Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hayvanı, ağacı sevmeyen insanı sever mi?..

 

Dünkü Havadis Gazetesi’nin baş sayfasında iki üzücü haber vardı. Birincisi Karpaz’da öldürüldükten sonra cinsel organları kesilen iki hür eşeğin haberi, diğeri ise Mağusa’da bir yurttaşın bahçesine giren kişilerin ağaç fidanlarını kökünden kesip atması…
Son yıllarda bu tür olayların sayısında oldukça büyük artış var.
Avlamayan köpeğini öldüren avcılardan, sokaktaki kedi köpekleri zehirleyen, işkence yapan kişilere kadar hayvanlara yapılan kötü muamelenin haddi hesabı yok.
Üstelik hayvanlara bu kötü muameleleri yapanların büyük bir çoğunluğu da gençler.
Neler olur bize..?
Çocuklarımıza bir hayvanı, bir ağacı sevmeyi öğretmekte niye bu kadar başarısız olduk?
Babalarımız, dedelerimiz 70’li yaşlarında yeni doğan çocukları için bahçeye ağaç dikerdi. O ağacın büyüdüğünü görmeye kendi ömrünün yetmeyeceğini bile bile, çocuğu ve torunu için o ağaca emek verir, sular, büyütürdü.
Eskiden köylerde kedisi, köpeği olmayan ev yoktu. Köy çeşmelerinin etrafına hayvanlar için su ve mama kapları bırakılırdı…
Bir kediyi, bir köpeği, bir ağacı sevmeyenin insanı sevmesi mümkün mü?
Hayvanlara bunca işkenceyi yapan, yıllarca emek verilerek büyütülen bir ağacı acımasızca söküp atan bir insanın, başka insanlara saygı göstermesini bekleyebilir miyiz?
Bu acımasızlığı yapan genç insanlar aramızda yaşıyor.
Oysa, hayvan sevgisi uygarlığın yansımasıdır…
Geçtiğimiz gün Norveç’te çıkan yeni hayvan hakları genelgesi ile ilgili bir haber görmüştüm. Gıda Maddeleri ve Hayvan Sağlığı Kontrol Dairesi Genel Müdür Yardımcısı Ole Fjetland: “Norveç olarak hayvan haklarını en iyi şekilde koruyan ülke olmak istiyoruz” diyordu.
Genelgede yer alan kurallardan bazıları şöyle: Kediler vurulmayacak, dövülmeyecek, ensesinden, derisinden veya kuyruğundan tutulmayacak, evde yalnız bırakılıp seyahate çıkılmayacak. Köpeklerin çok küçük alanlarda bulunması önlenecek. Bulunduğu yer köpeğin kendi büyüklüğünden daha büyük, ayağa kalkıp yatabilecek, dolaşabilecek büyüklükte olacak. Her zaman içinde su dolu bir kabı olacak, günde en az üç kez gezdirilecek…
Bunlara uymayanlar hakkında para ve hapislik cezası uygulanacak.
Norveç’te bir kedinin ensesinden tutulması dahi yasakken, KKTC’de kimseye zararı dokunmayan gariban bir eşek önce silahla vuruluyor, ardından cinsel organı kesiliyor…
Ama hepten umutsuz değilim.
Bu ülkede, kendilerini hayvanların korunmasına, hayvan sevgisinin gelişmesine adayan pırıl pırıl gençler de var.
Bir tatil günü, elinde temizlik malzemeleri barınak temizlemeye giden, kedi ve köpeklere kulübe yapan, mama toplayan gençler.
İşte o gençlere buradan bir kez daha helal olsun diyorum.
İyi ki varsınız…
Umudumuz sizde..!

 

YERİN KULAĞI VAR

ÖZERSAY SAĞA MI BAKIYOR: Kudret Özersay’ın logosunu gördüğümde, ben bunu bir yerlerden hatırlıyorum dedim. Sonra dünkü gazetelerde Avrupa Birliği'nde sosyalist ve komünist partilerin bir araya gelerek oluşturduğu European Left yani Avrupa Solu Partisi’nin logosunu görünce hatırladım. Yalnız European Left’in yıldızındaki kırmızı ok solu, Kudret Özersay’ınkinde sağı gösteriyor… İlginç.

