Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nasıl unutsunlar Derviş Bey?

Belli ki Eroğlu çok sıkışmış. Oldukça da gergin. Siz bakmayın “Seçim 2015, hedef %55” dediğine. Aslında o da inanmıyor ilk turda böyle bir orana ulaşacağına…
Önceki akşamki seçim startında sesindeki güçsüzlük, salonun boşluğu ve seyirciler değil, kendisinin bile söylediklerinin farkında olmadığı çok açık görülüyordu. Uzun konuşma metniyle, kendisini “yaşlı” olmakla suçlayanlara, “bakın bende hala iş var” mesajını vermeye çalıştıysa da, tam tersi bir etki yaratıldı…
Ve bence geceye damgasını vuran ve işin ne kadar zor olduğunun en somut örneği şu sözlerdi; “Seçimler üst üste geldi, şuna canımız sıkıldı, buna kırgınız, küskünüz deme lüksümüz bu önemli süreçte yok… Böyle bir hakkımız yok… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı seçeceğiz. Tabii ki diğer seçimler de önemlidir ama Cumhurbaşkanlığı seçiminin takdir edersiniz farklı bir anlam ve önemi vardır… Cumhurbaşkanlığı seçimi milli çıkarlarımız, geleceğimizle ilgilidir”…
Evet gerçekten de bu seçimler çok önemlidir. Kıbrıs Türkü önümüzdeki 5 yılını emanet edeceği kişiyi seçecek.
Ne diyor Derviş Bey, “Sizin bana küsme hakkınız yok. Ben gerek 2013 genel seçimlerinde, gerekse yerel seçimlerde bana destek veren UBP ve DPUG’deki bazı arkadaşların kazanması, bazılarının kaybetmesi için çalıştım. Ama şimdi siz, benim size yaptıklarımı unutacak ve benim kazanmam için çalışacaksınız…”.
Kısacası “Evet ben yaptım ama siz yapmayın” diyor. Diyor demesine de, şöyle bir arkasına baktığında, geride o kadar çok küskün bırakmış ki, hangisi unutulacak…
Son 5 yılda hem UBP, hem DP içinde yapılan karıştırmalar mı…
Daha geriye gidersek, Enver Emin mi, Ertuğrul Hasipoğlu veya Mehmet Bayram mı… Yoksa Tansel Doratlı, Affet Özcafer  ve İrsen Küçük’ü mü..?  Yetmediyse Adem Ademgil ve Halil Orun’dan ve daha onlarcasından bahsedilebilir. Ve tabii onların taraftarları, etkiledikleri kesimler… Siyasi geçmişinde o kadar çok yıkıp, döküp, kırdığı insan var ki. Unuttuğu tek şey, gün gelip tüm bunların faturasının sandığa geleceğiydi… Hani o meşhur sözdeki gibi, “keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner…” .
Şimdi kalkmış bu insanlardan destek istiyor. Onları siyasetten silerken nasıl kendince haklı nedenleri vardı, şimdi de destek vermemek onların en doğal hakları…
Bu saydıklarım ve de sayamadıklarım, tüm bunlara rağmen, “Cumhurbaşkanlığı seçimi milli çıkarlarımız, geleceğimizle ilgilidir” sözlerine inanıp yine destekler mi bilmiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi milli dava, geleceğimiz de, onlarınki neydi acaba..? 
Unutun diyor da, unutmak o kadar kolay mı…
Siz onu bir de onlara sorunuz…
Aralarında “Demir leblebi çiğniyorum” diyenler var…

YERİN KULAĞI VAR
DUYGU SÖMÜRÜSÜ:
Derviş Eroğlu manifestosunu açıkladığı akşam 1974 ile ilgili anlattığı ankektod, ne yazık ki duygu sömürüsünden öteye geçemedi. Ne diyordu Derviş bey, “Barış Harekatı sırasında tedavi ettiğim yaralı mücahide kendi kanımı verdiğim zamanı bugün gibi hatırlıyorum.” Olmadı Sayın Eroğlu… Birkaç oy uğruna keşke bunu hiç söylemeseydiniz.

