Son günlerde DP-UG’de yaşananlar, bildik senaryoların yeni bir versiyonu…
Kabinede yaşanan değişiklikler ve hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik farklı seslerin yükselmesi, partide birtakım işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. Özellikle de 2013 erken genel seçimlerinde DP listelerinden seçime giren ve sandalye sayısının 12’ye çıkmasında önemli rol oynadığı iddia edilen UG kanadının “abisi” pozisyonundaki Ahmet Kaşif’in bakanlık görevinden alınması ve niye alındığı konusunda açıklama yapılmaması, parti içindeki ötekileştirmeyi tetikleyen unsur oldu… Ardından yine UG kanadına ait oldukları bilinen gurubun Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, parti kararını beklemeden Eroğlu’nun destekleneceği yönündeki açıklamaları, partide zaten var olan ayrışmanın bir kez daha su yüzüne çıkmasına neden oldu… Bu gelişmeler, aynen UBP’nin kurultay döneminde yaşadığı krize benziyor. Hatta aktörleri de aynı. Orada da Kaşif ve diğer milletvekilleri, İrsen Küçük’ün kendilerine yönelik, “bitirme operasyonu” başlattığı ve dışlandıkları gerekçesiyle kazan kaldırmışlar ve UBP’de büyük sorunlar yaratan hareketin başlamasına neden olmuşlardı. Orada da bakanlık görevinden alınanlar başı çekiyordu. Sonuçta, ilk kez bir kurultay mahkemeye taşınmış, olay, sekizler diye bilinen Kaşif ve arkadaşlarının, UBP’den kopmasına kadar varmıştı. İktidarda olan UBP hükümeti azınlığa düşmüş ve güvensizlik önergesiyle de hükümetin düşmesi sağlanmıştı…
Basında da yer alan iddialara göre, sanki de DPUG içerisinde tekrar aynı oyunların oynanmak istendiği yönünde bir hava yaratılıyor… Genel Başkan Serdar Denktaş’a yönelik parti içerisinde başlatılmak istenen “isyan”, UBP’deki gibi sonuçlanır mı bilemeyiz ama 12 milletvekili ile CTP ile yaptıkları ortaklığın, olası bir kriz sonrası direkt olarak etkileneceği, hatta hükümetin bile bozulabileceği ihtimali göz ardı edilmemeli.
Zorlu Töre’nin istifasıyla Meclis’teki sandalye sayısı 11’e düşen DP-UG’de, 4’lü bir istifanın yaşanması sayısal olarak hükümetin düşmesini sağlamıyor belki. Ancak, mutlaka bir etkisi olacak. En azından, CTP de durumu yeniden değerlendirmek isteyecek.
12 vekile sahip partinin elde ettiği 4 bakanlık ile sayısı 6-7’ye düşmüş bir partinin koalisyondaki pozisyonu şüphesiz aynı olmayacaktır… Kaşif ve grubu geçmiş tecrübeleriyle bunu çok iyi biliyorlar. Bu suretle Serdar Denktaş’ın elinin bağlanacağını, ayrıca Cumhurbaşkanı seçimlerine yönelik alınacak kararda da kendilerinin belirleyici olacağını biliyorlar… Kısacası, şu an için 4 olan ancak, artma ihtimali yüksek olan bu sayı, hangi senaryo olursa olsun, DP-UG içerisinde önemli bir figür olmayı ve Genel Başkan Denktaş’ın üzerinde “Demoklesin kılıcı” gibi durmayı hep sürdürecekler… Ta ki, UBP’ye geçmenin daha avantajlı olduğu ana kadar. Son bir ihtimal ise, eskiden beridir tartışılan ve Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, mevcut hükümetin düşürülmesi ve yeni bir sağ hükümetin kurulmasıdır.
