Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kısır döngü…

Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasetin temiz olduğunu söyleyebilen bir tek kişi çıkmaz, hatta çıkamaz. Çıksa da ben onun aklından şüphe ederim…

Ve siyasetin kirliliği de, en çok seçim dönemlerinde ortaya çıkar.
Yakın bir gelecekte önemli bir seçim için yine sandık başına gitmeye hazırlanıyoruz…
Her seçim öncesi söylüyoruz, temiz bir seçim olsun diye.
Doğru olan, herkesin birbirine çamur atması değil… Seçim bitince yine birbirinin yüzüne bakacak olan insanlar, sırf kazanmak adına diğerini karalamak, olmadık söylemlerde bulunmasınlar, fikirler tartışılsın, adaylar oturacakları koltukta ne yapacaklarını, halkın ve ülkenin geleceğine nasıl yön vereceklerini anlatsınlar…
Ha eleştiri yapmasınlar mı?
Yapsınlar tabii, birbirleri hakkındaki geçmiş tecrübeleri anlatsınlar, balık hafızalarımızı tazelesinler. Ama gerçekleri söylesinler, yalanları değil…
Ne yazık ki, daha resmi seçim süreci başlamadan, adayların birbirlerine yönelik olmadık iddiaları ortalarda dolaşıyor… Bu süreci temiz bir siyasete dayalı götürmek için uğraşan adaylara rağmen, birileri süreci uzmanlaştığı bir mecraya çekmeye çalışıyor…
Ve bunları yaparken de, her türlü ahlaki ve sosyal kural çiğneniyor, önüne arkasına bakılmıyor. Toplum bireyleri birbirine karşı kışkırtılırmış, düşman edilirmiş, istikrarsızlık, güvensizlik olurmuş, ne gam…
Varsa yoksa, kısa günün karı…
Yani ne şekilde olursa olsun, kazanmak…
Hani her yol mübah cinsinden…
Çünkü, seçim dönemlerinde göz boyamak, her şeyden önemlidir…
Bir yandan popülizmle, bir yandan güç gösterisi ve olmadık söylemlerle birileri seçilir seçilmesine de, adayların o koltuğa oturduktan sonra yapacaklarını sorgulamak aklımızdan geçmez. Çünkü bizim ülkemizde, seçimlerden sonra kazananın ne yapacağı ne yazık ki, ikinci plandadır hep…
Ve kazandıktan sonra da, daha önce yaptığı gibi, treni içeriden sallamaya devam eder. Kürsülerden avaz avaz bağırarak söylediklerini, attığı çamurları, verdiği vaatleri bir günde unutur… İşte bu da, bizim kısır döngümüzdür…
Demokrasilerin doğru işleyebilmesi için, mevcut hakları en doğru şekilde kullanmak gerek. Sandık başına gitmek bir demokratik hak… Ancak orada verilen karar, geleceğimizi etkiliyor. Hakkımızda kimlerin karar vereceğine karar veriyoruz bir anlamda…
Öyle mi yapıyoruz? Ne yazık ki, bu soruya “evet” deme imkanı bulamıyorum. Medyada da, toplum içerisinde de herkesin kendine göre illa ki bir saf belirlemesi üzerine kurulu bir sistem var. Yani, tek yanlı kabul ve ret üzerine oturtulmuş bir anlayış…
Son dönemde halkın bir miktar da olsa bu katı saflaşmadan uzaklaştığını gördük. Umulmadık adayların seçim kazanması bunun göstergesi. Ancak sorgulayan, göz boyamaya çalışanlara izin vermeyen seçmen sayısının artması gerek…
Aslında siyasetle bağdaştırdığımız bu kalıplar, sadece siyasi hayatımıza hakim değil. İdeallerden çok bir takım kişisel hesaplar ve çıkar ilişkileri insanımızı yönlendirmeye devam ettiği sürece, bu kısır döngüye mahkumiyetimiz de sürecek…
Ve bu kısır döngü, toplum olarak bir adım dahi ileri gitmemize izin vermedi bugüne kadar. Böyle devam ettiği sürece de etmeyecek.
İşte bunun içindir ki, seçimlerimizi ince eleyip, sık dokuyarak yapmak zorundayız. Madem ki, mevcut statükodan hepimiz şikayetçiyiz, o halde ihtiyacımız olan yenilenmeyi, değişimi de bu seçimle birlikte düşünmek zorundayız. Bu da, hatır-gönül işiyle, hele de vefayla olmaz.
Unutulmasın ki, hatalı bir seçim, beş yıllık bir zaman diliminin daha heba olmasıdır…
Yıllardır, hep kolayı seçip, geleneksel çarkın bir dişlisi olmaktan kurtulamadık.
O sebeptendir ki, KKTC de, her gün ileri gitmek yerine, geriledi ve popülizmin dibine vurdu…

 

