Nikos Tornaridis, iktidardaki DİSİ Partisi Grup Sözcüsü.
Geçtiğimiz gün yaptığı bir konuşmada, Güney’de artık daha sık dillendirilen, “aklımızı başımıza almalıyız” söylemleri var…
Hani, gelmiş geçmiş tüm Rum liderlerin, dünya gerçeklerinden uzak politika yürüttüğü eleştirileri yapılıyor ya, onların bir benzeri.
Tornaridis,
-Kıbrıslı Rumların artık megalomaniden kurtulup ciddiyetini takınması ve müzakere masasında adil olduğuna inandıklarını talep etmesi gerektiğini….
-Kıbrıs sorununu çözecek bir anlaşmada toprak kazanabilirlerse, çözümden sonra olmak kaydıyla, Türkiye’ye gidecek bir boru hattını müzakere edebileceklerini söylemiş;
“Başka Navtex’ler de, yalnız denizde değil karada ve havada da farklı türde Navtex’ler de olacak. An gelecek haritayı açıp bir Türkiye’nin büyüklüğüne bir de kendi büyüklüğümüze bakmamız gerekecek” demiş…
Üstelik Rum lider Anastasiadis’in partisi DİSİ’nin Grup Sözcüsü olduğu halde, müzakerelerin askıya alınması politikasıyla hemfikir olmadığını da belirtmiş.
Demek ki, masadan kaçma konusunda Anastasiadis’e parti içinden de muhalefet gelmiş ama dinlememiş.
Şimdi doğal gaz hayalleri de uçup gittiğine göre, masaya dönüş yolları aranıyor.
Ama öyle birden bire koşulsuz değil tabii. Ne koparırsak kar hesabı yapılarak…
Ama bakın kendi Sözcüsü bile “Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, dünyanın 20 en zengin ülkesinden biri olduğunu ve 10’uncu sıraya da yükselebileceğini fark etmek zorundayız. Coğrafik konumundan dolayı Rusya’nın da, ABD’nin de, herkesin ona ihtiyacı var. Bunları, büyüklük kompleksinden kurtulmamız, ciddiyet takınmamız ve müzakere masasında adil olduğuna inandıklarımızı talep etmemiz gerektiği için söylüyorum” demekte.
Kısacası demek istediğim, Rum tarafında, özellikle de enerji konusunda Türkiye’nin vazgeçilmezliğini görüp de, aleyhlerine gelişmeler olabileceğini fark edenler bir bir seslerini çıkarırken, bizim bu tarafta, mantıksız, tutarsız, günübirlik, sadece seçim kazanmaya yönelik popülist politikalar izleme lüksümüz yok diye düşünmekteyim.
Seçim var diye herkes kafasına göre konuşuyor.
Böyle bir durum, bölünmüşlük, parçalanmışlık görüntüsü vermekten başka bir işe yaramaz. Aksine Anastasiadis’in masadan kalkan taraf suçundan sıyrılmasını sağlayabilir. Ona kullanacağı kozlar verir.
Böyle bir şeyi kim ister ki..?
Ama maalesef “devlete sahip çıkma” görüntüsü altında, devletin hiç de leyhine olmayacak şeyler söyleniyor…
Köylerde, vatandaşı provoke etmek için kullanılan öyle konular var ki, bunları yakın bir gelecekte Rumların kendi çıkarlarına malzeme olarak kullandığını görürsek, hiç şaşırmayalım.
Vatandaş da işin aslını bilsin… Söylenenlerin seçim atıp tutmaları olduğunu, masanın başına geçen kim olursa olsun, belirlenen politikayı yürütmekle görevli olacağını unutmasın…
Seçim var diye, kimsenin bu işleri sermeye de hakkı yok.
Ortada müzakere masası olmayabilir.
Ama perde gerisinde son hız bir takım pazarlıklar yapılmakta.
O nedenle, partiler seçimler nedeniyle içinde oldukları kutuplaşmayı bir kenara bırakıp, son gelişmeleri ortak değerlendirmeye tabi tutmalılar.
