Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sivil toplum yönetenleri denetlemezse…

Toparlanıyoruz Hareketi dün bir açıklama yaptı ve ülkede  gerçekten eksik olan bir boşluğu doldurmaya aday olduğunu gösterdi. Her şeyden önce kendilerini fikri takip yaptıkları, inandıkları doğrunun peşinden gidip, sonuç aldıkları için kutlamak gerek.
Toparlanıyoruz; Bilgi Edinme Yasası’nın gereği olan kurulun 7 yıl süreyle oluşturulmaması üzerine Yüksek Mahkeme’ye başvuru yapmıştı.
Başvuru görüşme aşamasına geldiğinde, mevcut iktidar olayın üstüne gitmiş, hem Yasa güncellenerek  güçlendirilmiş, hem de Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu oluşturulmuştu.
Aslında sivil toplum örgütlerinin tümünden beklenen bir şey bu.
Yani toplumsal çıkarlar bağlamında, sistemin yanlışlarının peşine düşmek, düzeltilmesini sağlamak.
Bu sadece yasalarla ilgili değil. İcraatlar için de aynı şey söz konusu.
Ama bir bakalım;  bizde derneklerin ve birliklerin genelde böyle bir çabaları var mıdır?
Bir yanlışın peşine takılıp, düzeltilmesini başarmış kaç dernek sayabilirsiniz? Kırk yılda üçü beşi geçmez.
Belki sadece meslek kuruluşlarını ayrı tutmak lazım. Ki onların da çoğu hükümet kapılarından eli boş dönerler de, dava açıp işin peşini bırakmamayı seçmezler.
Yanlışlar, bizde çoğunlukla vizirdeyerek şikayet edilir. Eylem yapılır, grev yapılır, nutuk sallanır. Ama bir şey değişmez.
Neden?
Çünkü öncelikle birçoğu siyaseten taraflıdır. İkinci olarak, direkt olarak üyelerinin çıkarlarını ilgilendirmediği için, toplumun genelini ilgilendiren meselelere, yanlışlara, çarpıklıklara fazla kafa yormazlar.
Yalnızca, belli zamanlarda kendi özel meseleleri için ses çıkartırlar.
Sendikaların da maalesef bir farkı yoktur. Onlar da her şeye siyasi gözlerle bakarlar. Yürütmeyle ilgili yanlışları yüksek sesle eleştirirler, ama takipçilikleri yoktur. Sistemin düzelmesiyle ilgili bir gaileleri de yoktur. Hatta neredeyse bozuk düzenin devamı, işlerine bile gelir.
Sivil toplumu bir tarafa bıraktım; devletin avukatı sayılan Savcılık bile çıkarılan yasaların gereğinin yapılıp yapılmadığını takip etmez. Eden başka bir kurum da yoktur.
Daha bunun gibi birçok konuda yasa var, tüzük yoktur, yasa var, yürütmeyi, denetlemeyi yapacak kurul yoktur.
Bu bakımdan Toparlanıyoruz Hareketi önemli bir görev yerine getirmekte, öncülük yapmakta. Bu görev; demokrasinin kendi kendini denetim görevi…
Dileriz birilerine ilham kaynağı olur, benzerleri de hayata geçer…

                                              *****
Yaşadıklarımız müstahakımızdır…                     
                                                                                                 “Balık hafızalısınız, yapılanları çok çabuk unutursunuz” dediklerinde çok kızarız. Ama ne yazık ki, gerçekten balık hafızalı bir toplumuz.
Hem halk, hem siyasi partiler, hem de sivil toplum örgütleri olarak en büyük hastalığımız, tepkimizin günübirlik oluşu ve yapılanları, verilen sözleri bir gün sonra unutmamızdır. Hükümetlerin verdiği sözleri, vaatleri ara sıra hatırlayanınız var mı?
Ya da bunların neden yerine getirilmediğini sorgulayan? Hayır, yok…                                                                          Son olarak, güneşli havada sel yaşanmasının hesabını sormak, sorumluların ortaya çıkarılmasını talep etmek yerine, mizah yapmayı tercih ettik…
Gelen ağam, giden paşam mantığıyla hep günü kurtarmaya çalıştık…
Kendimizi düşünmekten bir adım öteye geçip, başkasının üzüntülerini, yaşadığı haksızlıkları kendimize dert edinemedik. Bir gün o yaşananları bizim de yaşayabileceğimizi hesaplamadan, gündelik çıkarların peşinden koştuk… Bugün bu noktaya gelmemizin nedeni de, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığından değil mi zaten..   
Hapisten alıp Tiyatrolar Müdürlüğüne atanan kişi kaçımızın aklında… Ülke suç cennetine dönmüş. Gazetelerin sayfaları suç haberleri ile dolup taşıyor. Fuhuş, uyuşturucu ve kumar gençliği yiyip bitiriyor. Trafiğe her yıl onlarca kurban veriyoruz… Hangisiyle ilgili ciddi bir tepkimiz var?                                                             
Hiç kızmayın ama, evet, balık hafızalı ve umursamaz bir toplum olduk.
Suçu, suçluyu unutmak, kendimizi hayatın akışına teslim etmek ve “nemelazımcılık” daha çok işimize geldiğindendir belki de tüm bu yaşadıklarımız…