YERİN KULAĞI VAR
ÇÖZÜM MÜMKÜN AMA:
Cumhurbaşkanı Eroğlu, Rumların istemesi halinde çözümün mümkün olduğunu söyledi. Çözümü sadece Rumların değil, bizim de istememiz gerekir. Siz masada başka, köy gezilerinde vatandaşa başka şeyler söylerseniz, çözüm nasıl mümkün olabilir ki… Bence esas sorun, bizim olası bir çözümü gerçekten isteyip istemediğimizdir…

YARATAMIYORUZ:
Bağımsız aday Özersay’ın, Avrupa Sol Partisi’nin amblemini kullanmasının ardından bu kez de Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ABD Başkanı Obama’nın amblemini andıran bir logo ile seçimlere girecek olması, yaratıcılık konusunda ne kadar zayıf olduğumuzu gösterdi. Yarın bir başka aday, bakalım kimden neyi kopyalayacak. Özersay siyasette yeni de, Eroğlu gibi yılların politikacı için çalışanların, daha tecrübeli olması gerekirdi…

SEÇİM DEMEK, SPEKÜLASYON DEMEK:
Seçim zamanları sapla saman birbirine karışır… Zamanında kendi yaptığı usulsüzlüğü unutup sağa sola saldıranı da görürsünüz,  gerçek dışı spekülasyonlar yayanları da. Koop Bank’ta istihdam yapılıyor haberlerine, Banka’dan gelen “25 Ekim 2013 tarihinden itibaren hiç bir istihdam yapılmadı” açıklaması noktayı koydu… Sıra aynı suçlamayla haber olan Kalkınma Bankası’nda. Onların da kamuoyuna bir açıklama borcu var…

HANGİSİ HAKLI:
Başbakan Yorgancıoğlu, Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Rauf Ersenal’ın istifasında hiçbir baskısı olmadığını söyledi. Hatırlayacaksınız Ersenal istifasıyla ilgili olarak “Neden istifa ettiğimi Başbakan’a sorunuz” demişti. Başbakan bir baskısı olmadığını söylediğine göre, Rauf Ersenal’in iddiasını ispat etmesi gerekmez mi sizce…      

KONU KİRA ÖDEMEMESİ:
Başbakan, Rauf Ersenal’ın bahsettiği 800 dönümlük Vakıf arazisinin kendi dönemlerinde kiralanmadığını, ancak kira süresini uzatabileceklerini söylemiş. Ancak burada sorun “kim kiraladı” değil ki, adamın yıllar yılı koca araziye tek kuruş kira ödememesi… Kirasını ödemeyen birinin sözleşmesi nasıl uzatılır? Anladığımız şu ki, konu mahkemeye bile gitmemiş. Bunun izahı ne yazık ki yok. Varsa bir muafiyeti, o da açıklansın…

AKILLI OLMAK LAZIM:
KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, 3,5 aydır Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’ndan randevu talep ettiklerini, ancak yanıt alamadıklarını söyledi. Halbuki seçim öncesi, her gün onlarca kişinin sorgusuz sualsiz girdiği saraydan Sendika’nın randevu alamaması hayli ilginç. İyisi mi sendika olarak değil de, bilmem hangi köyden vatandaşlar olarak görüşme talebinde bulunsunlar, bakın görün nasıl kapılar sonuna kadar açılacak…

ZİRVEDEKİLER
Organik Tarıma Destek: Bakanlar Kurulu’nun organik tarım yapacak olanlara KDV muafiyeti getirmesi güzel bir uygulama. Zehir kullanmayana teşvik… Ancak zehirli ürünü piyasaya sürenin de cezalandırılması şartıyla… Gıda Yasası nihayet geçen yıl geçti. Ancak ne oluşturulması gereken Risk Değerlendirme Kurulu ne de tüzükler tamam değil. Bugüne kadar müsadere edilen zehirli ürünleri duyduk ama, yasanın öngördüğü şekilde, “asgari ücretin iki katına kadar para cezasına ya da üç  aya kadar hapis cezasına veya her iki cezaya birden” çarptırılanı duymadık…

DİPTEKİLER
Diplomasi Bilmiyoruz: Daha önce de yazdık, Vakıflar’a ait eski eserlerin restorasyonu konusunda yapılabilecekler vardı. Şu anda, Ersenal’ın “Keşke sözleşmeyi önceden bana da gönderselerdi” demesiyle ortaya çıkan görüntü, hükümetin Türkiye ile doğru dürüst masaya oturmamış olduğu. Gerçek olabilir, olmayabilir. Ama görüntü bu. Türkiye ile bir türlü sağlıklı iletişim kurulamıyor, öyle olunca da bayrağı alan sokağa çıkıyor. Korkarım bu işin sonu da, Bilal Ekşi’nin para çantasını alıp Türkiye’ye dönmesiyle, KTHY’nin batmasına benzeyecek. Selimiye de, kaynak bulunmadığı için, yıkılmaya devam edecek. Bir kaşık suda boğulmak buna denir…