HANGİSİ HAYVAN:
Çevre Koruma Dairesi ekipleri, Dipkarpaz bölgesinde 2 hür eşeğin vurularak öldürüldüğünü ve eşeklerin “cinsel organları” başta olmak üzere çeşitli bölgelerinin kesildiğini açıkladı. Şimdi öldürülenler mi, yoksa bu vahşeti yapanlar mı hayvan, ona da siz karar verin…

EMEKÇİNİN ARTIŞI 28 TL:
Maaş artışları çıktı, hanyayı konyayı gördük. En alt kesimlerin refahını arttırmayacak mıydı bu emekçi hükümeti? En alt kademede Sosyal Sigorta emeklisinin aldığı 28 TL oldu. Neydi bu HP ayarlaması, anlayanınız oldu mu? Ben anladım aslında, maaşı da, ücreti de, refahı da devlet memuruna reva görüyorlar. Sosyal Sigortalı bu memleketin insanı değil. Çalışırken de adı yok, emekliyken de. Açlık sınırının altında yaşıyormuş, kimin umurunda…

BÖYLE MANTIK OLAMAZ:
Okudunuz herhalde, devlet pakatleme masraflarını karşılamadığı için patates tarlada kalıp çürüyüp gitmiş. Tuhafıma gitti, üretici patatesi üretiyor ama üç-beş kuruş verip paketleyeceğine, bunu devletin yapmasını bekliyor. Hazıra o kadar alışmışız ki, binlerce liralık malın heba olmasına göz yumar hale geldik…

ÇIPRAS GELİYOR:
Yunanistan’ın yeni Başbakanı Çipras pazartesi Kıbrıs’a geliyormuş. Öve öve bitirmediğimiz, adına destanlar yazdığımız Çipras’ın buradan vereceği masajlar çok önemli ve dikkatle izlenmeli. Bu ziyaret Güney’de olduğu kadar, KKTC için de önemli. Çipras’ın, Kıbrıs’ta çözüm için bir umut olup olmadığını, gelenekselci mi, yoksa gerçekten reformist mi olduğunu da göreceğiz…

ESAS SORUN GÜVEN DEĞİL:
İngiliz Yüksek Komiseri Ric Todd, Esra Aygın’a verdiği röportajda, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü iki taraf arasındaki güvensizliğe bağlamış. Bence öyle değil. En azından “artık” öyle değil. Esas sorun, her iki tarafta mevcut durumdan nemalananların, statükoya sıkı sıkı sarılması… Halklarını da bu yönde yönlendiren onlar…

 

ZİRVEDEKİLER
Cemal Mert: “Toplum ve yurttaşlar olarak, Nisan 2015’i, toplumsal kurumsallaşmada bir milada dönüştürmek mecburiyetimiz vardır. Bunun bilincinde olarak davranmak gerekmektedir. Eski figürler ve zihniyetlerle bu işin olamayacağı aşikardır. İlk olarak, ‘Kabile Kriterleri’ yerine ‘Enternasyonal Kriterlerle’ toplumu yeniden kurmaya azimli toplum liderini yaratmak ve desteklemek durumundayız. Bu iş için çok değil, üç ayımız kalmıştır…”

DİPTEKİLER
Vandallık Aldı Başını Gidiyor: Girne Kordonboyu’nda hem bir restoran, hem de limanın korkulukları darmadağın edilmiş. Bir işadamının evi kundaklanmak istenmiş, bir başkasının kendi arazisine diktiği 25 ağaç kesilmiş. Hepsi, tek bir günde olmuş. Bunlar şahısların birbiriyle husumeti ya da kişisel işler değil. Uzmanına havale edilmiş organize işler… Neler oluyor? Bu insanlar vatandaşın güvenliğini tehdit edecek cesareti nereden buluyor? Suç örgütlerinin bu kadar rahat ettiği yerlerde, yönetim ve denetim boşluğu var demektir…