu makamlar Eroğlu’nun emrinde değil ki… Hükümetin kontrolünde… Belediye dersen, o da öyle. Neyse gereği, yapılır. Ha, yapılmadıysa, kabahat yapandan çok, göz yumanda değil mi..?
İŞİNE GELDİĞİ GİBİ:
Girne Amerikan Enstitüsü’nün son yayınladığı ankete, TDP Milletvekili Hüseyin Angolemli, KSP Cumhurbaşkanı Adayı Mustafa Onurer ve Bağımsız Cumhurbaşkanı Adayı Arif Salih Kırdağ tepki göstermiş. Onurer ve Kırdağ’ı anlayabilirim ama, Angolemli’nin karşı çıkışına anlam veremedim. Bir süre önce Gezici şirketinin yaptığı ankete ses çıkarmayan ve onu bilimsel kabul eden Angolemli’nin, GAE’nin anketine tepki nedeni, destekledikleri aday Akıncı’nın üçüncü sırada gösterilmesi mi oldu acaba…
ARPA KAVGASI:
Meclisin dünkü birleşimine Tarım Bakanı Sennaroğlu ile, UBP milletvekili Dursun Oğuz arasındaki arpa kavgası damga vurdu. Bakan’ın kürsüden gösterdiği arpa örneklerine, Oğuz kendi gösterdiği arpa örnekleriyle cevap verdi. Tek derdimiz arpa boyu ya, vatandaş “benim arpam senin arpandan iyidir” tartışmasını dinlemek zorunda kaldı… Bu arada Tarım Bakanlığı’nda teknik bir sorun olduğu görülüyor. Ne getirilen samanlar tamam çıkıyor, ne tohumlar. Nasıl iş?
MİLATTAN ÖNCE- İRSEN’DEN SONRA:
İki kusur yıl başbakanlık koltuğunda oturan ve “gelmiş geçmiş, en kötü iktidar dönemi” olarak dillendirilen İrsen Küçük iktidarı hala konuşuluyor. Hatta kötü bir icraat sonrası, “İrsen Küçük’ü arattınız” tepkisi moda oldu. Dün de Meclis’te Çakıcı’nın, “İrsen Küçük’le Özkan Yorgancıoğlu’nun ne farkı olduğunu açıklamasını” istemesine Yorgancıoğlu, “Sen beni UBP’ye benzetemezsin” sözleriyle cevap verdi. Toplumda öyle bir hava estiriliyor ki, sanki Küçük’ten önce her şey tamamdı da, Küçük’le beraber her şey ters yüz oldu. Hele düne kadar İrsen Bey’in koltuğunun altında olanlar, önce bir aynaya baksınlar…
TÜRKİYE’DE KOLOKAS:
Anadolu Ajansı, Türkiye’de Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin Menemen‘deki Araştırma Uygulama ve Üretim Çiftliği’nde “kolakas” üretimine başladığını haber veriyor. Araştırmanın başındaki Prof. Dr. Harun Yalçın yanlış bir değerlendirmeyle kolokasın “Kıbrıs patatesi” olarak anıldığını söylüyor ve pişirmek için tarif de veriyor. Bugüne kadar kolokası Türkiye piyasasına sokmak kimsenin aklına gelmedi ama, şimdi Türkiye insanı bu sebzeye alışsa bile, kendileri üreteceğinden, bizim üreticiye bir faydası olmayacak.Türkiye’de üretilen hellim için yaptığımız gibi, buradan vizirdenip duracağız…
ZİRVEDEKİLER Orkun Bozkurt: “Yıllardır her seçim döneminde, karga tulumba taşınmayı dahi göze alarak vatandaşlık görevimi yapmağa çalışıyorum. Engelli bir vatandaş olarak, sadece kendi adıma değil, tüm oy kullanacak engelli vatandaşlar adına, anayasal hakkımız olan seçme hakkımızı kullanmamızın sağlanması amacı ile gerekli düzenlemelerin yapılması hususunu bilgilerinize arz ederim…” Vatandaşın oyuna talip olanlara duyurulur…
DİPTEKİLER
“T” İzinleri Muamması: Tarih, 5 Aralık 2014… Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy Meclis kürsüsünden, göreve geldikleri günden bugüne toplu taşımacılık için gereken “T” izinlerinin verilmediğini söyledi. Şimdi tarih 19 Mart 2015… Dün yine aynı kürsüden Hasan Taçoy, Ekim ayından bu yana hiç “T” izni verilmediğini söyledi. İnanmayan açsın arşivlere baksın. Aynen kelimesi kelimesine…Hangisine inanalım..?
