Devlet; Cumhurbaşkanlığı-hükümet diye ikiye ayrılamaz. Tek bir devlet var. O da kimsenin babasından miras değil…
O nedenle, Kıbrıs konusunu sömüren adaylar, bir an önce bu tutumlarından vazgeçmeli, ortak kararlar, ortak politikalar belirlenmeli, söylemler buna göre geliştirilmeli…
Kıbrıs konusu uzun vadeli politikalar gerektirir. Öyle nisana kadar, bir seneye, beş seneye kadar diye politika oluşturulamaz. Halkın ve devletin uzun vadeli çıkarları söz konusudur…
YERİN KULAĞI VAR
ERCAN NEDEN GÜNDEMDE:
Geçtiğimiz aralıkta İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş Kıbrıs’la ilgili bir takım öneriler ortaya koymuştu. Bunlardan biri de, “Ercan havalimanının BM gözetiminde uluslararası trafiğe açılması”ydı. O zaman, kendi topraklarımızda, BM gözetimi ne demek diye düşünmüştük. Dün gazetelerde, Kıbrıslı Türk ve Rum bazı akademisyenlerin yayımladığı 11 maddelik “iyi niyet jesti” raporu vardı. Bunun da maddelerinden biri, “İki lider Ercan Havaalanı’nda üst düzeyde tüm idari sorumluluklara sahip geçici bir idarenin kurulması için girişim başlatmalı” şeklindeydi. Bir kez daha “Hayrola” diyoruz. Bilmediğimiz ne var..?
TSİPRAS ERKEN ÇARK ETTİ:
Yunanistan’ın yeni Başbakanı’nın “Borçları ödemiyoruz, Troyka’yı tanımıyoruz” çıkışları, meğer boş seçim vaatleriymiş. Daha göreve gelir gelmez tornistan etti ve borçların ödenmesi konusunda Troyka ile bir anlaşmaya varılacağından emin olduğunu söyledi. Avrupa’dan gelen “Konuşmalarına dikkat et” tehdidiyle Tsipras’ın ayaklarının yere bastığı anlaşılıyor…
BİZİM EKSİĞİMİZ NE:
Son günlerde bir Tsipras hayranlığıdır gidiyor. Birilerini öne çıkarmak yerine, kendi içimize bakmayı akıl edemiyoruz. Bizim Meclis’te de bir hayli genç var, fikirsel olarak Tsipras’a benzeyen. Neden herkes gıpta ile bakar anlamadım. Yeter ki iş yapmak isteyelim, adım atmak isteyelim. Kuru kuruya hayranlık duyma yerine, üstümüzdeki ölü toprağını silkeleyecek örgütlenmeler oluşturmak niye kimsenin aklına gelmiyor?
KİMİ KAST ETTİ: İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,”Sosyal medya, parti içi meselelerin tartışılacağı bir mecra değil” diyerek, bu tür eylemlerin bir disiplinsizlik olduğunu kaydetti. Talat’ın bu eleştiriyle kimi kast ettiğini anladınız sanırım. Sayın Talat merak etmesin, bu tür arkadaşlardan her yerde var. Huyları bu, nereye gitseler muhalif olacaklar. Kendilerine itibar edenler de, onlar gibi düşünen bir kaç radikal zaten…
AYNAYA BAKSINLAR:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, artan iş kazaları nedeniyle harekete geçmiş ve denetim sistemini sil baştan yeniden düzenlemeye karar vermiş. Ben bu planı Kasım ayından hatırlıyorum. Hatta “Aman bir an evvel uygulayın” diye destek vermiştik. Bugüne kadar gelmiş geçmiş 50 vekil, 10 bakanlı devlet 32 yıldır bu işi çözmeyi başaramadıysa, kusura bakmasınlar ama sorumlu aramak yerine aynaya baksınlar…
ESAS SUÇLU ONLAR:
Trafik kazasında, dört kişinin ölümüne sebep olan Altınfincan için verilen 5 yıllık hapis cezası vicdanları yaraladı. Birçok kişi haklı olarak verilen cezayı az bulmuş olabilir. Peki ama, yollarda gerekli önlemi almayan, düzenlemeyi yapmayanları niye göz ardı ediyoruz. Başından yapılması gereken korkulukları ölümlerin ardından toplumsal baskı ile yapak zorunda kalanların sorumluluğunu kim sorgulayacak…
ZİRVEDEKİLER Mehmet Ali Talat: “Sayın Eroğlu’nun söylemleri komiğime gidiyor. Bir gün ‘çözüm için masadayım’ bir gün de ‘aşırı isteklere hayır demek için masadayım’ diyor… Aşırı isteklere ‘hayır’ denilmeseydi Talat döneminde zaten çözüm olurdu elbette aşırı isteklere dik durulacak!”..
DİPTEKİLER
Bakanlık Laf Üretme Yeri: Özellikle çevre konularında gelen giden bakanların en çok yaptığı iş laf üretmek. Ne yaptınız diye sorsanız, ortada icraat yok. Devletin karayolları Dairesi’ne ait taş ocağı yakında yörede yıkmadık dağ bırakmazken, yeni Bakan Hakan Dinçyürek taş ocaklarından bahsediyor… Devletin kendi santrali zehir püskürtmeye devam ederken, özel sektörün santraline filtre taktırmakla övünüyor. Üstelik de kanser hastalıklarındaki artışa dikkat çekerek…
