ÖZGÜRGÜN’DEN ZAMANSIZ AÇIKLAMA:
Bundan bir yıl kadar önce, yerel seçimlerden önceydi sanırım,  bir görüşmemizde,  UBP Genel Başkanlığı’na aday olmayacağını söylüyordu Hüseyin Özgürgün. Baktım, fikrini değiştirmiş, “Adayım” diyor. Der, hakkıdır, her milletvekili gibi. Ancak seçim öncesinde zaten ince bir tutkalla tutulan partisinde yeni çatlaklar yaratacak bu açıklamayı neden yaptı, ona bir anlam veremedim. Malum  başkanlık için neredeyse milletvekili sayısı kadar da aday var…

MEMLEKET SİYASET KAZANI:
Bu ülkede gündem yaratmak ne kadar kolay. Seçim var ya, Meclis Başkanı da aday. Nasıl vuracaksın, makamında yanlış yaptığı iddiasıyla. Afet Özcafer, kendisinden Meclis’in mal varlığı beyanı istemediğini savundu. Anında Meclis’ten yanıt geldi. Önce 2 kez üst üste yazılı ihbar yapılmış, yanıt alınmayınca da Eylül ayında Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmuş.  Anlayamadığım, bu mektuplar Mağusa’ya nasıl ulaşmamış..?

PAKET DEĞİL PLANLAMA:
Maliye Bakanı Zeren Mungan, “2016- 2018 için yıkım paketi hazırlanıyor” eleştirilerini üzüntü ile karşıladığını, kahrolduğunu söyledi.  Hiç kızmasın çünkü yıllardır toplum olarak pakete karşı bir alerjimiz var… Bence paket yerine “planlama” çok daha cazip bir kılıf olurdu…

DİKKATTEN KAÇMIŞ:
Cumhurbaşkanlığı’ndan 27 Şubat’ta yayınlanan bir açıklamayı yeni gördüm. 1960 Antlaşmaları ile adada asker bulundurabilecek üç ülkenin, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olduğunu söylüyor. Oysa İngiltere, kendi egemen topraklarında, yani üslerinde asker bulunduruyor. Adada bu antlaşmalara göre asker bulunduran sadece Yunanistan ve Türkiye…

HER SENE AYNI:
Kesim ekipleri eyleme gidiyormuş. Olay yeni değil.  Arşivlere baktım, hemen her sene bu zamanlar aynı eylemler. Devlet hala bu devirde narenciye kesim fiyatı belirlerse böyle olur. Dünyada Küba’dan başka bir yerde böyle bir rejim kalmadı. Devlet buna bile müdahil olursa, ürün de dalında kalır, ekonomi de zora sokulur. Zaten temel çelişkimiz bu, devletçi yapıyla, liberal koşullarda ekonomi yürütmeye çalışıyoruz.  Artık 1974’ün olağanüstü koşulları yok, çıksın devlet aradan, kesimcisi, üreticisi, alıcısı kendi aralarında anlaşsınlar…

 

ZİRVEDEKİLER:
Tümay Tuğyan: Yenidüzen’deki köşesinde, adayların, rakiplerinin olumsuz yanlarını göstermek yerine, kendi duruşlarını sergilemesi gerektiğini savunuyor ve şöyle diyor; “Kendinizi topluma, ‘kendiniz’ olarak tanıtın, ‘kendiniz’ olarak sevdirin. Varsa eğer, kendi hedeflerinizle, kendi çalışmalarınızla, kendi başarılarınızla konuşun, konuşulun. Çünkü aksi, ters tepiyor. Emin olun ki ters tepiyor”… Aynen ben de öyle düşünüyorum…

DİPTEKİLER
Dimitris Hristofyas: Aman ne sansasyonel haber… Hristofyas Milliyet’e “Karşılıklı özür dileyelim… Böyle giderse taksim olur… Bıraksınlar bu cennet ülkenin efendisi olalım” falan demiş. Sanki daha bir dönem önce o anlaşmayı yapmak için, her türlü yetkiye sahip biri değil konuşan. Böyledir… Muhalefette iğnenin deliğinden geçerler, iktidara gelince şahin kesilirler. Anastasiadis de öyle değil miydi..?