YERİN KULAĞI VAR                                                                                                                                                     

  İŞİ BAĞLIYORLAR:                                                                                                                                      Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik “yer altı” faaliyetleri başladı bile. Özellikle de seçim sürecinde medyanın gücünü kullanmak isteyen bir adayın, gazeteci, programcı, hatta bazı gazete patronlarını bağlamak için harekete geçtiği iddia ediliyor. Hatta bu işbirliği için büyük meblağların konuşulduğu, yine gelen iddialar arasında… Daha düne kadar farklı görüşe sahip bazı gazetecilerin, ani fikirsel dönüşleri, bu iddaların ciddiyetini ortaya koyuyor…    
GENE BÖLÜNDÜK:                                                                                                                                                           Genelde insanlar siyasi görüşleri nedeniyle, hiç bilemedin tuttukları takım için birbirlerinden farklı düşünüp yol ayırımına gelirler. Ama burası KKTC ya. Sanki tüm sorunları halletmişiz gibi bugünlerde, düşünce seviyesinin çok altında bir tartışma izliyoruz. Birileri Doğuş Derya’ya destek verirken, bir diğeri tam tersini yapabilir. Ancak hepsi düşünce düzeyinde olmak zorunda. Fikirsel çatışmaya evet, ancak bel altı kavgaya hayır demeliyiz…  Bizim toplumumuz bu gibi çirkinliklere alışkın değil, bugüne kadar nasıl reddettiysek, yine reddetmeliyiz. Hem de yüksek sesle, hep birlikte.
BAŞBAKAN ÖZÜR DİLEDİ AMA:                                                                                                                                                     Sanayi Odası, Lefkoşa’da Sanayi Bölgesi’nde geçtiğimiz gün yaşanan su baskınında ihmali bulunan kurumların sorumlularının erdemli davranarak halktan özür dileyip istifa etmesini beklediğini belirtmişti… Başbakan Yorgancıoğlu da yaşananlardan dolayı vatandaştan özür diledi ama, asıl sorumlu Ulaştırma Bakanı ya da Karayolları Dairesi’nden çıt yok. Bırakın istifayı, özür bile dilemediler…
NE DEMEK İSTEDİ:                                                                                                                                           Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, “Sanayi Bölgesi’nde zarar gören kişiler bakanlığa şikayette bulunsun görüşelim, gereken neyse yapılsın” dedi. Eminim benim gibi mağdurlar da Sayın Bakan’ın ne demek istediğini anlamadı. Örneğin mağdurlar tazmin mi edilecek, yoksa şikayet edenlere “Ne yapalım doğal afetti, hepinize geçmiş olsun” mu denilecek…
HÜKÜMET DİSİPLİNİ VAR MI:                                                                                                                            Hükümetin çok başlılığı sürüyor. Bir Bakan çıkıp, “Elektrik fiyatlarını düşürmeyi bir ay erteleyelim” diyor, Başbakan, konunun kendi içlerinde tartışılmadan kamuoyu ile paylaşılmasını doğru bulmadığını söylüyor. Bu aslında ilk değil. DP milletvekilleri, iki parti arasında konuşulmadan bir çok öneri sundular. Bunlardan bir kısmı da reddedildi. Hatta Güvenlik Kamu Görevlileri konusundaki ivedilik istemleri  reddedildiğinde Hakan Dinçyürek yine neredeyse bir krize neden olmuştu. Serdar Denktaş’ın bu yeni yetme vekillerine hükümet disiplini konusunda tecrübelerinden bahsetmesi gerekiyor galiba. Tabii eğer o da kendi milletvekillerinin tutumlarının arkasında değilse…

TEMİNATLA SERBEST:                                                                                                                                                   Kredi kartı sahtekarlığından tutuklu zanlılar teminatla serbest bırakılmışlar. Bunun gibi çok örnek verebiliriz. Mesela, uyuşturucu satıcısı, darp, tecavüz sanıkları da, sürekli teminatla serbest bırakılıyor. Hukuka saygımız sonsuz ama, bazı suçlar var ki, bununla itham edilenlerin teminatla serbest kalmaları doğru olmayabilir. Yok eğer hapishanelerde yer kalmadığı için bu kararlar alınıyorsa, yandığımızın resmidir… 

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                                       Suna Alsancak: Bunca hargür, kavga arasında zirveyi hak eden birini bulmak oldukça zor. Ama gazete sayfalarının arasına sıkışmış bir haber ilgimi çekti. Adı Suna Alsancak, henüz 7 yaşında. Rusya’da gerçekleşen 6. Uluslararası Müzik yarışmasında piyano dalında yarıştığı 35 kişi arasında Başarı Ödülü’ne layık görülmüş. Rusya gibi sanatın merkezi bir ülkede elde edilen bu başarı kolay olmasa gerek…

DİPTEKİLER                                                                                                                                                                      Derme çatma projeler: Bendi yıkan Karayolları Dairesi, Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı. Bakan Taçoy, zarar görenleri Bakanlığa çağırıyor. Biçareler hangi bir ziyanlarını beyan etsinler. Meşhur bend yapıldı yapılalı en az üç defa sele kapıldılar. Hani o, “bir daha aynı sorun yaşanmayacak” iddiasıyla yapılan bend. Hasan Taçoy şimdi de, yeni kanallar yapmaktan bahsediyor. Beceriksizce harcanan  milyonların üstüne, yine derme çatma eklemeler için milyonlar harcanacak. Garantisi? Asla yok. Hesap sorma? O hiç yok…