Belki de UG kanadında hareketlenenler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, “iktidar partilerinin ortak adayı” olarak girecek Eroğlu’nun elini güçlendirme hedefine yönelik ilk adımı atıyor olabilirler…
YERİN KULAĞI VAR
DP-UG KİME DESTEK VERECEK: DP-UG’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaşananlar partiyi biran önce karar alma noktasına getirdi. Bir grubun seçimlerde Eroğlu’na “şartsız” destek vereceğini açıklamasına karşın, diğer bir grup ise tam tersini düşünüyor. Yaşanan bu ikileme son vermek ve daha fazla yıpranma yaşamamak için Parti Meclisi’nin önümüzdeki haftalarda toplanıp, kimin destekleneceği konusunda karar üreteceği ve tartışmalara son noktayı koyacakları iddia ediliyor…
ÖZERSAY BAŞKANLIK REJİMİNDEN Mİ BAHSEDİYOR: Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, “Cumhurbaşkanı olacak kişinin iç konularda bakanlar kuruluna başkanlık etmesi, reformlar konusunda Meclis’i toplayarak inisiyatif alması, hükümeti siyasi konularda karar almaya zorlaması, ehil olmayanların atanmasına imza vermemesi” gerektiğini savunuyor. Ancak bunların hiçbiri bizim hukuk sistemimizde yok… Cumhurbaşkanı’nın da siyasi bir sorumluluğu yok. Bunlar, başkanlık sisteminin unsurları. Bence parlamenter sistemde bu söylenenleri yapmaya kalkmak, rejim krizi yaratmak olacaktır…
İSTERLERSE, SAĞLASINLAR: Rum Enerji Bakanı, Kıbrıs sorunu çözülmeden, “Rum” doğal gazını boru hatlarıyla Türkiye üzerinden ihraç etme diye bir şeyin söz konusu olmadığını; İsrail doğal gazını Türkiye’ye taşıyacak boru hattının Kıbrıs üzerinden geçmesine de müsaade etmeyeceğini açıkladı. Sözde Rum gazının varlığı bile şüpheli zaten de, eğer ilgili ülkeler İsrail gazının Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye taşınmasında kararlıysalar, Kıbrıs’ta bir anlaşmayı sağlamak zorundalar. Haydi hep birlikte bunun için dua edelim, ne dersiniz?..
NİYE YAPMIYORLAR: Muhalefet zamanlarında karşı çıktıkları “Göç Yasası” konusunda konuşan UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’na yasayı değiştirme çağrısı yaparak, hükümetin yeterli çoğunluğu bulunduğunu, bunu yaparlarsa, kendilerinin de destek vereceğini söyledi. Hakikaten bırakın UBP’nin desteğini, kendi oyları bile söz konusu yasayı değiştirmeye yetiyor. İşin ilginç yanı, dün eleştirdikleri bu yasayı, bugün değiştirmek için girişimde bulunmamaları…
TUHAF İNSANLARIZ: DAÜ Rektörü Abdullah Öztoprak’ın siyaseten görevden el çektirilmesinin ardından, linç kampanyası da hız kazandı. Geriye dönük birtakım iddialarla karalanmaya çalışılan Öztoprak, herhalde bunlara bir cevap verecektir. Özellikle DAK’ın devri ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçekten düşündürücü. Öğretmen bulmakta zorlanan, ücretlerin cep yaktığı ve iflasın eşiğindeki bu okulun devrine o günlerde karşı çıkanların, bugün bu kolejde çocuklarını okutmaları, çarpıklığın en somut örneği olsa gerek…
DOĞAL GAZI TEPE TEPE KULLANIYORLAR: Barth Eide, aslında bu defa adaya hidrokarbon yatakları konusunda önerilerle gelmişti. Cumhurbaşkanlığı çıkışında, bunları Anastasiadis’le konuştuktan sonra açıklayacağını belirtmişti. Ancak anlaşılan bir özel temsilci daha Rum duvarına tosladı. Rum sözcü görüşmelerinden bir sonuç çıkmadığını, hidrokarbon konusunun masaya gelmesini kabul etmeyeceklerini, Eide’ye de teşekkür ettiklerini söyledi. Çıkarları için Rum tarafının sırtını sıvazlayanlar olduğu sürece, daha ne Eide’ler, ne öneriler gider gelir…
ZİRVEDEKİLER
Değerlere Saygı: Aman yanlış anlaşılmasın, bizim değerlerimize gösterdiğimiz saygı değil. Dün Girne’de 1960 öncesi Kıbrıs’ta ölen İngilizlere ait mezarlığının önünden geçerken dikkatimi çekti. Anlaşılan bir tören hazırlığı vardı. Bölgede yaşayan İngilizler, kendi tarihlerine sahip çıkmışlar ve çoluk çocuk mükemmel bir temizlik yapmışlar. Biz de mezarlıkları çöp içinde bırakır, bir de utanmadan aralarında araba yıkarız. Modern dünyayla aramızdaki fark bu işte…
DİPTEKİLER
Beceriksizlik: Detay Gazetesi’nin dünkü manşeti dehşet vericiydi. Hani hükümet santrallere, kükürt oranı yüzde 1 olan yakıt alınacağını açıklamıştı. Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, hem tedarikçi firmayla yapılan sözleşme, hem de aradaki korkunç fiyat farkı nedeniyle bu ithalatın yapılamayacağını söylüyor. Düşünün Bakanlar Kurulu elektrik santrallerine akaryakıt alımıyla ilgili karar alıyor ama Kıb-Tek’e sormuyor, sözleşmeye bakmıyor. Olacak iş mi? Ben bu satırları yazdığım ana kadar Akim’in açıklamasına bir yalanlama gelmemişti. O halde bu beceriksizlik değil de nedir?..
































